İş Kanunu Madde 2

Tanımlar

Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir.

İşverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır.

İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür.

İşveren adına hareket eden ve işin, işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı işlem ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur.

Bu Kanunda işveren için öngörülen her çeşit sorumluluk ve zorunluluklar işveren vekilleri hakkında da uygulanır. İşveren vekilliği sıfatı, işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.

Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.

Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.

Kanuna veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesine dayanılarak kurulan kamu kurum ve kuruluşları ile bunların doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin en az yüzde ellisine sahip oldukları ortaklıklarda, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu veya diğer kanun hükümleri çerçevesinde, hizmet alımı amacıyla yapılan sözleşmeler gereğince, yüklenici aracılığıyla çalıştırılanlar, bu şekilde çalışmış olmalarına dayanarak;

a) Bu kurum, kuruluş ve ortaklıklara ait kadro veya pozisyonlara atanmaya,

b) Bu kurum, kuruluş ve ortaklıklara ait işyerlerinin kadro veya pozisyonlarında çalışanlar için toplu iş sözleşmesi, personel kanunları veya ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre belirlenen her türlü mali haklar ile sosyal yardımlardan yararlanmaya, hak kazanamazlar.

Sekizinci fıkrada belirtilen işyerlerinde yükleniciler dışında kalan işverenler tarafından çalıştırılanlar ile bu işyerlerinin tâbi oldukları ihale mevzuatı çerçevesinde kendi nam ve hesabına sözleşme yaparak üstlendiği ihale konusu işte doğrudan kendileri çalışanlar da aynı hükümlere tâbidir. Sekizinci fıkrada belirtilen kurum, kuruluş veya ortaklıkların sermayesine katıldıkları ortaklıkların kadro veya pozisyonlarında çalışan işçilerin, ortak durumundaki kamu kurum, kuruluş veya ortaklıkların kadro veya pozisyonlarına atanma ya da bu kurum, kuruluş veya ortaklıklarda geçerli olan mali haklar ile sosyal yardımlardan yararlanma talepleri hakkında da sekizinci fıkra hükümleri uygulanır. Hizmet alımına dayanak teşkil edecek sözleşme ve şartnamelere;

a) İşe alınacak kişilerin belirlenmesi ve işten çıkarma yetkisinin kamu kurum, kuruluşları ve ortaklıklarına bırakılması,

b) Hizmet alım sözleşmeleri çerçevesinde ya da geçici işçi olarak aynı iş yerinde daha önce çalışmış olanların çalıştırılmasına devam olunması, yönünde hükümler konulamaz.

Sayfa İçeriği

İş Kanunu Madde 2 Gerekçesi

İş kanunu tanımlar başlıklı ikinci maddenin gerekçesinde temel kavramlar, başta “işyeri” olmak üzere açık ve tüm unsurları gösterilmek suretiyle hükme bağlanmış, diğer kanunlarla bağlantı kurularak uyumlaştırılmış, uygulamada sorun yaratan hususlar gerekli açıklık getirilerek çözüme kavuşturulmuş ve Avrupa Birliğinin çalışma hayatına ilişkin müktesebatı göz önünde tutularak yeni düzenlemelere tabi tutulmuştur.

İşçi tanımı yapılırken, 2821 sayılı Kanunun 2 nci maddesinde olduğu üzere, iş sözleşmesine dayanarak çalışma yeterli görülmüş, iş sözleşmesinin unsurları olan “herhangi bir işte” ve “ücret karşılığı çalışmak” ibarelerine ayrıca yer verilmemiştir. İşçi tanımında işgücünü işverene sunan bir varlık olarak “gerçek kişi” özelliği vurgulanmıştır.

Avrupa Birliği müktesebatında işçi ve işveren arasındaki hukuki bağı açıklamak üzere “iş sözleşmesi” ve/veya “iş ilişkisi” deyimleri kullanılmaktadır. Birlik hukuk kaynaklarında, söz gelimi yönergelerinin – başlıklarında dahi (örneğin 91/533, 91/383, 99/70 sayılı Yönergeler) birlikte görülen “iş sözleşmesi” ve “iş ilişkisi” deyimleri özdeş olup, iş ilişkisi deyimi iş sözleşmesi dışında başka akitleri de içeren ve hedef alan bir ilişkiyi, dolayısıyla işçi kavramının genişletilmiş biçimi olduğunu belirtmemektedir. Tasarıda da Avrupa Birliği müktesebatına uygun şekilde, işçi ve işveren niteliğinin kazanılmasında iş sözleşmesine göre çalışmanın varlığına bakılacağı vurgulanmış, ayrıca kurulan hukuki bağın “iş ilişkisi” olarak isimlendirileceği de birinci fıkrasında düzenlenmiştir.

