İş Kanunu Madde 9

Türü Ve Çalışma Biçimlerini Belirleme Serbestisi

Taraflar iş sözleşmesini, Kanun hükümleriyle getirilen sınırlamalar saklı kalmak koşuluyla, ihtiyaçlarına uygun türde düzenleyebilirler.

İş sözleşmeleri belirli veya belirsiz süreli yapılır. Bu sözleşmeler çalışma biçimleri bakımından tam süreli veya kısmi süreli yahut deneme süreli yada diğer türde oluşturulabilir.

Sayfa İçeriği

İş Kanunu Madde 9 Gerekçesi

(İŞ KANUNU TASARISININ 10. MADDESİ İŞ KANUNU’NUN YASALAŞAN METNİNİN 9. MADDESİNE KARŞILIK GELMEKTEDİR.)

İşçi ve işverenin iş sözleşmesinin türünü ve çalışma biçimlerini belirlemekte serbest oldukları, kanunda gösterilen sınırlamalar saklı kalmak üzere diledikleri ve ihtiyaçlarına uygun türde sözleşmeyi meydana getirecekleri maddede açıklanmıştır.

İş sözleşmesi türlerinin, kanunda belirlenenler ile de sınırlı olmadığı açıktır. Örneğin taraflar belirli veya belirsiz süreli bir iş sözleşmesi yapabilecekleri gibi, her iki türün özelliklerini içeren “asgari süreli bir iş sözleşmesi” de akdedebilirler. Kanunda kısmi süreli iş sözleşmeleri genel olarak düzenlenmiş (m. 14) ve bu türün özel bir uygulama şekli olarak “çağrı üzerine çalışma”ya da yer verilmiştir. Yargı kararlarına da yansıdığı üzere ülkemizde çağrı üzerine çalışma şeklinde kısmi süreli iş sözleşmeleri çoğaldığı için, bu tür sözleşmelere özgü asgari koşullar 15 inci maddede ayrıca düzenlenmiştir.

Kanunda ayrıca hüküm bulunmamakla beraber, taraflar, ülkemizde henüz uygulanmasına geçilmemiş olan kısmi süreli iş sözleşmelerinin diğer bir özel uygulama şekli olan “işin paylaşılması” esasına dayalı türünü de seçebilir.

İş Kanunu Madde 9 Emsal Yargıtay Kararları

Karar Özeti

Somut olayda, taraflar arasında yapılan iş sözleşmesi, davacının görev tanımını ve fesih durumunda uygulanacak cezai şartı içerir. Sözleşmede davacının “uçucu personel” olarak çalışacağı belirtilmiş ve işverenin haklı neden olmaksızın fesih durumunda 6 aylık net ücret ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davalı, davacının fiilen yer hizmetlerinde çalıştığını, dolayısıyla cezai şartın uygulanamayacağını ileri sürmüştür. Mahkeme sürecinde, işçinin fiilen yaptığı görev ile sözleşmedeki tanım arasındaki uyumsuzluğun tespiti önemsenmiş ve tanık beyanlarıyla birlikte eksik incelemenin giderilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Hukuk Genel Kurulu, tarafların özgür iradeleriyle oluşturdukları iş sözleşmesinin, 2709 sayılı Anayasa’nın 48. maddesi ve Borçlar Hukuku’ndaki sözleşme özgürlüğü ilkesine uygun olduğunu; tarafların serbestçe belirledikleri hükümlerden doğan yükümlülükleri yerine getirmelerinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda, işverenin sözleşmede belirlenen cezai şarttan kaçınma iddiası, işçinin fiili görevinden bağımsız olarak geçersiz sayılmıştır.

