İmar planının iptali davası, idarenin şehirleşme ve arazi kullanımına ilişkin düzenlemelerini hukuka uygunluk açısından yargısal denetime tabi tutan idari dava türüdür. İmar planları – imar planı ile uygulama imar planı başta olmak üzere – bir yerleşim biriminin arazi kullanımını, yapılaşma koşullarını, altyapı ve sosyal donatı düzenini belirleyen normatif araçlardır; bu nedenle planların hukuka aykırı olması hâlinde ortaya çıkan zararlar yalnızca teknik değil, aynı zamanda Anayasa’nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkı ve kamu yararı ilkesi bakımından da hukuki sonuçlar doğurur. Bu bağlamda kesinleşen imar planının iptali talebi, planın hem normatif dayanaklarına (kanun ve yönetmeliklere) hem de plan yapım süreçlerindeki usule uygunluğa ilişkin denetimi hedefler.

İş bu davanın kapsamı teknik ve hukuki bileşenler içerir. Mahkeme, plan kararlarının 3194 sayılı İmar Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuata uygunluğunu, plan hiyerarşisine (üst ölçekli nazım planı ile uyum) riayet edilip edilmediğini, askı/ilan ve katılım süreçlerinde usul kurallarının uygulanıp uygulanmadığını ve planın uygulanması halinde doğabilecek kamu yararı ihlalleri veya parsel bazında ölçüsüz mülkiyet kayıpları olup olmadığını inceler. Bu inceleme genellikle şehir-plancısı, jeoteknik ve çevresel uzmanlardan alınacak bilirkişi raporlarıyla desteklenir; ayrıca kesinleşen imar planının iptali talepleri parsel bazında imar planı iptali şeklinde özel bir koruma zemini oluşturabilir.

İdari yargı sürecinde iptal talebi, hem planın bütününe hem de yalnızca hukuka aykırı bölümlerine yönelik olabilir; mahkeme uygun bulursa planı kısmen veya tamamen iptal eder. Davada ayrıca, planın uygulanması hâlinde telafisi güç zararların oluşacağına ilişkin somut deliller varsa yürütmenin durdurulması talep edilebilir. İdari yargı uygulamalarında ve Danıştay içtihatlarında, planların kamu yararına ve plan hiyerarşisine uygunluğunun sağlanması gerektiği, usulsüzlük ve yetki aşımı durumlarının iptal gerekçesi sayıldığı kabul edilmektedir.

Pratik açıdan müteakip hukuki işlem ve süreler önem taşır. Öyle ki imar planlarına karşı açılacak davalarda süre hesabı, dava hakkının kullanılmasında belirleyicidir; örneğin idari yargıda genel dava açma süresi ve ilan/askı esasına göre düzenlenen süre kuralları, imar planı iptali dava açma süresi tartışmalarında sıkça gündeme gelir. Bu nedenle hukuki strateji, planın hangi tarihte ilan veya askıya çıkarıldığının, itiraz süreçlerinin nasıl işletildiğinin ve usul bakımından hangi bildirimlerin yapıldığının dikkatle tespit edilmesini gerektirir.

İmar Planı Nedir?

İmar planı, bir belediye veya ilgili idare tarafından belirlenen alanın arazi kullanımını, yapılaşma koşullarını, altyapı ve sosyal donatı alanlarını düzenleyen idari plandır. İmar planları, şehirlerin düzenli ve sürdürülebilir bir şekilde gelişmesini sağlamak, doğal ve kültürel değerleri korumak ve kamu yararını gözetmek amacıyla hazırlanır. Bu planlar, şehircilik ve imar mevzuatına uygun olarak yapılır ve 3194 sayılı İmar Kanunu ile ilgili yönetmeliklerde öngörülen usul ve esaslara bağlıdır.

İmar planları genellikle iki temel kategoride hazırlanır: nazım imar planı ve uygulama imar planı. Nazım imar planı, şehir veya bölge ölçeğinde stratejik çerçeveyi belirleyen üst ölçekli bir plan iken, uygulama imar planı, belirli parselleri kapsayan ve uygulamaya yönelik detaylı düzenlemeler içeren alt ölçekli plandır. Bu ayrım, parsel bazında imar planı iptali taleplerinin mahkeme nezdinde nasıl değerlendirileceğini anlamak açısından da önemlidir; çünkü uygulama imar planları, doğrudan taşınmaz sahiplerinin mülkiyet haklarını etkiler.