Diğer yandan Avrupa Birliği müktesebatında işçi esas itibarıyla iş sözleşmesine göre bağımlı çalışanlar olarak kabul edilmekle beraber, doğrudan bir iş görme borcuna dayanmayan, amacı “eğitim” olup işyeri ortamında ilişki kuran kimselerin (çıraklar ve staj yapan öğrenciler) de iş sağlığı ve güvenliği konularında “işçi” kavramına dahil edilmekte ve işçilere uygulanan şartlardan yararlandırdıkları görülmektedir. Bu açıdan da Birlik müktesebatına paralel düzenleme getirilmiş ve 77 nci maddede çırak ve stajyerler de iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinden yararlanacak kimseler arasına alınmışlardır.

İşveren tanımı için de, 2821 sayılı Kanunun 2 nci maddesi göz önünde tutulmuş, “gerçek ve tüzel kişiler” dışında iş sözleşmesine göre işçi istihdam eden ve tüzel kişiliği bulunmayan kurum ve kuruluşların da “işveren” sayılacakları birinci fıkra hükmünde açıkça gösterilmiştir. Hatta bu hususta 2821 sayılı Kanunda “tüzel kişiliği olmayan kamu kuruluşları” denilmesine rağmen, aynı durum özel hukuk alanında da söz konusu olabileceğinden (örneğin adi ortaklıklar arasında), kamu ve özel kesim ayırımı yapılmaksızın işçi sayılan gerçek kişileri çalıştıran, ancak tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşların “işveren” sayılacakları hükme bağlanmıştır.

“İşyeri” tanımı; teknik bir amaca, diğer bir deyişle mal veya hizmet üretimine yönelik ve değişik unsurlardan meydana gelen bir birim olduğu belirtilmek suretiyle verilmiştir. İşyerinin sınırlarının belirlenmesinde “işyerine bağlı yerler” ile eklentiler ve araçların bu birim kapsamında oldukları, önceki hükümden farklı bir ölçüt aranmamış olmakla beraber; özellikle bir işyerinin mal veya hizmet üretimi için ayrı bir alanı da kullanması halinde bunların tek işyeri mi, yoksa birbirinden bağımsız işyerleri mi sayılacağı konusunda “amaçta birlik”, aynı teknik amaca bağlı olarak üretimde bulunma, nitelik yönünde bağlılık ile “yönetimde birlik”, aynı yönetim altında örgütlenmiş olma şartlan gerek yargı kararlan ve gerek doktrindeki görüşlere paralel şekilde düzenlenmiştir. Diğer yandan teknolojik ve ekonomik gelişmeler bir işyeri çerçevesinde mal ve hizmet üretimi, pazarlama ve müşterilere sunulması yönünden çok yönlü ve yapısal değişiklikleri beraberinde getirmiş, bir işyerinin amacının gerçekleştirilmesinde işlerin görülmesi işyerinin kurulu bulunduğu “yerin” dışına taşmış, işveren, kurulan “iş organizasyonu” işçinin evine, bağımsız bir işyeri niteliğinde olmayan irtibat bürolarına veya yurt genelinde (ilaç fabrikası satış elemanları gibi) veya ilin içinde (beyaz eşya bakım ve onarım işlerinde çalışanlar gibi) işlerin yürütüldüğü bir örgütlenmeye kadar genişletmek gereksinimini duymuştur. Bu olgular dikkate alınarak ve Avrupa Birliğine üye devletlerdeki değerlendirme ve kavramsal gelişmeler göz önünde tutularak maddenin üçüncü fıkra olarak “İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür.” hükmü eklenmiştir.

İşveren vekili tanımı, sorumluluğu, işçi hak ve yükümlülüklerine tabi olmasına ilişkin hükümler esas itibarıyla aynen korunmuş, ancak işveren vekiline verilen temsil yetkisinin işyeri ve işler dışında “işletme” ile ilgili bulunduğu gerçeği göz önünde tutularak tanıma bu sözcük de eklenmiştir.

