- Minval Hukuk
- Vergi ve İdare Hukuku
- 3 Aralık 2025
Genel ve Özel Usulsüzlük Cezasına karşı itiraz ve iptal davası, Vergi Usul Kanunu’nun şekil ve usule ilişkin yükümlülükler ihlal edildiğinde uygulanan yaptırımların hukuki denetimini ifade eder. Vergisel işlemlerin doğru, şeffaf ve izlenebilir yürütülmesi amacıyla düzenlenen usulsüzlük müeyyideleri, çoğu zaman mükelleflerin ticari faaliyetleri üzerinde doğrudan mali etki yaratmakta; buna rağmen cezanın dayanağı, usulü ve ispat koşulları idare tarafından her zaman hatasız uygulanmamaktadır. Bu nedenle usulsüzlük cezalarının hukuka uygunluğunun hem idari başvuru yolları (düzeltme, şikâyet, uzlaşma, cezada indirim) hem de yargısal süreç çerçevesinde denetlenmesi, vergi hukuku sistematiği açısından zorunlu bir güvence mekanizması niteliği taşır.
Vergi cezasının mükellefe tebliğ edilmesiyle birlikte başlayan 30 günlük dava açma süresi, hem iptal davasının konusu olabilecek maddi ve hukuki hataların tespiti hem de cezanın yürütülmesinin durdurulması bakımından kritik önemdedir. Yargı mercilerince usulsüzlüğün unsurlarının oluşmadığı, tebliğin hukuka aykırı yapıldığı, yükümlülüğün ispat edilemediği veya cezanın kanuniliği ilkesine aykırı düzenlendiği sonucuna varılması durumunda, cezanın tümüyle kaldırılması; mükellef tarafından ödenmişse iadesi mümkündür. Bu süreç, gerek idari işlemin hukuka uygunluk karinesinin sınırlarını belirlemesi gerekse mükellef haklarının etkin korunmasına katkı sağlaması bakımından vergi yargılamasının temel işlevlerinden birini oluşturur.
Genel ve Özel Usulsüzlük Cezası Nedir?
Vergi hukukunda usulsüzlük cezaları, mükelleflerin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda (VUK) öngörülen şekilsel ve usule ilişkin yükümlülükleri ihlal etmeleri hâlinde uygulanan idari para cezalarıdır. Bu yaptırımlar, vergi tabanına doğrudan etki eden vergi ziyaına sebep olan fiillerden ziyade, muktedirlik ve denetim imkânlarını zedeleyen şekilsel eksiklikler nedeniyle uygulanır. Usulsüzlük cezaları iki temel sınıfa ayrılır: genel usulsüzlük cezası ve özel usulsüzlük cezası. Bu ayrım, cezanın dayandığı hukuki düzenleme, cezanın şahsî ve mali etkileri ile idarenin uygulama yetkisi bakımından belirleyicidir (VUK m.351, m.352, m.353).
Genel usulsüzlük cezası, VUK’un genel düzenlemeleri kapsamında, mükelleflerin vergi idaresinin sağlıklı işlemesine ilişkin genel düzen ve bildirim yükümlülüklerini ihlal etmesi hâlinde uygulanır. Buna; defter tutma yükümlülüklerinin temel nitelikte ihlali, işe başlama veya vergi dairesine yapılan bildirimlerin zamanında yapılmaması, adres ve faaliyet değişikliklerinin usule aykırı bildirilmesi gibi idarenin işleyişini aksatan eksiklikler örnek verilebilir. Genel usulsüzlük cezaları nispeten daha düşük meblağlı olabilir ancak uygulamada ihlalin niteliğine göre farklılaşır. genel usulsüzlük cezası uygulamasında idarenin hukuki nitelendirme hataları ve ölçülülük ilkesine uyulmaması, yargısal denetimde önemli iptal sebepleri arasında yer alır.
Buna karşılık özel usulsüzlük cezası (VUK m.353 ve ilgili hükümler) belge düzenine ilişkin özel ve detaylı yükümlülüklerin ihlalinde devreye girer. Özel usulsüzlük cezaları, vergi güvenliğini doğrudan ilgilendiren ve belge düzeninin bozulması hâlinde uygulanan daha ağır yaptırımlardır. Örneğin fatura düzenlememe, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme, e-fatura/e-arşiv/mükellef bilgi bildirimlerine ilişkin özel yükümlülüklerin ihlal edilmesi gibi haller tipiktir. Bu çerçevede piyasa şeffaflığını ve kayıtlı ekonomiyi koruma amacı öne çıkar. Bu sebeple uygulamada yoğun olarak sorulan “3074 özel usulsüzlük cezası neden gelir?” sorusu, özellikle elektronik belge ve bildirim yükümlülüklerine ilişkin hatalar nedeniyle karşılaşılan ceza türlerine işaret eder; mükelleflerin teknik veya usule ilişkin eksiklikleri çoğu kez özel usulsüzlük cezası ile cezalandırılmaktadır.