İmar planları, şehirlerin planlı gelişimini sağlamakla kalmaz, aynı zamanda kamu hizmetlerinin (altyapı, yol, elektrik, su, sosyal donatı alanları) etkin ve dengeli dağılımını da güvence altına alır. Bir imar planının hukuka aykırı olması veya kamu yararına ters düşmesi durumunda, bu planın uygulanması hem bireysel hakları hem de toplumsal çıkarları olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, kesinleşen imar planının iptali gibi hukuki başvurular, yalnızca teknik eksiklikler değil, aynı zamanda mülkiyet hakları ve kamu yararı açısından da önemli bir denetim mekanizmasıdır.

Ayrıca, imar planları üzerindeki hukuki denetim sürecinde, ilgililerin planlara karşı itiraz hakkı bulunur. İtiraz süreci tamamlanmış ve plan kesinleşmişse, taşınmaz sahipleri veya ilgili kişi ve kuruluşlar, imar planının iptali davası yoluna başvurarak planın hukuka uygunluğunu yargı denetimine sunabilirler. Bu kapsamda, planın kapsamına, niteliğine ve uygulanacak alanın özelliklerine göre, parsel bazında imar planı iptali talepleri özel bir hukuki zeminde değerlendirilir.

Sonuç olarak, imar planı, şehirlerin düzenli gelişmesini, mülkiyet haklarının korunmasını ve kamu yararının sağlanmasını amaçlayan idari bir düzenlemedir. Hukuka aykırı planlar veya kamu yararına ters düşen düzenlemeler karşısında, kesinleşen imar planının iptali ve imar planı iptali dava açma süresi gibi kavramlar, taşınmaz sahipleri ve kamu yararını koruyan kuruluşlar için kritik öneme sahiptir.



İmar Planına İtiraz Yolu

İmar planına itiraz yolu, planlama sürecinde vatandaşların ve ilgili tarafların hukuki haklarını kullanarak planların hukuka uygunluğunu denetleyebilmelerini sağlayan idari mekanizmadır. İmar planları askıya çıkarıldıktan sonra, planın ilan edildiği tarihten itibaren ilgililer belirli bir süre içinde planın hukuka aykırı yönlerini ve kamu yararına uygunluğunu değerlendirmek üzere itirazda bulunabilirler. Bu süreç, planların hazırlanması sırasında idarenin yetki aşımı veya mevzuata aykırılık gibi durumları önceden tespit etmek ve gerektiğinde düzeltmek amacıyla önem taşır. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8. Maddesi gereğince imar planının ilanından sonra 1 aylık süre içinde yapılmalıdır. Ve bu itirazlar Belediye tarafından 15 gün içerisinde değerlendirilerek kesin karara bağlanır. Ancak unutulmamalıdır ki itiraz edilmese dahi dava yoluna gidilebilmektedir.

İtiraz hakkı, hem bireysel hem de toplumsal çıkarları korumaya yöneliktir. Özellikle taşınmaz sahipleri, planın doğrudan mülkiyet haklarını etkileyen hükümlerine karşı parsel bazında imar planı iptali talepleriyle başvurabilir. Aynı şekilde meslek odaları, sivil toplum kuruluşları veya ilgili idareler de planın kamu yararına aykırı olduğunu düşündüklerinde itiraz edebilirler. Bu süreçte itiraz dilekçelerinde, planın hangi maddelerinin hukuka aykırı olduğu, mevzuat hükümlerine ve plan hiyerarşisine neden uymadığı ayrıntılı bir şekilde açıklanmalıdır.

İtiraz süreci tamamlandıktan ve idare tarafından karar verildikten sonra, plan hâlâ hukuka aykırıysa veya kamu yararına ters düşüyorsa, ilgililer kesinleşen imar planının iptali için imar planının iptali davası açabilirler. Bu noktada, imar planı iptali dava açma süresi kritik bir rol oynar; süre aşılırsa dava hakkı kaybolur. Bu nedenle itiraz sürecinde belgelerin doğru şekilde hazırlanması, sürelerin takip edilmesi ve gerekçelerin ayrıntılı bir biçimde sunulması, dava yoluna başvurmadan önce önemlidir.