Karar, İş Kanunu Madde 9’un öngördüğü tür ve çalışma biçimlerini belirleme serbestisini, tarafların sözleşme ile serbest iradeleri doğrultusunda iş ilişkisinin niteliğini belirleyebileceği ve fesih şartlarını düzenleyebileceği biçiminde somutlamaktadır. Yani işverenin sözleşme özgürlüğü ile işçinin haklarını sınırlayan bir düzenleme yapılabileceği, ancak bu düzenlemenin tarafların özgür iradesiyle kabul edilmesi ve ahde vefa ilkesine uygun şekilde uygulanması gerektiği vurgulanmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/3203 K. 2021/1152 T. 05.10.2021

Esas: 2017/3203

Karar: 2021/1152

Karar Tarihi: 05.10.2021

Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 8. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında imzalanan belirli süreli iş sözleşmesinin 5. maddesinde müvekkilinin davalı işveren tarafından haklı neden olmaksızın işten çıkarılması hâlinde 6 aylık net ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını, 07.11.2008 tarihinde üç ay ücretsiz izin kullandırılmasına ilişkin teklifin müvekkili tarafından kabul edilmemesi üzerine iş sözleşmesinin feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, bakiye süre ve bakiye uçuş tazminatı ile cezai şartı alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:

Davalı vekili cevap dilekçesinde; iş sözleşmesinin belirli süreli kabul edilmesi için gerekli olan objektif nedenin bulunmadığını, davacının uçaklarla ilgili her türlü teknik desteğin ve hizmetin verilebilmesi için yerde iş gören teknisyen sıfatını haiz olduğunu, bu nedenle bakiye süre ücreti ve cezai şart alacaklarının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin Birinci Kararı:

Antalya 4. İş Mahkemesinin 11.05.2009 tarihli ve 2009/141 E., 2009/54 K. sayılı kararı ile; davacının uçucu personel olduğu, bu nedenle Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği gerekçesi ile davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:

Antalya 4. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 18.09.2009 tarihli ve 2009/28199 E., 2009/23657 K. sayılı kararı ile; “…Uyuşmazlık konusu olayda; davacı, uçak teknisyeni olarak yer hizmetlerinde çalıştığını iddia etmiştir. Dosya içinde mevcut iş sözleşmesinde davacının uçucu personel olduğu belirtilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için davacının fiilen yer hizmetlerinde çalışıp çalışmadığı yoksa uçucu personel olup olmadığı hususunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bunun için tarafların tanık delilline de başvurdukları da nazara alınarak tanıklar dinlenmeli, gerekirse bu konunun uzmanı bilirkişiden mütalaa alınarak davacının uçakların peroyidik bakım, tamir ve uçuşa elverişliklerinin denetlenmesi işini yapıp yapmadığı bu sebeple yer tesislerinde istihdam edilip edilmediği, belirlenmeli neticede tüm dosya içeriği bir değerlendirmeye tabi tutularak görev uyuşmazlığı giderilmelidir. Buna göre eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Mahkemenin İkinci Kararı:

Antalya 4. İş Mahkemesinin 23.03.2011 tarihli ve 2009/884 E., 2011/80 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyulduktan sonra davacının işini yaptığı yerin Kazakistan/Alma Ata; şirket merkezinin ise Bakırköy olduğu gerekçesiyle davanın yetki yönünden reddine, dosyanın yetkili ve görevli Bakırköy İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi üzerine davacı vekilinin talebi ile dosya yetkili mahkemeye gönderilmiştir.

Mahkemenin Üçüncü Kararı:

Bakırköy 8. İş Mahkemesinin 05.10.2012 tarihli ve 2011/252 E., 2012/551 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında düzenlenen iş sözleşmesi belirsiz süreli olduğundan bakiye süre ücreti talebinin reddi gerektiği, belirsiz iş sözleşmelerinde taraflarca cezai şart kararlaştırılabileceği ve davacının iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedildiği hususları dikkate alındığında davacının kıdem tazminatına ve iş sözleşmesinin 5. maddesinde düzenlenen cezai şart alacağına hak kazandığı sonuca varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1.546,03 USD net kıdem tazminatı, 4.800,00 USD net cezai şart alacağının faizleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:

Bakırköy 8. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.11.2014 tarihli ve 2013/3554 E., 2014/33712 K. sayılı kararı ile; davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra “…2-Mahkemece, dava dilekçesinin görev yönünden reddine ilişkin verdiği 11.05.2009 tarihli,2009/141-54 E. K. Sayılı karar Dairemizin 18.09.2009 tarih 2009/28199-23657 E.K. sayılı ilamiyla “…davacının yaptığı işin belirlenerek yer hizmetinde çalışıp çalışmadığı ve uçucu personel olup olmadığı açıklığa kavuşturulmadan görev yönünden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu…” gerekçesiyle bozulmuş, Mahkemece, bozmadan sonra yapılan yargılamada dinlenen taraf tanıklarının ortak açıklamalarından davacının uçak teknisyeni olarak yer hizmetlerinde görev yaptığı tespit edilerek 4857 Sayılı Kanunun 4. Maddesinde öngörülen hava taşıma işinde çalışmadığı sonucuna varılarak kıdem tazminatı ile taraflar arasındaki sözleşmenin 5. Maddesindeki cezai şart tazminatının hüküm altına alındığı görülmektedir. Davacının kıdem tazminatına hak kazandığına ilişkin Mahkeme kabulü yerinde ise de; iş akdinin 6. maddesindeki cezai şart tazminatının uçucu personel için öngörüldüğü, davacının uçucu personel olmadığının Mahkemenin kabulünde olduğu dikkate alındığında; davacı için tanımlanmış bir cezai şart düzenlemesi bulunmadığına göre cezai şart talebinin reddi gerekirken kabulü hatalıdır. Kaldı ki, davacıyla aynı görevde çalışan başka bir işçinin açtığı davada talep edilen cezai şart talebi reddedilmiş ve karar davacı temyizi üzerine 22. Hukuk Dairesi tarafından onanmıştır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı :

Bakırköy 8. İş Mahkemesinin 18.02.2015 tarihli ve 2015/8 E., 2015/53 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında düzenlenen iş sözleşmesinde, işveren tarafından haklı neden bulunmaksızın iş sözleşmesi feshedildiği takdirde cezai şart ödeneceğinin kararlaştırıldığı, iş sözleşmesinin başlık kısmında davacının uçak teknisyeni olduğunun belirtildiği, davalı işverenin uçak teknisyeni ile sözleşme yaptığını bildiği, bu durumda sözleşme içeriğinde görevinin yanlış tanımlanmasından davacının sorumlu olmayacağı, davalı işverenin iş sözleşmesini imzalaması nedeniyle oluşan sonuca katlanması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

Bakırköy 8. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2017 tarihli ve 2015/9-2696 E., 2017/1189 K. sayılı kararı ile; “…Somut olaya gelince, mahkemece 05.10.2012 gün ve 2011/252 E.-2012/551 K. sayılı ilk kararda “Davacının yaptığı 390.00.TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,” karar verilmiş iken, kararın Özel Dairece bozulmasından sonra verilen 18.02.2015 gün ve 2015/8 E.-2015/53 K. sayılı direnme hükmünde “Davacının yaptığı 390.00.TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre hesaplanan 73.TL sinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 317-TL sinin davacı üzerinde bırakılmasına.” karar verilmiştir.

Bu durumda direnme kararı verildikten sonra mahkemece yapılması gereken HMK’nın 294 ve 297 nci maddelerine uygun şekilde verilen ilk karar gibi yani 05.10.2012 gün ve 2011/252 E.-2012/551 K. sayılı karar gibi hüküm fıkrası oluşturmak ve buna uygun gerekçeli karar yazmaktır.

Şu halde usulüne uygun bir direnme kararından sözetmek mümkün değildir.

Hal böyle olunca usulüne uygun olmayan direnme kararı bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.