Usulsüzlük cezalarının uygulanmasında ölçülülük, hukuki belirlilik, kesin delil gerekliliği ve idarenin takdir yetkisinin sınırları ön plandadır. Cezanın tesisinde idarenin dayanak gösterdiği fiil ile cezayı bağlayan hukuki nitelendirmenin uyumlu olması gerekir; yanlış nitelendirme hem cezanın hukuka aykırılığına hem de yargısal iptale yol açar. Ayrıca cezanın şahsiliği ilkesine göre bir ceza ancak fiili işleyen gerçek ya da tüzel kişi hakkında tesis edilebilir; soyut veya genel iddialara dayanarak ceza kesilemez.
Her iki ceza da idari para cezası niteliğinde olup miktar ve uygulama koşulları VUK hükümleri ile belirlenir; dolayısıyla “özel usulsüzlük cezası ne kadar” sorusunun cevabı fiilin hukuki tanımlanmasına, uygulanan bentlere ve her yıl yürürlüğe giren yeniden değerleme oranlarına göre değişir. Ayrıca idarenin uzlaşma ve indirim imkânları (ör. VUK’un ilgili hükümleri ve uzlaşma mekanizmaları) aracılığıyla mükellef lehine bazı istisnai indirim ve taksitlendirme seçenekleri doğabilir; bu bağlamda “özel usulsüzlük cezası indirim” imkânı, uygulamada mükelleflerin sıklıkla başvurduğu hukuki araçlardan biridir.
Pratik öneri ve kritik vurgular:
- Belge ve kayıt düzenine azami dikkat gösterilmesi, elektronik belge sistemlerinin teknik altyapısının sürekliliğinin sağlanması ve bu konuda danışmanlık alınması, özel usulsüzlük riskini azaltır.
- İdari kararların gerekçelendirilmesi ve ceza tutanaklarının somut delillerle desteklenmesi idarenin yükümlülüğüdür; eksik veya soyut gerekçeli cezalar yargı önünde geçersiz sayılabilir.
- Usulsüzlük cezalarına karşı idari ve yargısal başvuru sürelerine dikkat edilmesi zorunludur; sürenin kaçırılması, hukuki çareleri sınırlayabilir.
- Sistemin teknik hatalarından kaynaklanan uygulamalarda Danıştay içtihatları mükellef lehine kararlar verebilmektedir; bu bakımdan somut olay bazında içtihat araştırması önem taşır.
Sonuç olarak, genel ve özel usulsüzlük cezaları vergisel düzenin korunması açısından vazgeçilmez olmakla birlikte, uygulanmaları sırasında hukuki belirlilik ve ölçülülük ilkelerine sıkı riayet edilmesi; mükelleflerin de usule ilişkin yükümlülüklerini yerine getirirken dikkatli olması gerekmektedir. Bu çerçevede hem 3074 özel usulsüzlük cezası neden gelir sorusuna ilişkin önleyici tedbirler hem de ortaya çıkan cezalara karşı hukuki savunma stratejileri hayati öneme sahiptir.
Genel Usulsüzlük Cezası Gerektiren Haller
VUK m.351, genel usulsüzlük cezasının kapsamını ve uygulanma şartlarını düzenleyen temel hükümdür ve mükelleflerin genel nitelikteki şekli yükümlülükleri yerine getirmemeleri hâlinde uygulanacak yaptırımları belirler. Bu cezaların varlık sebebi, vergi idaresinin kayıt, kontrol ve gözetim fonksiyonlarının düzenli şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Bu nedenle genel usulsüzlük cezasının uygulandığı fiiller, doğrudan vergi kaybına yol açmasa bile, idarenin vergi incelemesi, tahakkuk, tebligat ve denetim mekanizmalarını sekteye uğratabilecek nitelikte ihlallerdir. Ayrıca genel usulsüzlük cezasının belirleyici özelliği, fiilin belge düzeni veya ticari kayıt güvenliğini doğrudan etkilememesi, daha çok vergi idaresiyle mükellef arasındaki iletişim ve bildirim mekanizmasını zayıflatmasıdır.
Bu kapsamda genel usulsüzlük cezasını gerektiren haller arasında;
- İşe başlamanın süresinde bildirilmemesi,
- İşletme adresi, ortaklık yapısı veya faaliyet alanındaki değişikliklerin vergi dairesine geç veya eksik bildirilmesi,
- Defter tutma veya tasdik yükümlülüklerinin usule uygun şekilde yerine getirilmemesi,
- Yoklama sırasında hazır bulunmama veya bilgi isteme taleplerinin yerine getirilmemesi,
- Vergi karnesi, yoklama fişi, yoklama defteri veya diğer şekle bağlı araçların zamanında edinilmemesi, gibi fiiller ön plana çıkar.
Bu fiillerin ortak noktası, idarenin denetim ve kontrol kapasitesini azaltmasıdır. Kanun koyucu bu nedenle genel usulsüzlük cezalarının tutarını her yıl yeniden değerleme oranına Bağlı olarak güncellemekte ve cezanın caydırıcılık vasfını korumayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle genel usulsüzlük cezaları, mükelleflerin idari yükümlülüklere uyumunu artıran bir araç olarak değerlendirilir.