Özetle, imar planına itiraz yolu, şehircilik politikalarının hukuka uygunluğunu sağlamak, bireylerin mülkiyet haklarını korumak ve toplumsal çıkarları güvence altına almak için zorunlu bir süreçtir. Planın askıya çıkarılmasının ardından yapılan itirazlar, hem planın uygulanmasından doğacak olası zararları önler hem de idari yargıda açılacak parsel bazında imar planı iptali veya genel kesinleşen imar planının iptali taleplerinin dayanaklarını güçlendirir.

İmar Planının İptali Davası

İmar planının iptali davası, kesinleşmiş imar planlarının hukuka uygunluğunu denetleyen idari yargı sürecidir. Bu dava, hem bireysel hakları hem de kamu yararını korumak amacıyla açılır ve planın bütünü veya belirli hükümlerinin iptalini talep edebilir. Kesinleşen imar planının iptali, özellikle mülkiyet hakkını doğrudan etkileyen durumlarda taşınmaz sahipleri için kritik bir hukuki koruma aracıdır.

Davanın temel amacı, planın hukuka aykırılık, usulsüzlük, idarenin yetki aşımı, kamu yararına aykırılık veya parsel bazında hak ihlalleri gibi gerekçelerle iptalini sağlamaktır. Mahkeme, planın 3194 sayılı İmar Kanunu, ilgili yönetmelikler ve plan hiyerarşisine uygunluğunu inceler. Üst ölçekli nazım imar planı ile uyum, planlama esasları ve kamu yararına uygunluk değerlendirmesi davanın temel unsurlarıdır.

Parsel bazında imar planı iptali talepleri, taşınmaz sahiplerinin doğrudan hukuki menfaatine dayanır. Taşınmaz sahipleri, planın kendi mülkiyet haklarını ihlal ettiğini ileri sürerek dava açabilir. Bunun yanı sıra, belediyeler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları da kamu yararına aykırı düzenlemeler söz konusu olduğunda davacı sıfatıyla başvuruda bulunabilir.

Davanın açılabilmesi için planın kesinleşmiş olması gerekir. İtiraz sürecinde dikkate alınmayan veya hukuka aykırı şekilde onaylanan planlar, kesinleşen imar planının iptali gerekçesiyle idari yargıda dava konusu yapılabilir. Ayrıca dava sürecinde, planın uygulanması hâlinde doğacak telafisi güç zararların önlenmesi amacıyla yürütmenin durdurulması talebi de mahkemeden istenebilir.

Mahkeme, davayı incelerken genellikle bilirkişi raporları, planın askıya çıkarıldığı belgeler ve ilgili idare yazıları ile planın hukuka uygunluğunu değerlendirir. Eğer planın hukuka aykırı olduğuna karar verilirse, mahkeme planı kısmen veya tamamen iptal edebilir. Bu karar, hem bireysel mülkiyet haklarını hem de toplumsal çıkarları korumayı hedefler.

Sonuç olarak, imar planının iptali davası, şehirleşme sürecinde hukuka uygunluğu denetleyen, kamu yararını ve mülkiyet haklarını güvence altına alan kritik bir idari dava türüdür. Kesinleşen imar planının iptali ve parsel bazında imar planı iptali talepleri, taşınmaz sahipleri ve kamu yararını koruyan kuruluşlar için hukuken güçlü bir koruma mekanizmasıdır.

İmar Planının İptali Sebepleri

İmar planının iptali sebepleri, planın hukuka uygunluğunu, planlama esaslarını ve kamu yararını etkileyen hukuki ve idari kriterlere dayanmaktadır. İlgili mevzuat ve Danıştay içtihatları çerçevesinde, kesinleşen imar planının iptali talepleri genellikle aşağıdaki temel gerekçelere dayandırılır:

  1.     Hukuka Aykırılık: İmar planları, 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmeliklere uygun şekilde hazırlanmak zorundadır. Planın içeriği bu mevzuata aykırı ise, plan hukuken geçersiz sayılır ve iptali için dava açılabilir. Örneğin, yapılaşma koşullarının kanunda öngörülen sınırları aşması veya planın üst ölçekli nazım imar planıyla çelişmesi hukuka aykırılık sebebi oluşturur.
  2.     Usulsüzlük: Planın askıya çıkarılması, ilan edilmesi veya onaylanması sırasında ilgili usul kurallarına uyulmaması, iptal gerekçesi sayılır. Askı süresi veya itirazların değerlendirilme sürecinin eksik veya hatalı yürütülmesi, idarenin yetki aşımı olarak değerlendirilir ve parsel bazında imar planı iptali taleplerinin dayanağı olabilir.
  3.     Kamu Yararı İlkesine Aykırılık: İmar planları, şehirlerin düzenli gelişmesini ve toplumsal yararı gözetmek zorundadır. Plan, doğal veya tarihi değerleri korumamakta, altyapı ve sosyal donatı dengesini bozmakta veya kamu hizmetlerinin etkin dağılımını engellemekteyse, mahkeme planın iptaline karar verebilir. Bu durum, imar planının iptali davası açısından en sık başvurulan gerekçelerden biridir.
  4.     Parsel Bazında Hak İhlali: Taşınmaz sahiplerinin mülkiyet haklarını ihlal eden plan hükümleri, parsel bazında imar planı iptali taleplerine temel oluşturur. Örneğin, bir planın belirli parsellerde orantısız yapı yoğunluğu öngörmesi veya kişilerin taşınmaz kullanımını sınırlaması hukuken iptal sebebi sayılır.
  5.     İdarenin Yetki Aşımı: Planın hazırlanması veya onaylanması sürecinde idarenin yetki sınırlarını aşması, hukuka aykırılık ve usulsüzlük ile birlikte iptal gerekçesi oluşturur. Bu durum, planın tamamı veya belirli hükümleri için geçerlidir.

Bu sebepler, mahkemeler tarafından somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Özellikle kesinleşen imar planının iptali taleplerinde, planın hangi gerekçelerle hukuka aykırı olduğu ve hangi parselleri etkilediği ayrıntılı olarak mahkemeye sunulur. Bu sayede, hem bireysel mülkiyet hakları hem de kamu yararı korunur.

Özetle, imar planının iptali sebepleri, hukuka aykırılık, usulsüzlük, kamu yararına aykırılık, parsel bazında hak ihlali ve idarenin yetki aşımı gibi kriterlerle belirlenir ve parsel bazında imar planı iptali talepleri ile desteklenebilir.

İmar Planının İptali Davasını Kimler Açabilir?

İmar planının iptali davası, yalnızca hukuken menfaat ilişkisi bulunan kişiler ve kuruluşlar tarafından açılabilir. Bu davanın açılabilmesi için davacının planın uygulanmasından doğrudan etkilenmesi veya kamu yararını koruma amacına sahip olması gerekir. Kesinleşen imar planının iptali taleplerinde davacı olabilecek başlıca kişiler ve kurumlar şunlardır:

  1.     Taşınmaz Sahipleri: Planın uygulanması sonucu mülkiyet hakları ihlal edilen taşınmaz sahipleri, doğrudan parsel bazında imar planı iptali talepleriyle dava açabilirler. Örneğin, planın belirli bir parselde yapılaşma koşullarını aşması, kullanım haklarını sınırlaması veya değer kaybına yol açması durumunda, taşınmaz sahibi dava hakkına sahiptir.
  2.     Belediyeler ve Kamu Kurumları: İmar planlarının hukuka uygunluğunu denetlemek amacıyla, ilgili belediyeler veya diğer kamu kurumları da imar planının iptali davası açabilirler. Bu, özellikle üst ölçekli planların alt ölçekli uygulamalarla çelişmesi veya kamu yararına aykırılık söz konusu olduğunda gündeme gelir.
  3.     Meslek Odaları ve Sivil Toplum Kuruluşları: Kamu yararını koruma amacı taşıyan meslek odaları, şehir plancıları odası veya ilgili sivil toplum kuruluşları da planın hukuka aykırı olduğunu düşündüklerinde dava açabilirler. Bu durum, özellikle çevresel, sosyal veya kültürel değerlerin planla ihlal edilmesi halinde önem kazanır.