Bakırköy 8. İş Mahkemesinin 27.09.2017 tarihli ve 2017/400 E., 2017/418 K. sayılı kararı ile; Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak önceki gerekçelerle ve 05.10.2012 tarihli ve 2011/252 E., 2012/551 K. sayılı kararındaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmak sureti ile direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:

Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.

UYUŞMAZLIK

Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olay bakımından taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 5. maddesinde kararlaştırılan cezai şartın uçucu personele ilişkin olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının cezai şart alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi bakımından;

Bilindiği üzere hukukî yarar, dava şartı olduğu kadar temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Mahkemenin ilk hükmünü temyiz edip, bu istemi Özel Dairece reddedilen taraf yönünden karar kesinleşmiş olmakla, artık bu tarafın direnme kararını temyizde de hukukî yararı bulunmamaktadır.

O hâlde davacı vekilinin direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.

Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi bakımından;

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 12. maddesinin 1. fıkrasında herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu düzenlendiği gibi Anayasa’nın 48. maddesinin 1. fıkrasında da herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetinin bulunduğu kabul edilerek kişilerin irade özgürlüğüne sahip olduğu temel ilke olarak benimsenmiştir. Borçlar Hukukunda hâkim olan “Sözleşme serbestliği” ilkesinin kaynağı da irade özgürlüğüne dayanmaktadır.

Yukarıda aktarılan anayasal ilke ve borçlar hukuku alanındaki sözleşme özgürlüğü kuralı iş ilişkilerinde de geçerlidir. İşçiler ve işverenler kural olarak iş sözleşmesi yapıp yapmama, bu sözleşmeyi diledikleri kişi ile kurma hakkına sahiptirler (Süzek, Sarper: İş Hukuku, İstanbul 20.Bası, 2020, s. 314).

Bununla birlikte Anayasal sözleşme özgürlüğü (m.48) taraflara iş sözleşmesinin içeriğini belirleme ve sona erdirme (fesih) hakkını da verir. Ancak bu özgürlüğe iş mevzuatı ve sözleşmelerle bazı sınırlamalar getirilebilir (Süzek, s. 741).

Tarafların özgür iradeleri ile oluşturup, içeriğini serbestçe belirledikleri sözleşmenin kurulmasından sonra sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kararlaştırılan şekilde ve zamanda yerine getirmek zorunda olmaları temel kural olup, bu kurala “Ahde vefa (söze bağlılık)” ilkesi denilmektedir. Latince “pacta sunt servanda” olarak ifade edilen ahde vefa ilkesi, insanların verdikleri sözleri tutması gerektiğini belirten ahlâkî bir prensiptir. Bu ilkenin sonucu olarak taraflar serbest iradeleriyle meydana getirdikleri sözleşmelere aynen uymakla yükümlüdürler.

Somut olayda; taraflar arasında imzalanan 01.10.2007 tarihli iş sözleşmesinin 1. maddesinde davacının uçak teknisyeni olarak çalışacağı, bundan sonra sözleşmede “uçucu personel” olarak anılacağının belirtildiği, işin konusuna ilişkin 2., iş sözleşmesinin feshi ile ilgili çalışma şartlarına ilişkin 5., çalışma saatlerine ilişkin 6. ve ücrete ilişkin 9. maddelerinde davacının uçucu personel olarak nitelendirildiği, ayrıca davacının iş sözleşmesini “uçucu personel” ifadesinin altına ad ve soyadını yazıp imzaladığı anlaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere taraflar özgür iradeleri ile davacının uçucu personel olduğunu kabul ederek içeriğini serbestçe belirledikleri iş sözleşmesinde yer alan hükümleri imza altına almıştır.

Bu durumda, 01.10.2007 tarihli iş sözleşmesinin 5. maddesinde yer alan “…personeli haklı nedenlere dayanmaksızın işten çıkardığı durumlarda personelin sözleşmesi uçucu personele 6 aylık net ücretini ödemek sureti ile işverence feshedilebilir” şeklindeki düzenlemenin tarafları bağladığı ve iş sözleşmesi haklı neden olmaksızın feshedilen davacının cezai şart alacağına hak kazandığı kabul edilmelidir.