Ancak genel usulsüzlük cezası otomatik şekilde uygulanamaz. İdarenin ceza tesis ederken mükellefin kusur hâlini, ihlalin ağırlığını, tekrar niteliğini ve fiilin idarenin işleyişini ne ölçüde etkilediğini somut olarak değerlendirmesi gerekir. Danıştay, ölçülülük ilkesine aykırı şekilde, yalnızca şekli eksiklik gerekçesiyle orantısız tutarda ceza kesilmesini sıklıkla hukuka aykırı bularak iptal etmektedir. Özellikle mükellefin fiil sonucu bir vergi kaybına yol açmamış olması, cezanın hukuka uygunluk denetiminde önem arz eden bir ölçüttür.
Genel usulsüzlük cezası bakımından dikkat edilmesi gereken en kritik noktalardan biri, fiilin niteliğinin doğru tespit edilmesidir. Eğer fiil aslında özel usulsüzlük cezası kapsamında değerlendirilebilecek bir belge düzeni ihlaline ilişkinse, idarenin genel usulsüzlük cezası uygulaması hukuka aykırı olacaktır. Çünkü genel ve özel usulsüzlük cezaları arasında nitelik, amaç ve yaptırım yoğunluğu itibarıyla açık bir ayrım bulunmaktadır. Danıştay da istikrar kazanmış kararlarında, idarenin yanlış nitelendirme yapmasını ve fiilin özel düzenlemeye girdiği hâllerde genel cezaya hükmetmesini hukuka aykırı işlem olarak değerlendirmektedir.
Bu nedenle genel usulsüzlük cezası, yalnızca VUK m.351 kapsamında sayılan genel nitelikli ihlallere uygulanmalı; belge düzeni, ticari kayıt güvenliği veya mali faaliyetle doğrudan ilişkili ihlallerde özel usulsüzlük cezasına yönelinmelidir. Bu ayrımın doğru yapılması hem idarenin düzenleme yetkisinin sınırı hem de mükelleflerin hak arama yollarının etkinliği açısından büyük önem taşımaktadır.
Özel Usulsüzlük Cezası Kesilmesini Gerektiren Haller
Özel usulsüzlük cezaları, Vergi Usul Kanunu’nun m.353 hükmünde ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olup özellikle belge düzeni, kayıt güvenliği ve elektronik belge sistemlerine ilişkin yükümlülüklerin ihlali hâlinde uygulanan, niteliği gereği oldukça yüksek tutarlı idari para cezalarıdır. Özel usulsüzlük cezalarının uygulanma mantığı, Türkiye’de kayıt dışılıkla mücadelenin ve dijital vergi sisteminin etkinliğinin artırılmasıdır. Dolayısıyla bu cezalar, yalnızca şekli eksikliklerin giderilmesini değil, aynı zamanda mükelleflerin ticari işlemlerinin şeffaf, izlenebilir ve denetlenebilir olmasını sağlamayı amaçlar. Bu yönüyle özel usulsüzlük cezaları, genel usulsüzlük cezalarına kıyasla hem yaptırım yoğunluğu hem de hukuki sonuçları bakımından daha ağırdır.
Özel usulsüzlük cezası uygulanmasını gerektiren haller arasında;
- Fatura düzenlememe, almama veya düzenlenen faturayı kabul etmeme,
- E-arşiv fatura ve e-fatura sistemine dahil olan mükelleflerin bu belgeleri süresinde oluşturmaması veya hiç düzenlememesi,
- Perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihaz fişi, sevk irsaliyesi gibi belgelerin düzenlenmemesi,
- Elektronik tebligat adresi edinme ve bildirme yükümlülüklerinin ihlali,
- Bilgi ve veri talebine süresinde yanıt verilmemesi,
- E-defter beratlarının GİB’e zamanında iletilmemesi veya eksik gönderilmesi,başlıca örneklerdir.
Tüm bu fiiller, ticari işlemin izlenebilirliğini zedelediği için vergi idaresi tarafından oldukça sıkı bir şekilde takip edilmektedir. Bu nedenle uygulamada mükellefler “3074 özel usulsüzlük cezası nedir?” ve “3074 özel usulsüzlük cezası neden gelir?” sorularıyla sıkça karşılaşmaktadır. Özellikle elektronik belge düzenine geçişin hızlanması, sistemsel aksaklıklar veya insan hataları gibi nedenlerle ihlallerin artması, 3074 kodlu özel usulsüzlük müeyyidesinin ön plana çıkmasına neden olmuştur.
Özel usulsüzlük cezası ne kadar? sorusunun cevabı ise VUK m.353’ün ilgili bentlerine, her yıl belirlenen yeniden değerleme oranına, mükellefin faaliyet hacmine ve fiilin tekrar niteliğine göre değişmektedir. Örneğin belge düzenlememe fiili ile bilgi vermeme fiiline uygulanacak cezalar birbirinden farklıdır; ayrıca elektronik belge sistemlerinde yapılan ihlallerin ceza tutarları da ayrık olarak düzenlenmiştir.