Davacıların, dava açarken planın hangi hükümlerinin hukuka aykırı olduğunu ve hangi hakları ihlal ettiğini somut delillerle ortaya koyması gerekir. Bu kapsamda, kesinleşen imar planının iptali ve parsel bazında imar planı iptali talepleri, mahkemelerce ayrı ayrı değerlendirilebilir. Ayrıca, davacının dava açma süresine dikkat etmesi kritik önem taşır; zira imar planı iptali dava açma süresi hukuken sınırlıdır ve süre aşımı dava hakkını ortadan kaldırır.

Sonuç olarak, imar planının iptali davası açabilecek kişiler, hukuken menfaat ilişkisi bulunan taşınmaz sahipleri, ilgili kamu kurumları, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarıdır. Bu yapısı, davanın hem bireysel hakları hem de toplumsal çıkarları koruma işlevini güçlendirir.

İmar Planının İptali Davası Kime Karşı Açılır?

İmar planının iptali davası, hukuken menfaat sahibi davacılar tarafından, planı hazırlayan veya onaylayan idareye karşı açılır. Bu dava, planın uygulanmasını önlemek ve hukuka aykırı düzenlemeleri ortadan kaldırmak amacıyla yöneltilir. Kesinleşen imar planının iptali sürecinde, davanın muhatabı ve sorumluluk taşıyan taraf, planın hazırlanması ve onaylanmasında yetki kullanan kamu kurumlarıdır.

Başlıca muhataplar şunlardır:

  1.     Belediye veya Büyükşehir Belediyesi: İmar planları genellikle yerel yönetimler tarafından hazırlanır ve onaylanır. Dolayısıyla, planın hukuka aykırılığı veya kamu yararına ters düşmesi durumunda dava, doğrudan ilgili belediyeye karşı açılır. Uygulama imar planları söz konusu olduğunda, özellikle taşınmaz sahipleri parsel bazında imar planı iptali taleplerini belediyeye karşı yöneltebilir.
  2.     İl Özel İdaresi: İl sınırları içindeki kırsal alanlar veya belediye sınırları dışında kalan bölgelerde hazırlanan imar planları, il özel idaresinin yetkisi altında olabilir. Bu durumda dava, planın iptali için il özel idaresi muhatap alınır.
  3.     Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı :Nazım imar planları veya büyük ölçekli planlar için bakanlık yetkili idare olarak görev alabilir. Bu bağlamda, planın hukuka aykırılığı veya kamu yararına aykırılığı tespit edilirse, dava bakanlığa karşı açılır.

Dava sürecinde mahkeme, söz konusu idarenin plan yapım ve onay sürecindeki yetki sınırlarını ve planın hukuka uygunluğunu denetler. Davacı, planın hangi yönlerden hukuka aykırı olduğunu ve hangi hakları ihlal ettiğini somut olarak ortaya koymalıdır. Bu kapsamda, kesinleşen imar planının iptali veya parsel bazında imar planı iptali talepleri, planın muhatap alınan idareye karşı yöneltilir.

Özetle, imar planının iptali davası kime karşı açılır? sorusunun yanıtı, planı hazırlayan ve onaylayan belediye, il özel idaresi veya ilgili bakanlık gibi yetkili kamu idareleridir. Davanın başarı şansı, davacının hukuki menfaatini ve planın hukuka aykırı yönlerini somut delillerle ortaya koymasına bağlıdır.

İmar Planının İptali Davası Açma Süresi

İmar planının iptali davası açma süresi, idari yargıda dava hakkının kullanılabilmesi açısından kritik bir hukuki unsurdur. 3194 sayılı İmar Kanunu ve İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) hükümleri çerçevesinde, planın ilan veya askıya çıkarıldığı tarihten itibaren belirli süre içinde dava açılmalıdır. Bu süreye riayet edilmemesi, davanın esas yönünden reddine yol açar ve taşınmaz sahipleri ile diğer ilgililerin hukuki korunma hakkını kaybetmesine neden olabilir.

Genel olarak, imar planı iptali dava açma süresi, KESİNLEŞEN PLANIN İLAN TARİHİNDEN İTİBAREN 60 GÜNDÜR. Bu süre, planın kesinleşen imar planının iptali taleplerinde başlangıç noktasıdır ve taşınmaz sahiplerinin veya ilgili kurumların haklarını koruyabilmesi için titizlikle takip edilmelidir. Planın ilanından sonra itiraz süreci işletilmişse, itirazın reddi veya dikkate alınmaması halinde süre işlemeye başlar.