O hâlde, yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle direnme kararı usul ve yasaya uygundur.

Ne var ki, bozma nedenine göre Özel Dairece hüküm altına alınan alacağın miktarına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ:

Açıklanan nedenlerle;

1- Davacı vekilinin temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan REDDİNE, (III-A)

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

 2- Direnme kararı yukarıda belirtilen genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle uygun bulunduğundan davalı vekilinin hüküm altına alınan alacağın miktarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, (III-B)

Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 05.10.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Karar Özeti

Kararda, taraflar arasındaki iş sözleşmesinin içeriğinin serbest iradeyle belirlendiği, özellikle “uçucu personelin işveren tarafından fesih durumunda ödeyeceği cezai şart” gibi hükümlerin sözleşmede yer aldığı vurgulanmıştır. Yargıtay, bu tür düzenlemelerin tek taraflı olması durumunda geçerliliğinin tartışılabileceğini, ancak fesih ve çalışma koşullarının tarafların özgür iradesiyle belirlendiği durumlarda Madde 9 kapsamında değerlendirileceğini belirtmiştir.

Özetle, burada çalışma türü ve biçimini belirleme serbestisi uygulanmış ve sözleşme hükümleri çerçevesinde fesih ve cezai şartın değerlendirilmesi yapılmıştır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2009/15049 K. 2010/4887 T. 12.04.2010

Esas: 2009/15049

Karar: 2010/4887

Karar Tarihi: 12.04.2010

MAHKEMESİ: Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR Davacı, şirket, kabin memuru olarak görev yapan davalının haksız olarak sözleşmeyi tek taraflı feshettiğini ileri sürerek, sözleşme gereğince 3500 euro tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı şirket ile kabin memuru olan davalı arasında 31.12.2007 tarihli sözleşme bulunduğu ve davalının 16.5.2008 tarihli dilekçesiyle, sözleşmeyi 11.6.2008 tarihi itibariyle feshettiği, dosyadaki delillerden anlaşılmış olup, davacı 3.500 euro tazminat talepli bu davayı açmıştır. Sözleşmenin 4.maddesi gereğince, taraflar bir yıl Süreli sözleşmenin bitiminden 15 gün önce yenilenmeyeceğini yazılı olarak bildirmedikçe sözleşme bir yıl daha uzayacak, uçucu personel, işveren tarafından sözleşme ihlal edilmediği halde sözleşmeyi tek tarflı olarak feshederse, 3.500 euro tazminat ödeyecektir. Davalı ise, cezai şartın sadece bir taraf için öngörüldüğünü bu nedenle sözleşmenin bu maddesinin geçersiz olduğunu, ayrıca işyerinin …’den …’ya nakledildiğini ve feshin haklı fesih oluduğunu savunmuştur. Mahkemece, sözleşmedeki cezai şartın geçerli olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin tek taraf için düzenlenen cezai şartın geçerli olmadğı gerekçesi, yerinde değildir. Davalı 16.5.2008 tarihli fesih dilekçesinde, ayrı bir işyerine nakledildiğini belirtmiştir. Sözleşmenin “çalışma şartları” başlığını taşıyan 7.maddesinde, “uçucu personel yürürlükteki her türlü çalışma yeri …. işveren tarafından hazırlanmış veya ileride hazırlanarak yürürlüğe konacak çalışma koşulları ile …

2009/15049-2010/4887 yükümlü olduğunu kabul eder.” hükmü getirilmiştir. Sözleşmenin bu maddesi karşısında, davalının sözleşmeyi fesih gerekçesinin kabulünün mümkün olup olmadığı, dolayısıyla feshin haklı fesih olup olmadığı da tartışılmamıştır. Bütün bunlar nazara alınarak işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, 12.4.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Our Score
Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

📞 Hemen Ara