Danıştay’ın kökleşmiş içtihatlarına göre özel usulsüzlük cezası kesilmesinin ilk koşulu, mükellefin usulsüzlük fiilinin somut, kesin, objektif delillerle ortaya konmasıdır. İdare, belge düzeninin ihlal edildiğini salt varsayım veya tahmine dayalı olarak ileri süremez. Tek başına teknik aksaklık veya idarenin sistem kaynaklı hataları da mükellef aleyhine yorumlanamaz. Nitekim Danıştay birçok kararında, mükellefin iradesi dışında gerçekleşen sistemsel sorunlar veya GİB kaynaklı gecikmeler sebebiyle özel usulsüzlük cezası kesilmesinin hukuka aykırı olduğu açıkça vurgulanmıştır.
Ayrıca hukuken son derece kritik olan bir diğer husus, idarenin doğru hukuki nitelendirme yapma yükümlülüğüdür. Belge düzenine ilişkin bir ihlal söz konusuysa bu fiil özel usulsüzlük kapsamında değerlendirilmelidir; aksi takdirde idarenin genel usulsüzlük cezasına yönelmesi hukuka aykırılık oluşturur. Yine Danıştay’ın istikrarlı yaklaşımına göre, aynı fiil için hem genel hem özel usulsüzlük cezası kesilemez; ve özel düzenlemeye giren fiillerde genel hükümlere başvurulması hukuka uygunluk denetiminden geçememektedir.
Sonuç olarak özel usulsüzlük cezaları, hem yaptırımın ağırlığı hem de vergi denetiminin etkinliğine katkısı nedeniyle uygulamada en çok itiraz edilen ceza türlerinden biridir. Bu nedenle mükellefler açısından, elektronik belge süreçlerinin düzgün işletilmesi, teknik ve hukuki risklerin önceden belirlenmesi ve idarenin ceza uygulamasına karşı yargısal denetim yollarının etkin biçimde kullanılması büyük önem taşımaktadır.
Genel/Özel Usulsüzlük Cezasında İndirim ve Uzlaşma
VUK m.376, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarında mükelleflere cezada indirim imkânı tanıyan temel hükümdür. Bu madde çerçevesinde mükellef, kesilen cezaya karşı dava açmamak ve tahakkuku kabul ederek belirlenen süre içinde ödemeyi taahhüt etmek şartıyla, cezanın önemli bir kısmından kurtulma imkânına sahip olur. Bu hükmün uygulanması özellikle özel usulsüzlük cezası indirim bakımından büyük önem arz eder; zira özel usulsüzlük cezaları genellikle yüksek tutarlara ulaşmakta olup, indirim müessesesi mükellef açısından ciddi bir mali avantaj yaratmaktadır. VUK’un 376. maddesi, mükellefin cezayı kabul ettiğini açıkça beyan etmesini, buna karşılık idarenin de cezayı indirilmiş tutar üzerinden tahsil etmesini öngören bir sistem kurmuştur.
Bu düzenleme sayesinde, cezanın kesinleşmesinden önce mükellefin ödeme yapması, idare ile mükellef arasında bir tür “uzlaşıya yakın” çözüm sağlamaktadır. Ancak bu sistemde dikkat edilmesi gereken temel nokta, indirim talebi ile dava hakkının bir arada kullanılamamasıdır; yani mükellef indirimden yararlanmak istiyorsa, cezanın hukuka aykırılığına ilişkin yargısal süreçleri ilerletemez. Bu nedenle, indirim talebinden önce fiilin hukuki niteliği, idarenin delilleri ve cezanın iptal edilme ihtimali mükellef tarafından titizlikle değerlendirilmelidir.
Öte yandan Uzlaşma Yönetmeliği kapsamında pek çok özel usulsüzlük cezası uzlaşma müessesesinin konusu olabilir. Özellikle fatura düzenlememe, bilgi istemine cevap vermeme, e-fatura veya e-arşiv belgelerini süresinde düzenlememe gibi fiiller uzlaşma kapsamındadır. Uzlaşma, idare ile mükellef arasında yapılan ve cezanın önemli ölçüde düşürüldüğü bir idari çözüm yoludur. Mükelleflerin uzlaşmaya sık başvurmasının temel sebebi, özel usulsüzlük cezalarının yüksek tutarlı olması ve yargısal sürecin belirsizlik taşımasıdır. Uzlaşma sağlandığında ceza, tarafların üzerinde mutabakata vardığı tutara göre tahsil edilir ve artık dava açma yolu kapalıdır.
Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında, VUK m.376 kapsamındaki indirim talebi ile uzlaşma talebinin birbirinin alternatifi olduğu, yani aynı anda veya birbirini takip eden şekilde kullanılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Danıştay’a göre, mükellefin hem uzlaşma hem indirim yoluna başvurması hukuken mümkün değildir; bu durum hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerine aykırılık oluşturur. Aynı doğrultuda Danıştay, uzlaşma müzakerelerinin devam ettiği bir süreçte indirim talebinde bulunulmasını veya tam tersi şekilde uzlaşma sağlandıktan sonra indirim hükümlerinin uygulanmasını hukuka aykırı kabul etmektedir.
