İş Kanunu Madde 6

İşyerinin Veya Bir Bölümünün Devri

İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.

Devralan işveren, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlüdür.

Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar. Ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğu devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.

Tüzel kişiliğin birleşme veya katılma yada türünün değişmesiyle sona erme halinde birlikte sorumluluk hükümleri uygulanmaz.

Devreden veya devralan işveren iş sözleşmesini sırf işyerinin veya işyerinin bir bölümünün devrinden dolayı feshedemez ve devir işçi yönünden fesih için haklı sebep oluşturmaz. Devreden veya devralan işverenin ekonomik ve teknolojik sebeplerin yahut iş organizasyonu değişikliğinin gerekli kıldığı fesih hakları veya işçi ve işverenlerin haklı sebeplerden derhal fesih hakları saklıdır.

Yukarıdaki hükümler, iflas dolayısıyla malvarlığının tasfiyesi sonucu işyerinin veya bir bölümünün başkasına devri halinde uygulanmaz.

Sayfa İçeriği

İş Kanunu Madde 6 Gerekçesi

1475 sayılı İş Kanunu’nun bazı maddelerinde (örneğin 14, 53) işyerinin devrinden söz edilmekle beraber, bu konuyu genel olarak düzenleyen ve sonuçlarını belirleyen hükümler bulunmamaktadır. Deniz İş Kanunu’nda geminin mülkiyetinin kısmen veya tamamen başkasına geçmesinin iş sözleşmesinin feshini gerektirmeyeceği (m. 19) hükme bağlanmakla, sınırlı da olsa, işyeri devrine ilişkin bir düzenleme getirilmiş, ancak Basın İş Kanunu ve Borçlar Kanunu’nda da işyerinin devrini günün ihtiyaçlarına cevap verecek hükümler, getirmek amacıyla adım atılmış değildir. Oysa çalışma hayatının çok önemli sorunlarından biri olarak birçok ülkede, örneğin İsviçre, Almanya ve diğerlerinde işyerinin ve işyerinin bir bölümünün devri hakkında yasama organının müdahalesi çoktan gerçekleşmiş Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde mevzuatlarının uyumlaştırılması amacıyla 77/187 sayılı Yönerge yürürlüğe konulmuş ve bununla ilgili 2001/23 sayılı yeni bir Yönerge de çıkarılmıştır.

İşyerinin devri ve sonuçları hakkındaki boşluk, doktrin ve yargı kararlarıyla İş Kanunu’nun temel esaslarına göre doldurulmuş olmasına rağmen, özellikle ekonomik koşulların etkileriyle daha sık görülen bu tür devirler için kanuna açık düzenlemeler getirilmesi tarafların menfaatleri yönünden de kaçınılmaz bir durum olarak görülmüştür. İş Kanunu’nun genel hükümleri arasında işyerinin devrine ilişkin konular eklenirken, Avrupa Birliği müktesebatından başka diğer ülkelerin yararlanılabilecek maddeleri ve özellikle konu ile bağlantısı bulunan Türk toplu iş sözleşmesi sisteminin ilkeleri göz önünde tutulmuştur.

Madde, gerçek kişi işverenin ölümüyle işyerinin miras hükümlerine göre mirasçılarına geçmesi ve buna göre sonuçlarını doğurması dışında “hukuki bir işleme dayalı olarak” işyerinin ve bir bölümünün başka işverene geçtiği bütün halleri kapsar niteliktedir. Ancak işlemin özelliğine göre sonuçlardaki farklılıklar maddede ayrıca ele alınmış ve istisnalar gösterilmiştir. Diğer yandan hukuki işlem sonucu, işyeri veya bölümünün bir satış sözleşmesinde olduğu üzere kesin ve sürekli biçimde devrinde olduğu gibi, bir kira sözleşmesine göre geçici ve süreli olarak başkasına devri halinde de uygulanabilecektir.

İşyeri veya bir bölümünün devrinde, iş ilişkilerinde işveren tarafı değişmekte, ancak iş sözleşmesi mevcut bütün hak ve borçlarıyla yeni işverene geçmektedir. Bu arada devralan işverenin kıdeme esas olan haklardan sorumluluğu da hükme bağlanmaktadır.

Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlamak açısından iki konuya daha madde hükümleri arasında yer verilmiştir. Bunlardan biri, işyeri veya bir bölümünün devri halinde, devirden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken haklardan dolayı önceki ve sonraki işverenin sorumluluğudur. Diğeri ise, devirde iş sözleşmelerinin fesih yönünden ne yolda etkileneceğidir. Bu hususta Avrupa Birliği Müktesabatına uyum sağlayan ve ülkemiz yargı kararları ile doktrindeki görüşlere uygun hükümler getirilmiştir.

İş Kanunu Madde 6 Emsal Yargıtay Kararları

Karar Özeti

Somut olayda önce … Turizm AŞ tarafından işletilen “Hilton … Park” işyerinin, kısa bir kesinti sonrası bu kez … Eğlence ve Spor Hizmetleri Ltd. Şti. tarafından aynı faaliyetle, aynı organizasyon yapısı ve büyük ölçüde aynı personelle işletilmeye devam ettiği tespit edilmiştir. Ortada yazılı bir “devir sözleşmesi” bulunmamasına rağmen, işyerinin maddi ve maddi olmayan unsurları ile birlikte ekonomik bütünlük halinde yeni işverene geçmesi sebebiyle, bu durum işyeri devri olarak kabul edilmiştir.

Bu nedenle Yargıtay, davacının her iki şirket nezdindeki çalışmalarının ayrı ayrı değil, işyeri devri hükümleri çerçevesinde bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Yerel mahkemenin yalnızca son işveren yanındaki iki aylık çalışmayı esas alarak kıdem tazminatını reddetmesi hatalı bulunmuş ve karar bu gerekçeyle bozulmuştur.

Karar, işyerinin yazılı bir sözleşme olmaksızın fiilen devredilmesi hâlinde dahi, ekonomik birliğin kimliğini koruyarak faaliyetini sürdürmesi durumunda Madde 6’nın doğrudan uygulanacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2011/15674 K. 2013/11610 T. 10.04.2013

Esas: 2011/15674

Karar: 2013/11610

Karar Tarihi: 10.04.2013

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … Dündar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:  

YARGITAY KARARI

A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı avukatı, işyerinin kapanması nedeniyle davacının iş akdinin fesih edildiği ve akdin feshinden sonra işçilikten doğan alacaklarının ödenmediği iddiasıyla, kıdem, ihbar tazminatları, fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil çalışma ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti: İş akdinin işyerinin kapanması nedeniyle fesih edildiğini, davacının ücret ve vergi iadelerini eksiksiz aldığını, davacının daha önce çalıştığını iddia ettiği … Tur. AŞ ile aralarında organik yada yönetsel bir bağ bulunmadığını, dolayısıyla adı geçen şirket nezdinde geçen çalışmalardan müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının bildirimlerinin yapıldığı dava dışı … Turizm Tic AŞ ile davalı arasında fiili ve organik bağ bulunmadığı, davalı işverene ait işyerinde geçen 2 ay 4 gün olan çalışma süresi nedeniyle davacının kıdem tazminatına hak kazanamayacağı gerekçesi ile 2 ay davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

D) Temyiz: Kararı davacı temyiz etmiştir.