Asıl işveren-alt işverenin ilişkisinin tanımı unsurlarıyla birlikte açıklanmış, unsurlarında mevcut esaslar korunmakla beraber, görüş ayrılıklarına sebep olan bir konu da kavram açısından daraltıcı etkiye sahip bir hüküm haline getirilmiştir. Buna göre, bir işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin “asli işin bir bölümünde” veya “yardımcı işlerinde” iş alan diğer işverenler, işçilerini sadece bu işyerinde çalıştırdıklarında asıl işveren alt işveren ilişkisi doğmuş olacak, buna karşı işyerinde yürütülen asli ve yardımcı işler dışında iş alan bir işveren, örneğin işyerinde bir ek inşaat yapılması ya da bina onarım işini alan diğer işverenin alt işveren kapsamında nitelendirilmesi mümkün olmayacaktır. Ayrıca, asıl işverenin alt işverenden iş alabilmesi işyeri gereklerine ve teknolojik nedenlere bağlanmıştır.

Diğer yandan bir işyerinde asıl işveren-alt işveren ilişkisinin doğumu için, asıl işin “bir bölümünde” iş alınmasının anlamının, aynı bölümde asıl işverenin artık işçi çalıştırmayacağı, işçilerin bölünme suretiyle bir kısmının asıl işverence, diğer kısmının alt işverence yürütülmesine madde düzenlemelerinin imkan vermediği konusunun da gözönünde tutulmasıdır.

Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin madde şartlarına göre doğmuş olmasının en önemli sonucu her iki işverenin, alt işverenin işçilerine karşı birlikte sorumlu olmalarıdır. Bu sorumluluk, alt işverenin işçisinin ve orada çalıştığı süreyle sınırlı olup, alt işverenin işçilerinin İş Kanunundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan hükümlerinden yükümlülüklerini kapsamaktadır. Mevcut düzenlemede toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerden söz edilmemekle beraber, yargı kararlarında ve doktrinde benimsenmiş bu yükümlülük maddede açıkça düzenlenmiştir.

İşyerinde alt işverene iş verilmesi çalışma hayatının gereksinimlerinden biri ve hukuki dayanakları bulunan bir ilişki olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak, 1980’li yıllardan sonra ekonomik şartların etkisiyle de olsa alt işverenlere işlerin verilmesinde sayısal artışlar olmuş ve bunun sonucu işçilerin bireysel ve kolektif haklarının sınırlandırılması, kullanılamaz hale getirilmesinin yaygın örneklerinin bulunduğu yargıya intikal eden uyuşmazlıklarla da doğrulanmıştır. Yargıtay’ın tespitlerinde muvazaalı işlemlerin belirli ölçütlerle açıkça ortaya konulması ve hukuki sonuçları, önemli bir fren oluşturmuşsa da; yüksek mahkemenin görüşleri de dikkate alınarak asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kötüye kullanılmasına fırsat yaratmamak üzere konunun madde hükümleri arasına alınarak düzenlenmesi uygun görülmüştür.

İş Kanunu Madde 2 Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2023/4529 K. 2023/5685 T. 24.04.2023

Esas: 2023/4529

Karar: 2023/5685

Karar Tarihi: 24.04.2023

Karar Özeti

Kararda, asıl işveren–alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun kabulü hâlinde, alt işveren işçisinin başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılacağı yönündeki kural esas alınmıştır. Bu yaklaşım, İş Kanunu Madde 2’de yer alan asıl işveren, alt işveren ve işçi tanımlarının hukuki sonuçlarını somutlaştırmaktadır. Yargıtay, muvazaa tespit edildiğinde davacının baştan itibaren asıl işveren işçisi sayılacağını kabul etmekle, tanım hükmünün yalnızca kavramsal değil, doğrudan sonuç doğuran bir norm olduğunu vurgulamıştır.

Buna karşılık, davacının ücretinin belirlenmesi bakımından emsal işçinin somut olarak ortaya konulması gerektiği, varsayımsal ya da yalnızca dış kurumlardan elde edilen istatistikî verilerle “olması gereken ücret” üzerinden hesaplama yapılamayacağı belirtilmiştir. Bu değerlendirme, Madde 2’deki tanımların işçi lehine sonuç doğurabilmesi için, ilişkinin ve emsal koşulların somut delillerle ispat edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Böylece karar, İş Kanunu Madde 2’nin asıl işveren–alt işveren ilişkisindeki belirleyici rolünü açık biçimde yansıtan güncel bir içtihat niteliği taşımaktadır.