Bu nedenle mükellefin, özel usulsüzlük cezasına ilişkin stratejisini belirlerken;
- Cezanın hukuka uygunluğu,
- İspatlanabilirlik düzeyi,
- Mükellefin kusurunun derecesi,
- Teknik bir hata olup olmadığı,
- Danıştay’ın benzer uyuşmazlıklardaki yaklaşımı,
- Ceza tutarının büyüklüğü,
- Uzlaşma sürecindeki muhtemel indirim miktarı,
- İndirimden yararlanılması hâlinde davadan feragat zorunluluğugibi unsurları bütünsel olarak değerlendirmesi gerekir.
Sonuç olarak, VUK m.376 indirim müessesesi ile uzlaşma kurumu mükellefe iki farklı çözüm yolu sunar; ancak her bir yolun hukuki sonucu, dava hakkına etkisi ve mükellef üzerindeki mali yükü farklıdır. Bu nedenle doğru yöntemin seçilmesi hem hukuki hak kaybını önlemek hem de mali yükü azaltmak açısından büyük önem taşır.
Genel ve Özel Usulsüzlük Cezasına İtiraz ve İptal Davası
Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları, Vergi Usul Kanunu’na dayanılarak tesis edilen idari işlemler niteliğindedir ve bu nedenle mükellefler söz konusu cezalara karşı VUK ve İYUK hükümleri çerçevesinde yargısal denetim yoluna başvurabilir. CEZANIN MÜKELLEFE TEBLİĞİNDEN İTİBAREN 30 GÜN İÇİNDE VERGİ MAHKEMESİNDE İPTAL DAVASI AÇILMASI MÜMKÜNDÜR. Bu süre hak düşürücü süre olduğundan, sürenin kaçırılması hâlinde dava hakkı ortadan kalkar. Vergi mahkemeleri, açılan iptal davasında idari işlemi yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden inceler ve usulsüzlük cezasının hukuka uygun olup olmadığını değerlendirir.
İptal davası dilekçelerinde, cezanın hukuka aykırılığını ortaya koymak için belirli hususların özellikle vurgulanması gerekir. Uygulamada bu hususlar genellikle şunlardır:
- Fiilin usulsüzlük kapsamında olmadığı, yani idarenin hukuki nitelendirmeyi yanlış yaptığı,
- Fiilin mükellefe isnat edilebileceğine dair yeterli, kesin ve objektif delilin bulunmadığı,
- Belge düzenine ilişkin fiilin özel usulsüzlük kapsamında olmasına rağmen yanlışlıkla VUK m.351 (genel usulsüzlük) kapsamında ceza uygulanmış olabileceği,
- Cezanın, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığı; fiille ceza arasında orantısızlık bulunduğu,
- Tebliğin usulsüz yapıldığı, elektronik tebligat adresine gönderim hatası, yanlış kişiye tebliğ veya usule aykırı bildirim bulunduğu.
Bu noktalar, vergi mahkemelerinde açılan iptal davalarında idari cezaların denetiminde büyük önem taşır.
Danıştay’ın yerleşik içtihatlarında, usulsüzlük cezaları ile ilgili yargısal denetimde mükellef lehine geniş koruma sağlandığı görülmektedir. Danıştay özellikle belge düzenine ilişkin değerlendirmelerde idarenin “kesin delil” ortaya koyma zorunluluğunu vurgular. Varsayıma, genellemeye veya teknik sisteme ilişkin belirsizliklere dayalı cezaların hukuka aykırı olduğu yönünde çok sayıda karar bulunmaktadır.
Nitekim Danıştay, elektronik belge sisteminde meydana gelen teknik hata, GİB altyapısındaki aksama, sunucu yoğunluğu, zaman damgası gecikmesi, e-belge portalı erişim sorunu gibi sebeplerle düzenlenemeyen veya geç düzenlenen belgeler nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezalarını çoğu zaman iptal etmektedir. Bu yaklaşım, mükellefin iradesi dışında gelişen ve teknik sebeplerden kaynaklanan usulsüzlüklerin cezalandırılmasının hukuka uygun olmayacağı yönündeki ilkeli tutumu yansıtmaktadır. Ayrıca Danıştay, idarenin usulsüzlük fiilini nitelendirirken yanlış hüküm uygulamasını da iptal sebebi saymaktadır. Örneğin fiil özel usulsüzlük kapsamında olmasına rağmen genel usulsüzlük cezası kesilmesi veya tam tersi şekilde belge düzeni ihlallerinin genel hükme bağlanması, idari işlemi hukuka aykırı hâle getirir.
Sonuç olarak, usulsüzlük cezalarına ilişkin yargısal süreç, mükellef hakkının korunması açısından son derece önemlidir. Vergi mahkemeleri ve Danıştay, cezaların teknik, hukuki ve maddi yönlerden ayrıntılı incelemesini yapmakta; özellikle belirsizlik bulunan durumlarda mükellef lehine yorum ilkesi gereği cezaların iptaline karar verebilmektedir. Bu nedenle cezaya konu fiilin mahiyeti, somut delil durumu, tebliğ süreci ve idarenin hukuki nitelendirmesi titizlikle değerlendirilerek iptal davası açılmalıdır.