Süre açısından dikkat edilmesi gereken özel durumlar şunlardır:

  1.     Parsel Bazında Hak İhlali Durumları: Taşınmaz sahipleri, parsel bazında imar planı iptali taleplerini planın ilan veya askı tarihinden itibaren süresi içinde açmalıdır. Bu, mülkiyet hakkının korunması açısından özellikle önemlidir.
  2.     Hukuka Aykırılığın Sonradan Fark Edilmesi: Planın hukuka aykırılığı sonradan fark edilirse ve adil gerekçeler varsa, mahkeme bazı durumlarda süreyi göz önünde bulundurabilir. Ancak bu istisnai bir uygulamadır ve sürenin başlangıç tarihi her zaman ilan tarihidir.
  3.     İtiraz Sürecinin Etkisi: Plan askıya çıkarıldığında ilgililere yapılan duyurular ve itiraz hakkı, sürenin başlamasında etkili olur. İtiraz sürecinde yapılan işlemler, kesinleşen imar planının iptali için temel teşkil eder ve mahkemede dava hakkının kullanılmasını sağlar.

Özetle, imar planının iptali dava açma süresi, planın ilan tarihinden itibaren 60 gün olarak belirlenmiş olup sürenin doğru hesaplanması davanın geçerliliği açısından hayati önem taşır. Süreye dikkat edilmemesi, taşınmaz sahiplerinin veya ilgili kurumların hukuki haklarını kaybetmesine yol açabilir ve parsel bazında imar planı iptali taleplerinin mahkemede dikkate alınmasını engeller.

 

İmar Planının İptali Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme

İmar planının iptali davası, idari yargı kapsamında görülür ve bu nedenle yetkili ve görevli mahkeme, davanın hukuki sürecini doğrudan etkiler. Türkiye’de imar planlarına ilişkin davalarda yetkili mahkeme, planın uygulanacağı alanın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Bu, kesinleşen imar planının iptali ve parsel bazında imar planı iptali taleplerinde mahkeme seçiminde belirleyici bir kriterdir.

GÖREVLİ MAHKEME: İdari yargıda, planın hukuka uygunluğunu denetleme yetkisi İDARE MAHKEMELERİNE aittir. İdare mahkemeleri, planın hazırlanması, onaylanması ve ilanı sürecindeki hukuka aykırılıkları ve usulsüzlükleri inceleme yetkisine sahiptir. Planın uygulanması sonucunda doğacak hak ihlalleri veya kamu yararına aykırılık durumları da mahkeme tarafından değerlendirilir.

YETKİLİ MAHKEME: Yetkili mahkeme ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 32. Maddesine göre planın uygulanacağı yerin bulunduğu bölgedeki idare mahkemesidir. Örneğin, bir belediye sınırları içindeki planlar için o belediyenin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi yetkilidir. Kırsal alan veya belediye sınırları dışındaki planlar için ise ilgili il özel idaresi yetki sınırı içinde değerlendirilen idare mahkemesi yetkilidir. Bu düzenleme, davaların coğrafi olarak doğru mahkemede açılmasını sağlar ve hukuki süreçte belirsizlikleri ortadan kaldırır.

Sonuç olarak, imar planının iptali davasında yetkili ve görevli mahkeme, planın uygulanacağı alanın bulunduğu idare mahkemesi olup dava sürecinde hukuki denetim ve yürütmenin durdurulması taleplerini değerlendirme yetkisine sahiptir. Bu yetki, kesinleşen imar planının iptali ve parsel bazında imar planı iptali taleplerinin doğru şekilde ele alınmasını sağlar.

İmar Planının İptali Davasına İlişkin Danıştay Kararları

Danıştay, imar planının iptali davalarında önemli içtihatlar oluşturmuştur. Örneğin:

  • Kesinleşen imar planının iptali konusunda Danıştay, kamu yararına aykırı ve hukuka uygun olmayan planların iptal edilebileceğini kabul etmiştir.
  • Parsel bazında imar planı iptali taleplerinde, taşınmaz sahiplerinin mülkiyet hakkı doğrudan korunmuştur.
  • İdarenin usulsüzlükleri veya yetki aşımı durumları, mahkeme tarafından iptal sebebi olarak değerlendirilmiştir.