KARAR

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Habaş Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstri AŞ’nin alt işverenliğini yürüten alt işveren firmada çalıştığını, … sözleşmesinin feshini müteakip işe iade davası ikame edildiğini, yargılama sonunda feshin geçersizliği ile davacının işe iadesine, 4 aya kadar boşta geçen süre ücreti ile işe başlatılmaması hâlinde davalının tazminat ödemesine karar verildiğini, davacının talebine rağmen işe başlatılmadığını ancak kısmi ödeme yapıldığını, muvazaalı asıl işveren alt işveren ilişkisinin mevcudiyeti nedeniyle hesaplamaların ve ödemelerin eksik yapıldığını, eşit işe eşit ücret ilkesine aykırı davranıldığını, işverence emsal işçilerle ilgili bordro ve belgelerin sunulmadığını, yargılamanın sürüncemede kalmaması için … İstatistik Kurumu (…) verilerinin esas alınmasını talep ettiklerini, … 5. … Mahkemesinde benzer konuda açılan davalarda bilirkişi tarafından davacının son ücretinin … verilerine oranlanarak davacının olması gereken ücretinin tespit edildiğini ve talep edilen alacakların bu ücrete göre hesaplandığını, bu hesaplamalara göre verilen kararların istinaf incelemesi sonucunda kesinleştiğini fark kıdem ve ihbar tazminatları ile işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti ve ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep edilmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; açılan davayı kabul etmediklerini, husumet ve derdestlik itirazı ile zamanaşımı def’i bulunduklarını, işe iade davası sonucunda kesinleşen ilâm gereğince işbu davada talep edilen alacakların ödendiğini, davacının görev tanımına ilişkin olarak ileri sürülen hususların doğru olmadığını, davacının yapılan işe ve ücrete dair beyanlarının çelişkili olduğunu, işyerinde davacı ile aynı işi yapan hiçbir personel bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ile alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun kesinleştiği, davacının … ücretinin tespiti için yargılama sırasında davalı tarafa davacı ile benzer kıdeme sahip aynı işi yapan işçilerin ücretinin bildirilmesi için kesin süre verilmişse de bu yönde dosyaya bilgi ve belge sunulmadığı, bu nedenle dava dilekçesindeki talep de nazara alınarak davacının çıplak ücretinin tespitinde … verilerinin nazara alınması gerektiği gerekçeleri ile taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF

İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

İstinaf Sebepleri

1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dosya kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda esas alınan … verilerinin taleplerinden farklı olduğunu, tespit edilen bu ücret üzerinden yapılan hesaplamanın hatalı olduğunu, müvekkilinin … tanımına uymayan verilerin hesaplamaya esas alındığını, bu nedenle bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, davalı taraftan hesaplamanın yapılması için davalı Şirketin çalışanlarının ücret bordro ve ücret eklerinin, görev tanımlarının, işe giriş çıkış tarihlerini gösteren tüm kayıtların celbinin istendiğini buna rağmen kayıtların sunulmaması hâlinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 220 nci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması gerektiğine dair talepte bulunduklarını, davalının bilinçli şekilde gerekli bilgileri dahi sunmayarak bilirkişinin bu yönden hesaplama yapmasını engellediğini, … verilerinin esas alınarak hüküm kurulmasının … seçenek olduğunu belirterek kararı istinaf etmiştir.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının tüm alacaklarının usulüne ve kayıtlara uygun eksiksiz bir şekilde banka kanalıyla ödendiğini, ödemelerin davacının işe giriş bildirgesinde gösterilen, SGK kayıtları ile … olan … koduna göre yapıldığını, davacının fark alacağı talep etmesi ve Mahkemenin sadece davacı taraf taleplerine istinaden … verilerine göre karar … olmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının ücreti üzerinden hesaplanan dava konusu alacakların kendisine ödendiğini, … verilerinin hesaplamaya esas alınarak işçinin alması gereken ücret üzerinden hesaplama yapılamayacağının … olduğunu belirterek kararın kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 4857 sayılı … Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığının kabulü hâlinde alt işveren işçilerinin başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılacağı hükmüne yer verilerek alt işverenlik ilişkisinde muvazaaya bağlanan hukuki sonucun açıklandığı, bu durumda davacının en başından itibaren asıl işveren işçisi sayılacağı ve asıl işveren işçilerine ödenen ücretten yararlanacağı, ancak davacının ücretinin belirlenebilmesi için davalı işveren nezdindeki emsal işçi ücretinin tespitinin gerekmediği; zira İlk Derece Mahkemesince muvazaaya dayandığı kabul edilen alt işveren tarafından davacıya ücret adı altında yapılan ödeme tutarına ilişkin taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, davacı vekili, davalının emsal işçisine ödenen ücretin müvekkiline de ödenmesini talep ettiğinden, aynı işi yapan davacı işçisinin ve ücretinin tespiti gerektiği, bu tespit yapılmaksızın varsayımsal bir ücret üzerinden veya ilgili kuruluşlardan yapılacak emsal araştırması sonrasında belirlenecek ücret üzerinden hesaplanan işçilik alacaklarına hükmedilmesinin hatalı olacağı, İlk Derece Mahkemesindeki yargılama aşamasında işyerinde çalışan ve emsal işçi konusunda bilgisinin olması beklenen davacı tarafından kendisine emsal davalı işçisi gösterilmediği gibi dava dilekçesindeki deliller arasında keşif ve bilirkişi incelemesine de açıkça yer verilmediği, bu nedenle davacı tarafın istinaf başvurusunun yerinde görülmediği, davalı istinafı bakımından ise davacıya emsal olabilecek davalı işveren nezdinde çalışan işçi tespit edilemediğinden ve dava konusu alacakların emsal ücretin esas alınması iddiasına dayalı fark alacaklar olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçeleri ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ

Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

Gerekçe

Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık; davalı asıl işveren ile alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı kabul edilmesi nedeniyle davacıya ödenmesi gereken ücretin tespiti ile buna bağlı olarak dava konusu alacakların hesabı noktasındadır.

İlgili Hukuk

6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 370 ve 371 … maddeleri.

Mülga 1475 sayılı … Kanunu’nun, 4857 sayılı Kanun’un 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte olan 14 üncü maddesi.

4857 sayılı Kanun’un 2, 17, 21 ve 32 nci maddeleri.

Değerlendirme

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 … maddesinde yer … sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 … maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

24.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2024/2820 K. 2024/7096 T. 18.04.2024

Esas: 2024/2820

Karar: 2024/7096

Karar Tarihi: 18.04.2024

Karar Özeti

Kararda, asıl işveren–alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun kabulü hâlinde, alt işveren işçisinin başlangıçtan itibaren asıl işveren işçisi sayılacağı açık biçimde benimsenmiştir. Bu yaklaşım, Madde 2’nin yedinci ve sekizinci fıkralarında düzenlenen tanımların ve bunlara bağlanan hukuki sonuçların doğrudan uygulanması anlamına gelmektedir.

Bununla birlikte Yargıtay, muvazaa tespitinin işçiye otomatik olarak “olması gereken ücret” üzerinden alacak hesabı yapılmasını sağlamayacağını, ücret farkı iddiasının kabulü için davacının davalı işyerinde aynı işi yapan somut bir emsal işçi göstermesi gerektiğini vurgulamıştır. TÜİK verileri veya soyut emsal araştırmalarıyla belirlenen varsayımsal ücretlerin esas alınamayacağı belirtilerek, tanım hükmünün uygulanmasının ancak somut ve ispatlanabilir emsal çalışma koşullarıyla mümkün olduğu kabul edilmiştir.

Bu yönüyle karar, İş Kanunu Madde 2’de yer alan asıl işveren–alt işveren kavramlarının yalnızca ilişkiyi nitelemekle kalmayıp, hak ve borçların belirlenmesinde de somut delile dayalı olarak işletilmesi gerektiğini ortaya koyan yerleşik içtihadı teyit etmektedir.