Genel ve Özel Usulsüzlük Cezasında Zamanaşımı
Vergi hukukunda, mükelleflerin hak ve yükümlülüklerini güvence altına almak amacıyla cezaların uygulanmasında belirli süreler öngörülmüştür. Vergi Usul Kanunu’nun 374. maddesi, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarına ilişkin zamanaşımı sürelerini düzenler ve hem mükelleflerin hem de vergi idaresinin hak ve sorumluluklarını dengeler.
Zamanaşımının başlangıç noktası, usulsüzlük fiilinin işlendiği tarihtir. İdarenin fiili tespit ettiği tarih veya ceza kararını aldığı zaman bu hesabı değiştirmez. Bu düzenleme, mükelleflerin öngörülebilir bir ceza süreci içinde hareket etmesini sağlar ve belirsiz bir ceza tehdidini ortadan kaldırır. Zamanaşımı, kamu düzenine ilişkin bir kavram olduğundan vergi mahkemeleri tarafından re’sen dikkate alınır; mükellefin ayrıca zamanaşımı itirazında bulunmasına gerek yoktur.
Genel usulsüzlük cezalarında zamanaşımı süresi iki yıldır. Bu süre, fiilin işlendiği yılı takip eden yılın başından itibaren işlemeye başlar. Örneğin 2025 yılında gerçekleşen bir belge usulsüzlüğü için cezanın 01.01.2026’dan itibaren iki yıl içinde kesilmesi gerekir. Bu süre aşılırsa ceza artık uygulanamaz.
Özel usulsüzlük cezalarında, Kanun’un 353 ve mükerrer 355. maddeleri kapsamında cezalar için zamanaşımı süresi beş yıldır. Bu uzun süre, fiillerin tespitinin ve incelemesinin genellikle daha karmaşık olması nedeniyle öngörülmüştür. İdare, bu süreyi aşmadan ceza kesmek ve mükellefe tebliğ etmek zorundadır; aksi halde ceza hukuken geçersiz hale gelir.
Bazı durumlarda bir fiil hem usulsüzlük hem de vergi zıyaı niteliği taşıyabilir. Bu hallerde zamanaşımı süresi, genellikle daha uzun olan vergi zıyaı cezası süresine göre hesaplanır ve bu süre beş yıldır. Böylece mükellefin hakları korunurken idarenin de işlemlerini düzenli ve öngörülebilir şekilde yürütmesi sağlanır.
Danıştay kararlarına göre idarenin zamanaşımına uymaması durumunda, ceza hukuka aykırı sayılır. Özel usulsüzlük cezalarında fiilin üzerinden uzun süre geçtikten sonra ceza kesilmesi, mükellefin savunma hakkını kısıtlar ve delillerin toplanmasını zorlaştırır. Bu, vergi hukukunda mükellef lehine yorum ve idari işlemlerin makul sürede yapılması ilkelerine aykırıdır. Zamanaşımı dolmuş cezalar, mahkemelerce iptal edilir ve idarenin işlemi hükümsüz sayılır.
Sonuç olarak, Vergi Usul Kanunu m.374’te öngörülen zamanaşımı süreleri, mükelleflerin hukuki güvenliğini temin eden ve idarenin işlemlerini disiplinli şekilde yürütmesini sağlayan temel bir mekanizmadır. Genel usulsüzlük cezalarında iki yıl, özel usulsüzlük ve vergi zıyaı cezalarında beş yıl olarak belirlenen süreler, cezanın öngörülebilirliğini sağlar ve süresine uyulmaması hâlinde cezaların tamamen geçersiz olmasına yol açar.
Genel ve Özel Usulsüzlük Cezasında Tekerrür
Vergi hukukunda tekerrür kurumu, daha önce usulsüzlük veya özel usulsüzlük nedeniyle ceza almış ve cezası kesinleşmiş mükellefin, aynı nitelikte bir fiili kısa süre içinde tekrar işlemesi durumunda uygulanacak cezanın artırılmasını öngörür. Tekerrür, mükellefler üzerinde caydırıcı bir etki sağlamak ve benzer usulsüzlüklerin tekrarlanmasını önlemek amacıyla düzenlenmiştir.
Tekerrür uygulamasının gerçekleşebilmesi için bazı ön şartlar vardır. Öncelikle, daha önce kesilmiş cezanın kesinleşmiş olması gerekir; kesinleşmemiş bir ceza tekerrüre konu olamaz. İkinci olarak, ikinci fiilin, önceki fiille aynı nitelikte olması şarttır. Farklı tür veya bentlerdeki fiiller tekerrüre esas alınamaz. Üçüncü olarak, ikinci fiilin, ilk cezanın kesinleştiği tarihi takip eden süre içinde işlenmiş olması gerekir. Bu süre, genel usulsüzlük cezalarında iki yıl olarak belirlenmiştir.