E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı avukatının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-İş Kanununun 6. Maddesine göre, “İşyeri veya işyerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer”. İşyeri kavramı ise, Kanunun 2. Maddesinde tanımlanmış olup “İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir”. “İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş  organizasyonu kapsamında bir bütündür”. Bu hükümler çerçevesinde, işyerinin maddi ve maddi olmayan unsurları ile birlikte işgücü bir başkasına devredilmiş ise ortada “İşyeri devri” vardır. Belirtelim ki, İş Kanununun 6. Maddesinde devralanın sorumluluğunun doğabilmesi için işyerinin bir bölümünün dahi devredilmesi olması gerekli ve yeterlidir. Bu husus tespit edilirken somut olayın tüm unsurları dikkate alınarak, bu çerçevede ilgili işletme ve işyerinin türü, maddi unsurların devredilip devredilmediği, işçilerin çoğunluğunun devredilip devredilmediği, müşterilerin devredilip devredilmediği, devirden önce ve sonra gerçekleştirilen faaliyetler arasındaki benzerlik derecesi, işyerinde faaliyet askıya alınmış ise bunun süresi hep birlikte değerlendirilmek suretiyle ekonomik birliğin kimliğini koruyarak devredilip devredilmediğinin belirlenmesi gerekir. Bu değerlendirme neticesinde “ekonokmik birlik’in kimliğini koruyan bir şekilde devredildiği söylenebiliyorsa burada işyerinin devredildiği kabul edilmelidir. Dava konusu uyuşmazlıkta, davalı … Eğl. Ve Spor Hiz. Tur. Tic. Ltd. Şti’nin daha önce dava dışı … Turizm Tic. A.Ş. tarafından işletilmekte olan “Hilton … …Park” işyerini daha önceden o işyerinde çalışmış olan personeli ile birlikte, yapılan işin yürütümünde hiçbir değişiklik söz konusu olmaksızın ve kısa bir fasılayı müteakiben işletmeye devam ettiği, davacının çalışmasını kısa bir ara verme hariç bu iki şirket nezdinde geçtiği anlaşıldığından, Dairemizin kararlılık kazanan içtihatlarında öngörüldüğü gibi, söz konusu işverenler arasında işyerinin devrine ilişkin bir sözleşme olmamasına rağmen işçinin sonraki alt işveren nezdinde çalışması halinde İş Kanununun 6.maddesi anlamında bir devir olarak işyeri devrinin söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir.

 Mahkemece, davacının dava dışı … Tur Tic AŞ’ne ait işyerindeki çalışmaları ile davalı şirketteki çalışmaları işyeri devri esaslarına göre değerlendirilerek her iki işyerinde geçen çalışmaların toplamı üzerinden alacak kalemlerinin değerlendirilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile sadece davalı şirket nezdindeki çalışmanın esas alınarak hesaplanması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Karar Özeti

Bu kararda, sadece marka ve alan adının devri yapılmış gibi görünse de, fiilen bilet satışlarının birlikte yürütülmesi, çalışanların ve faaliyetlerin iç içe geçmesi gibi olgular dikkate alınarak işyerinin gerçekte devredildiği kabul edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, devrin resmî sözleşmeden önce fiilen başladığını, işçilerin bu süreçte işten çıkarıldığını ve bunun işyeri devrinin bir parçası olduğunu belirterek, 4857 sayılı Kanun’un 6. maddesinin uygulanacağını ve işçilik alacaklarından her iki işverenin birlikte sorumlu olduğunu kesinleştirmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/512 K. 2021/1216 T. 12.10.2021

Esas: 2021/512

Karar: 2021/1216

Karar Tarihi: 12.10.2021

Mahkeme Kararı:

İzmir 6. İş Mahkemesinin 30.05.2013 tarihli ve 2012/269 E., 2013/275 K. sayılı kararı ile; Marka-Alan Adı Devir Sözleşmesi ile davalı ….’ye ait sözleşmede belirtilen markaların davalı ….’ye devri ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesi kapsamında işyerinin maddi olmayan unsurlarından marka haklarının devredilmesinin işyeri devri olarak kabulünün gerektiği, her ne kadar iş sözleşmesi 02.12.2011 tarihinde feshedilmiş ise de, davacı tanıklarının anlatımlarından davacı ile birlikte davalı …. çalışanlarının bir kısmının iş sözleşmesinin feshedilmesinden hemen sonra (ve davalılar arasındaki sözleşmenin imzalandığı 15.03.2012 tarihinde önce) başlayan geçiş döneminde, her iki davalının biletlerin aynı yazıhanede farklı çalışanlar tarafından kesildiği, müşterilerin bir süre ayrı servislerle sonra aynı servislerle taşındığı, geçiş döneminin bitmesi sonrasında ise birlikte işlem yapıldığı, buna göre devir sürecinin Marka-Alan Adı Devir Sözleşmesinin imzalandığı 15.03.2012 tarihinden önce başlamış olduğu, yani devir sözleşmesinin sözlü olarak yapıldığı, davacı ve diğer bir grup işçinin iş sözleşmelerinin feshinin davalılar arasında gerçekleşen sözlü veya zımni anlaşmanın fiilen hayata geçirilmesi sürecinin bir parçası olduğu, devralan davalıyı sorumluktan kurtaracak şekilde resmî devirden önce işçi fazlasının tasfiye edildiği, davacı işçinin iş sözleşmesinin feshinin işyeri devri kapsamında yapıldığı ve fesih tarihi itibarı ile devir sürecinin başlamış olduğu kanaatine varıldığı, bu nedenle iş sözleşmesinin feshinden doğan alacaklardan her iki davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:

İzmir 6. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 16.03.2015 tarihli ve 2015/900 E., 2015/10178 K. sayılı kararı ile; “…1-Taraflar arasındaki ilk uyuşmazlık, davalılar arasında iş yeri devri ilişkisi bulunup bulunmadığı, işyeri devrinin iş ilişkisine ve işçilik haklarına etkileri noktalarında toplanmaktadır…

Somut olayda, davacının iş sözleşmesi davalılardan Varan Turizm Seyahat A.Ş. bünyesinde çalışırken 23.11.2011 tarihli fesih bildirimi ile işyerinin kapanması kararı alındığı belirtilerek işletmesel nedenle 31.12.2011 tarihi itibari ile feshedilmiştir. Fesihten sonra davalılar arasında imzalanan Bakırköy 33. Noterliğinin 15.03.2012 tarihli ve 17971 yevmiye numaralı “Marka -Alan adı devir sözleşmesi” başlıklı belge ile …’ye ait bir kısım markalar diğer davalıya devredilmiştir. Mahkemece, davalılar arasındaki sözlü ve zımni devir sözleşmesinin davacı ile birlikte bir kısım işçilerin iş sözleşmelerinin feshedildiği tarihte yapıldığı ve bu devrin işyeri devri niteliğinde olduğu kabul edilerek, talep konusu alacaklardan davalıların müştereken sorumlu olduklarına karar verilmiştir. Dosya içeriğine göre, otobüs işletmesi işi yapan Varan Turizm Seyahat A.Ş.’ye ait işçilerin, gayrimenkullerin, işletilen otobüslerin ve teçhizatın büyük çoğunluğunun diğer davalıya devredildiği ispatlanamamıştır. Davacının iş sözleşmesinin feshi, resmi Marka -Alan adı devir sözleşmesi öncesinde yapılmıştır ve Ulusoy Seyahat ve Nakliyat A.Ş.’de çalışmasının bulunmadığı tarafların kabulündedir. Türk Borçlar Kanunu 202. maddenin de somut olayda uygulanma olanağı yoktur. Bu sebeple davalı ….’nin devralan işveren sıfatı ile talep konusu alacaklardan müştereken sorumlu tutulmuş olması hatalıdır.

2-Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen iki hafta içinde yapılan zaman aşımı def’i ıslaha konu alacakları etkiler.

Somut olayda, dava konusu alacaklar 25.02.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile arttırılmıştır. Davacının ıslah dilekçesine karşı, davalı …. vekili tarafından yöntemine uygun biçimde zamanaşımı def’i ileri sürüldüğü halde fazla çalışma alacağı bakımından zamanaşımı def’i değerlendirilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:

İzmir 6. İş Mahkemesinin 03.12.2015 tarihli ve 2015/346 E., 2015/659 K. sayılı kararı ile; (2) numaralı bozma sebebine uyulmasına karar verildikten sonra, (1) numaralı bozma sebebine ilişkin olarak ise önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle ve mahkemenin 2014/170 E., 2014/378 K.; 2014/171 E., 2014/379 K. ; 2014/220 E., 2014/380 K. sayılı emsal dosyalarında “davalı …. fesih işlemlerini devir sebebi ile fiilen gerçekleştiren devreden işveren olması ve davalı ….’nin de işyerini devralan ve devir sebebi ile iş akdi feshedilen işçilerin devir tarihine kadar ödenmemiş olan işçilik alacaklarını da devralması sebebi ile sorumlu olduğundan davacının alacaklarından müteselsilen sorumlu oldukları esasına göre” hüküm kurulduğu, bu kararların Yargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından onanarak kesinleştiği, buna göre 4857 sayılı İş Kanunu’nun 6. maddesi kapsamında davalılar arasında işyeri devri bulunduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

Direnme kararı süresi içinde davalı …. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

UYUŞMAZLIK

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; “Marka-Alan Adı Devir Sözleşmesi” ile davalı …’ye ait bir kısım markaların diğer davalıya devredildiği somut olayda, davalılar arasında işyeri devrinin bulunup bulunmadığı hususunun ispatlanıp ispatlanmadığı; buradan varılacak sonuca göre davalı ….’nin devralan işveren sıfatı ile talep konusu alacaklardan diğer davalı ile birlikte sorumlu tutulmasının yerine olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulması faydalı olacaktır.

İşçilik alacaklarından kaynaklı iş mahkemesinde açılan davalar, basit yargılama usulüne tabi, temel olarak tasarruf ilkesi ve taraflarca getirilme ilkesinin uygulandığı davalardır. Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda, deliller kural olarak taraflarca gösterilir; hâkim, delillere kendiliğinden başvuramaz ve taraflara delilleri hatırlatabilecek davranışlarda da bulunamaz (Yılmaz, Ejder: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Değiştirilmiş 2. Baskı, Ankara 2013, s. 274, 275).

Tasarruf ilkesi, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) ayrı bir madde başlığı altında düzenlenmemiş ise de, medeni usul hukukumuzda geçerli olan temel ilkelerden birisidir. Bununla birlikte, HUMK’un 72. maddesinde yer alan “Hakim iki taraftan birinin talebi olmaksızın re’sen bir davayı tetkik ve halledemez.” hükmü ile 79. maddede yer alan “Kanunen sarahat olmadıkça hiç kimse kendi lehine olan davayı ikameye veya hakkını talebe icbar olunamaz.” şeklindeki düzenlemeler, tasarruf ilkesinin varlığını ortaya koymaktadır. Yine tasarruf ilkesi gereğince davacı açtığı davadan feragat edebilir (m. 91), davalı davayı kabul edebilir (m. 92) veya sulh yoluyla taraflar dava üzerinde tasarrufta bulunabilir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi gereğince eldeki davada temyiz kanun yolu bakımından mülga 1086 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmekte ise de, diğer yönlerden 6100 sayılı HMK’nın derhal uygulanması gerekmektedir. Nitekim 6100 sayılı HMK’nın 448. maddesine göre “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.”

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tasarruf İlkesi” başlıklı 24. maddesi ise;

 “(1) Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz.

 (2) Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.

 (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava konusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisi devam eder.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bu aşamada kanun yoluna başvuruda tasarruf ilkesinin ne şekilde gerçekleşeceğinden bahsetmekte yarar bulunmaktadır. Kanun yoluna başvuruda tasarruf ilkesi, kanun yoluna başvuru ile bağlılık, kanun yoluna başvurunun yürütülmesinde ve sona erdirilmesinde taraf tasarrufu olarak karşımıza çıkmaktadır (Meriç, Nedim; Medeni Yargılama Hukukunda Tasarruf ve Taleple Bağlılık İlkesinin Kapsamı ve Bazı Güncel Kararların Değerlendirilmesi, S.D.Ü Hukuk Fakültesi Dergisi, Mihbir Özel Sayısı, 2014, s. 50-52).

Kanun yolu talebi ile bağlılık, kamu düzenine ilişkin hususlar ayrık olmak üzere kanun yolu incelemesinde ileri sürülen nedenlerin ve bu nedenlerden kaynaklanan taleplerin kanun yolu incelemesinin kapsamını belirlemesi anlamına gelmektedir (Meriç, s. 50).