Bu kararlar, imar planının iptali davasının uygulanmasında hem akademik hem de pratik hukuki dayanak sağlar.

v  Kentsel Dönüşüm Alanı Revizyon Uygulama İmar Planı ve İtirazın Zımnen Reddi Hk Danıştay Kararı ; “….Dava konusu imar planı revizyonuna ait pafta örneklerinin ve plan notlarının incelenmesinden; dava konusu nazım imar planına ait plan notlarının Genel hükümler kısmında yer alan 1.6. bendinde, Planda, tüm parsellerde; bulunduğu alandan başka bir alana transfer edilecek mülk sahiplerine, bulunduğu bölge ve önceki bulunduğu konum ve alanın ekonomik değeri ile eşdeğer özellikte yer verilecektir. Bu durumda alanın plandan önceki ve sonraki konumları tüm parseller için ayrı ayrı tespit edilecektir. şeklinde hükmün yer aldığı, 1/1000 ölçekli plan paftalarında imarlı alanlar (konut+ticaret) içerisine giren parseller üzerinde kütle şeklinde maksimum yapılaşma alanlarının gösterildiği, bu kütlelerin (etapların) numaralandırıldığı, plan paftalarında imarlı alanlar üzerinde emsal/yoğunluk değerlerinin belirtilmediği, yapılaşma oranları ile ilgili olarak plan notunda etaplar için belirlenen emsale esas inşaat alanı tablosu şeklinde belirlemeye gidildiği, tabloda, her bir etabın hangi ada ve parsel/parsellerden oluşacağının ve emsale esas inşaat alanının büyüklüğünün belirlendiği, plan notlarında, imar adalarında gösterilen kütlelerin şematik olduğu ve tabloda belirtilen emsale esas inşaat alanı ve yükseklik değerlerini aşmamak koşulu ile hazırlanacak kentsel tasarım ve mimari avan projelerine göre kütlelerin boyutlarının belirleneceğinin belirtildiği (Genel hükümler 1.7) görülmektedir.Anayasanın 35. maddesinde; Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. hükmü yer almaktadır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 No.lu Protokolünün Mülkiyetin korunması başlıklı 1. maddesinde: Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. hükmüne yer verilmiştir.Anayasa ve kanunlarla kabul edilen kamulaştırma yöntemine alternatif olması amacıyla kabul edilen imar hakkı transferi kavramının değerlendirilmesi gerekmektedir.Hukuki metinlere yeni bir yöntem olarak dâhil olan imar hakkı transferine ilişkin uygulamaların incelenmesinden; yöntemin zorunlu yahut isteğe bağlı olmasına göre iki ayrı uygulamasının olduğu görülmektedir.Bu kavramların incelenmesinden; zorunluluk esasına dayanan transfer uygulamasında, transfer edilecek alanda mevcut yapılaşma dışındaki tüm yapılaşmalar yasaklanarak mülkiyet sahibinin plan gereği oluşturulacak sertifikaları alması ve bunları satarak veya varsa alıcı bölgede kullanarak kayıplarını telafi etmesi esastır. Ancak isteğe bağlılık esasının benimsenmesi halinde ise, belirlenen koruma alanında yeni bir yapılanma kararı getirilmeyerek, mevcut imar planında var olan yapılaşma oranında mülkiyet sahipleri inşaat yapabilecekler veya kendilerine verilen sertifikaları satarak yapılaşmadan sürekli biçimde vazgeçebileceklerdir.Transfer kavramının mevzuatımıza 27.07.2004 tarihli, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanunun 8/c maddesiyle kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanlarında bulunan taşınmazların yapılanma haklarının kısıtlanarak korunmasına ilişkin hüküm ile getirildiği, devamında kabul edilen yeni hukuki kaideler ile imar transferi ile ilgili düzenlemelerin yapılmaya devam edildiği ve en son riskli kentsel alanların sağlamlaştırılması kapsamında yapılan düzenlemelerde de yer aldığı görülmektedir.Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri açısından bakıldığında transfer kavramının ismen çeşitli mevzuata girdiği görülmekte ise de; kamulaştırma yöntemine alternatif olarak kabul edilen bu yöntemin, başta İmar Kanunu olmak( işlem tarihi itibari ile) üzere yasa ile özel olarak tanımlanması ve hüküm altına alınması gerektiği ve bu kavramın uygulanmasına ilişkin esasların da yine yasal mevzuatta tartışmaya mahal vermeyecek şekilde sarih ve detaylı olarak düzenlemesi gerektiği açık olmakla birlikte,6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 6. maddesinin 5. fıkrasında Riskli yapılara, rezerv yapı alanlarına ve riskli yapıların bulunduğu taşınmazlara ilişkin her tür harita, plan, proje, arazi ve arsa düzenleme işlemleri ile toplulaştırma yapmaya, bu alanlarda bulunan taşınmazları satın almaya, ön alım hakkını kullanmaya, bağımsız bölümler de dâhil olmak üzere taşınmazları trampaya, taşınmaz mülkiyetini veya imar haklarını başka bir alana aktarmaya Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yetkili olduğu belirtilmiştir.Dava konusu imar planlarının dayanağının Bakanlar kurulu tarafından alınan riskli alan ilanı kararı olmasına, uyuşmazlığın esasen imar transferine ilişkin olmasına ve 6306 sayılı Kanunda imar transferi hakkında yukarıda yer verilen düzenlemenin bulunmasına rağmen temyize konu kararda 6306 sayılı yasaya yer verilmediği ve uyuşmazlığın anılan düzenleme kapsamında irdelenmediği/tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle dava dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.KARAR SONUCU:Açıklanan nedenlerle;1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalıların temyiz isteminin kabulüne,2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,..”  (Danıştay 6. Daire 07.05.2025 T. 2024/7815 E. 2025/2589 K.)