Tekerrür durumunda uygulanacak ceza, normal usulsüzlük cezasının artırılmış oranıyla uygulanır. Bu oran, mükellefin aynı fiili belirli süre içinde tekrar etmesi hâlinde caydırıcılığı artırmak amacıyla öngörülmüştür. Tekerrür sadece genel usulsüzlük fiilleri için değil, özel usulsüzlük fiilleri açısından da uygulanabilir. Ancak uygulamada, özel usulsüzlüklerin tekerrüre tabi olup olmadığı konusunda idari ve yargısal değerlendirmeler farklılık gösterebilir. Bu nedenle idarenin tekerrür uygulamasında dikkatli davranması gerekir.
Özetle, tekerrür hükümleri, daha önce ceza almış mükelleflerin benzer usulsüzlük fiillerini tekrar etmesi hâlinde cezanın artırılmasını sağlayarak vergi hukukunda disiplin ve caydırıcılık işlevi görür. Bu sistem, mükelleflerin sorumluluklarını hatırlamalarını sağlarken, idarenin de benzer fiiller karşısında daha etkin bir uygulama yapmasını mümkün kılar.
Özel Usulsüzlük Cezası İptal Davası Danıştay Kararları
Danıştay’ın özel usulsüzlük cezalarına ilişkin içtihatları oldukça zengindir. Kararlarda özellikle şu noktalar öne çıkar:
- Teknik arızalardan kaynaklanan e-fatura eksikliklerinde ceza hukuka aykırı bulunur.
- Mükellefin fiili işlemediğine dair ispat yükü idarededir.
- Fiil ile kesilen ceza arasında hukuki nitelik uyuşmazlığı varsa ceza iptal edilir.
- Cezanın ölçüsüz olması iptal sebebidir.
v Özel Usulsüzlük Cezasının Kaldırılması İstemi, Bozma Kararına Uyularak Verilen Kararların Temyiz İncelemesinin Sınırı ve Hükmün Onanması Hk Danıştay Kararı; “….Davacı adına, 2008 yılına ilişkin defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediğinden bahisle düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak 2008 yılının Ocak ila Aralık dönemleri için re’sen tarh edilen katma değer vergisi, vergiler üzerinden kesilen vergi ziyaı cezası ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan davada, … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davanın kabulüne karar verilmiştir.Davacının 2008 yılının Aralık döneminden devreden katma değer vergisinin azaltılmasının dava konusu cezalı tarhiyatları da etkilediği görülmüştür. Bu durumda, dava konusu cezalı tarhiyatların 2008 yılının Aralık döneminden devreden katma değer vergisinin azaltılmasından kaynaklanan kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.Mahkeme bu gerekçeyle cezalı tarhiyatların …’in düzenlediği faturalardan kaynaklanan kısmı yönünden davayı reddetmiş; 2008 yılının Aralık döneminden devreden katma değer vergisinin azaltılmasından kaynaklanan kısmını kaldırmıştır.TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Gerçek bir emtia teslimi ve hizmet ifasına dayanmaksızın düzenlenen faturalar içeriği katma değer vergisinin indirim konusu yapılmasının mümkün olmadığı, dava konusu işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek kararın davanın kısmen kabulüne ilişkin hüküm fıkrasının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Cevap verilmemiştir.DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …’İN DÜŞÜNCESİ: Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar bozma kararı uyarınca verilen kararın bozulmasını sağlayacak durumda görülmediğinden istemin reddi gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:HUKUKİ DEĞERLENDİRME:2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 50. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun bozma kararına uyularak verilen kararlara ilişkin temyiz incelemesinin, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.Temyize konu karar Kurulun bozma kararındaki esaslara uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.KARAR SONUCU:Açıklanan nedenlerle;1- Davalının temyiz isteminin REDDİNE, 2- … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, cezalı tarhiyatların 2008 yılının Aralık döneminden devreden katma değer vergisinin azaltılmasından kaynaklanan kısmının kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasının ONANMASINA,..” (Danıştay VD. Vergi Dava Daireleri Kurulu 19.03.2025 T. 2025/140 E. 2025/229 K.)