KARAR

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı … Sınai ve Tıbbi Gazlar İstihsal Endüstri AŞ’nin alt işverenliğini yürüten firmalarda çalıştığını, davacının tek ve asıl işvereninin davalı Şirket olduğu hususunun Mahkeme kararları ile kesinleştiğini, alt işveren değiştiği hâlde davacının asıl işverene ait işyerinde çalışmasını sürdürdüğünü, kesinleşen muvazaa nedeniyle asıl işverenin işçilerinin yararlandırıldığı ücretten ve sosyal haklardan yararlandırılması gerektiği hâlde müvekkilinin bu ücretten yararlandırılmadığını, müvekkilinin olması gereken ücretinin davalı işyerinde çalışan aynı kıdeme sahip kişinin ücreti (temel ücret, ikramiye, prim, alışveriş çekleri, yemek, servis vb. sosyal haklar) esas alınarak davaya konu tüm işçilik alacaklarının bu tutarlar üzerinden hesaplanması gerektiğini ileri sürerek ücret farkı alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; açılan davayı kabul etmediklerini, husumet itirazı ile zamanaşımı def’inde bulunduklarını, müvekkilinin asıl işinin gaz üretimi olduğunu, davacının çalıştığı yüklenicilerin nakliye işini üstlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; emsal mahkeme kararları ile davalının kayıt ibraz edilemeyeceğine dair beyanları da nazara alınarak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kazanç sorgulama raporunda yer alan ücretin asgari ücrete olan oranı tespit edilmek suretiyle olması gereken ücret ile ödenen ücret arasındaki fark tespiti ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

İSTİNAF

İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

İstinaf Sebepleri

Davacı vekili; davalı taraftan hesaplamanın yapılması için davalı Şirketin çalışanlarının ücret bordro ve ücret eklerinin, görev tanımlarının, işe giriş çıkış tarihlerini gösteren tüm kayıtların celbinin istendiğini buna rağmen kayıtların sunulmaması hâlinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 220 nci maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanması gerektiğine dair talepte bulunduklarını, davalının bilinçli şekilde gerekli bilgileri dahi sunmayarak bilirkişinin bu yönden hesaplama yapmasını engellediğini, davalı Şirkette çalışan işçilerin ücreti çok daha fazla olmasına rağmen hatalı TÜİK verilerinin esas alınmasının doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

Davalı vekili; davacının tüm alacaklarının usulüne ve kayıtlara uygun olarak eksiksiz bir şekilde banka kanalıyla ödendiğini, ödemelerin davacının işe giriş bildirgesinde gösterilen, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları ile sabit olan iş koduna göre yapıldığını, davacının fark alacağı talep etmesi ve İlk Derece Mahkemesinin sadece davacı taraf taleplerine istinaden TÜİK verilerine göre karar vermiş olmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının ücreti üzerinden hesaplanan dava konusu alacakların kendisine ödendiğini, TÜİK verilerinin hesaplamaya esas alınarak işçinin alması gereken ücret üzerinden hesaplama yapılamayacağının sabit olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.

Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığının kabulü hâlinde alt işveren işçilerinin başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılacağı hükmüne yer verilerek muvazaaya bağlanan hukuki sonucun açıklandığı, bu durumda davacının en başından itibaren asıl işveren işçisi sayılacağı ve asıl işveren işçilerine ödenen ücretten yararlanacağı, ancak davacının ücretinin belirlenebilmesi için davalı işveren nezdinde davacı ile aynı işi yapan işçinin tespiti gerektiği, bu tespit yapılmaksızın varsayımsal bir ücret üzerinden veya ilgili kuruluşlardan yapılacak emsal araştırması sonrasında belirlenecek ücret üzerinden hesaplanan işçilik alacaklarına hükmedilmesinin hatalı olduğu, davacı tarafından kendisine emsal davalı işçisi gösterilmediği gibi dava dilekçesindeki deliller arasında keşif ve bilirkişi incelemesine de açıkça yer verilmediği, bu nedenle davacı tarafın istinaf başvurusunun yerinde görülmediği, davalı istinafı bakımından ise davacıya emsal olabilecek davalı işveren nezdinde çalışan işçi tespit edilemediğinden ve dava konusu alacakların emsal ücretin esas alınması iddiasına dayalı fark alacaklar olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ

Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

Gerekçe

Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık; davalı asıl işveren ile alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı kabul edilmesi nedeniyle davacıya ödenmesi gereken ücretin tespiti ile buna bağlı olarak dava konusu alacakların hesabı noktasındadır.

İlgili Hukuk

6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 370 ve 371 inci maddeleri.

4857 sayılı Kanun’un 2 nci maddesinin yedi ve sekizinci fıkraları ile 32 ve 41 inci maddeleri.

Değerlendirme

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

18.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Our Score
Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

📞 Hemen Ara