Belirtmek gerekir ki, bir davanın tarafları aleyhlerine olan bir hükmün tamamını temyiz edebilecekleri gibi yalnızca bir bölümünü temyiz edip, diğer bölümlerini temyiz etmeyebilirler. Davalıların birden çok olması durumunda temyiz etmeyen davalı taraf yönünden hüküm kesinleşmiş olur. Yukarıda ifade edildiği gibi medeni usul hukukunda kural olarak tasarruf ilkesi geçerli olduğundan, mahkeme birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyip karar veremez (HMK m. 24). Ayrıca tarafların tasarruf yetkisi dava açıldıktan sonra ve kanun yollarına başvuru sırasında da geçerlidir. Bu nedenledir ki kanun yolu incelemesi sadece aleyhine kanun yoluna başvurulan talepler hakkındaki kararlar bakımından yapılır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 428. maddesinde temyiz mahkemesinin hangi sebeplerden dolayı mahkeme kararını bozabileceği, aynı Kanun’un 435. maddesinde ise temyiz dilekçesinde bulunması gereken hususlar belirtilmiş; maddenin 1. fıkrasının 6. bendinde de temyiz sebeplerinin temyiz dilekçesinde bulunması gerektiği düzenleme altına alınmıştır.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 439. maddesinin 2. fıkrasında ise, temyiz mahkemesinin iki tarafın iddia ve savunması ile bağlı olmadığı, kanunun sarih maddesine muhalif gördüğü diğer sebeplerden dolayı da temyiz olunan kararı bozabileceği ifade edilmiştir. Yine, 6100 sayılı HMK’nın 369. maddesinin 1. fıkrasında Yargıtay’ın tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı olmayıp, kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebileceği belirtilmiştir.

Ayrıca 1086 sayılı HUMK’nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 435. maddesinin 2. fıkrasında temyiz dilekçesi, temyiz edenin kimliği ve imzasıyla, temyiz olunan hükmü yeteri kadar belli edecek kayıtları taşıması hâlinde diğer şartlar bulunmasa bile reddolunmayıp, temyiz incelemesi yapılacağı belirtilmiş ise de; bu temyiz incelemesinin kanunun açık hükmüne aykırı olan ve kamu düzenini ilgilendiren hususlar çerçevesinde yapılacağının kabulü gerekir.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 16.09.2021 tarihli ve 2017/(7)9-2544 E., 2021/1021 K.; 09.04.2019 tarihli ve 2015/22-3348 E., 2019/429 K.; 19.09.2018 tarihli ve 2015/22-2319 E., 2018/1333 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

Bu aşamada somut olay bakımından değerlendirilmesi gereken ilk husus, davalı …. vekilinin uygulamada “süre tutum” adı verilen dilekçe ile gerekçeli kararın tebliğ edilmesinden sonra gerekçe içeren temyiz dilekçesi vereceğini belirttiği, gerekçeli kararın tebliğine rağmen temyiz gerekçelerini içeren temyiz dilekçesi ibraz etmediği dikkate alındığında, temyiz incelemesinin hangi çerçevede yapılması gerektiğidir.

Yukarıda açıklanan maddi ve hukukî olgular ışığında, uyuşmazlık konusu olayda davalı …. vekilince herhangi bir somut temyiz sebebinin bildirilmediği gözetildiğinde, sadece kanunun açık hükmüne aykırılık ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu ile sınırlı olarak temyiz incelemesinin gerçekleştirilmesi gerektiği açıktır. Bu anlamda olmak üzere, somut olayda, kanunun açık hükmüne aykırılık ve kamu düzenine aykırılık hâlleri de mevcut olmadığından, direnme kararına karşı sebepleri bildirilmiş olmayan temyiz itirazı yerinde değildir.

O hâlde, direnme kararının onanması gerekmektedir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

Davalı …. vekilinin gerekçesi bulunmayan temyiz isteminin reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA,

Aşağıda dökümü yazılı (70,58TL) harcın davalı ….’den alınmasına,

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 12.10.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Our Score
Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

📞 Hemen Ara