v Sahte Fatura İddiasıyla Kesilen Özel Usulsüzlük ve Vergi Ziyaı Cezalarının Kısmi Bozumu Hk Danıştay Kararı; “…Davacı tarafından, Maslak Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün … vergi kimlik numaralı mükellefi … Petrolcülük A.Ş., Uray Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün … vergi kimlik numaralı mükellefi … Petrolcülük A.Ş. ile Başkent Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün … vergi kimlik numaralı mükellefi … En. San. Tic. Ltd. Şti.’den alınan faturaların sahte olduğu yolunda düzenlenen vergi inceleme raporuna dayanılarak, 2021/Ocak-Kasım dönemleri için re’sen tarh edilen üç kat vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 353/1. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istenilmektedirİLGİLİ MEVZUAT213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun, Vergi ziyaı cezası başlıklı 344. maddesinin 1. fıkrasında, 341. maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet verildiği taktirde mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesileceği, 2. fıkrasında, vergi ziyaına 359. maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu cezanın üç kat, bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat uygulanacağı belirtilmiş; Kaçakçılık suçları ve cezaları başlıklı 359. maddesinin (b) fıkrasında, Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir. hükümlerine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME Bölge İdare Mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.Bölge İdare Mahkemesi kararının dava konusu cezalı tarhiyatın bir kata ilişkin kısmı ile özel usulsüzlük cezasına ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, taraflarca ileri sürülen temyiz nedenleri kararın belirtilen kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.Temyize konu kararın katma değer vergisi üzerinden kesilen bir katı aşan vergi ziyaı cezasına ilişkin kısmına yönelik davalının temyiz istemine gelince:Davacının 2021/Ocak-Kasım dönemlerinde … Enerji San. ve Tic. Ltd. Şti., … Petrolcülük A.Ş. ve … Petrolcülük A.Ş.’den aldığı faturaların gerçek bir mal ve hizmet teslimine dayanmayan sahte faturalar olması karşısında, vergi ziyaına Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde yer alan fiillerle sebebiyet verildiği açık olduğundan, dava konusu vergi ziyaı cezasının üç kat kesilmesinde hukuka aykırılık, Bölge İdare Mahkemesi kararının bir katı aşan vergi ziyaı cezasının kaldırılmasına ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. (Danıştay 9. Daire 26.05.2025 T. 2023/7305 E. 2025/2518 K)
v Elektronik Tebligat Yoluyla Özel Usulsüzlük ve Vergi Ziyaı Cezalarının Geçerliliği Hk Danıştay Kararı ; “…213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun Elektronik Ortamda Tebliğ başlıklı 107/A maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere, 93 üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği, elektronik ortamda tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı, Maliye Bakanlığı’nın, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesinin 3. fıkrası uyarınca verilen yetkiye dayanılarak 27/08/2015 tarihinde yayımlanan 456 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin Elektronik Tebligat Sisteminden Çıkış başlıklı 7. maddesi: Zorunlu veya ihtiyari olarak elektronik tebligat sistemine dahil olanların aşağıdaki durumlar dışında sistemden çıkmaları mümkün değildir.Tüzel kişilerde ticaret sicil kaydının silindiği (nevi değişikliği ve birleşme halleri dahil) tarih itibarıyla, elektronik tebligat adresi kapatılır. … şeklinde düzenlenmiştir.HUKUKİ DEĞERLENDİRME:Elektronik tebligat, vergilendirme ile ilgili evrakın Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından e-imzalı olarak muhatabın elektronik tebligat adresine gönderilmesi işlemidir.Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tebliğ evrakı muhatabın elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda tebliğ edilmiş sayılacaktır.Dosyanın incelenmesinden, dava konusu ödeme emrinin dayanağı ihbarnamelerinin, davacı şirketin mükellefiyetinin 30/10/2017 tarihinde idarece re’sen terk ettirilmesinden sonra 21/01/2020 ve 14/10/2020 tarihlerinde e-tebliğ yoluyla davacı şirkete tebliğ edildiği, söz konusu ihbarnamelerin dava konusu edilmemesi üzerine tahakkuk eden ve ödenmeyen amme alacağının tahsili amacıyla da dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği anlaşılmıştır.Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, tüzel kişi mükelleflerin, ticaret sicil kaydının silinmesi (nevi değişikliği ve birleşme halleri dahil) halleri dışında elektronik tebligat sisteminden çıkmaları mümkün görülmediği gibi elektronik tebligat adresinin kapatılmasını gerektiren haller arasında mükellefiyetin sona ermesi hali yer almadığından, mükellefiyetleri sona erse de tüzel kişilere elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği sonucuna varılmıştır.Bu durumda, dava konusu ödeme emri dayanağı ihbarnamelere ilişkin olarak elektronik ortamda yapılan tebligatın usulüne uygun olduğu görüldüğünden, Bölge İdare Mahkemesince ödeme emrine karşı ileri sürülebilecek iddialar kapsamında inceleme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle Davalının temyiz isteminin kabulüne,…” (Danıştay 9. Daire 20.05.2025 T. 2023/6840 E. 2025/2304 K.)

Minval Hukuk & Danışmanlık Bürosu Sigorta Hukuku(Trafik ve İş Kazaları), İş Hukuku, Kamulaştırma ve İstimlak, Tazminat Hukuku, Ölüm ve Yaralamalı Trafik Kazalarından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat Davaları, Yangın Sigortaları, Dask Sigortası, İşveren Mali Sorumluluk Sigortaları, Araç Değer Kaybı ve Araç Hasar Bedeli Davaları ile Vatandaşlık Hukuku ve Nüfus Davaları, Göç Davaları, SGK’nın karşılamadığı akıllı ilaç bedellerinin ödenmesi ve ücretsiz temin edilmesi ile ilgili davalar üzerine yoğunlaşmış ve bu alanların her birinde yüzlerce danışanın haklarını ilgili kişi ve kurumlar nezdinde çözüme kavuşturmuştur. Minval Hukuk Bürosunun Kurucu ortaklarının çeşitli site ve dergilerde yayınladığı onlarca makalenin yanında basılan “Sigorta Hukuku ve Tahkim Uygulamaları” adlı bir kitabı da bulunmaktadır.