 

v  İmar Planının İptali ve İmar Hakkı Transferi Uygulamalarının İncelenmesi Hk Danıştay Kararı ; “…Dava konusu imar planı revizyonuna ait pafta örneklerinin ve plan notlarının incelenmesinden; dava konusu nazım imar planına ait plan notlarının Genel hükümler kısmında yer alan 1.6. bendinde, Planda, tüm parsellerde; bulunduğu alandan başka bir alana transfer edilecek mülk sahiplerine, bulunduğu bölge ve önceki bulunduğu konum ve alanın ekonomik değeri ile eşdeğer özellikte yer verilecektir. Bu durumda alanın plandan önceki ve sonraki konumları tüm parseller için ayrı ayrı tespit edilecektir. şeklinde hükmün yer aldığı, 1/1000 ölçekli plan paftalarında imarlı alanlar (konut+ticaret) içerisine giren parseller üzerinde kütle şeklinde maksimum yapılaşma alanlarının gösterildiği, bu kütlelerin (etapların) numaralandırıldığı, plan paftalarında imarlı alanlar üzerinde emsal/yoğunluk değerlerinin belirtilmediği, yapılaşma oranları ile ilgili olarak plan notunda etaplar için belirlenen emsale esas inşaat alanı tablosu şeklinde belirlemeye gidildiği, tabloda, her bir etabın hangi ada ve parsel/parsellerden oluşacağının ve emsale esas inşaat alanının büyüklüğünün belirlendiği, plan notlarında, imar adalarında gösterilen kütlelerin şematik olduğu ve tabloda belirtilen emsale esas inşaat alanı ve yükseklik değerlerini aşmamak koşulu ile hazırlanacak kentsel tasarım ve mimari avan projelerine göre kütlelerin boyutlarının belirleneceğinin belirtildiği (Genel hükümler 1.7) görülmektedir.Anayasanın 35. maddesinde; Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. hükmü yer almaktadır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 No.lu Protokolünün Mülkiyetin korunması başlıklı 1. maddesinde: Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. hükmüne yer verilmiştir.Anayasa ve kanunlarla kabul edilen kamulaştırma yöntemine alternatif olması amacıyla kabul edilen imar hakkı transferi kavramının değerlendirilmesi gerekmektedir.Hukuki metinlere yeni bir yöntem olarak dâhil olan imar hakkı transferine ilişkin uygulamaların incelenmesinden; yöntemin zorunlu yahut isteğe bağlı olmasına göre iki ayrı uygulamasının olduğu görülmektedir.Bu kavramların incelenmesinden; zorunluluk esasına dayanan transfer uygulamasında, transfer edilecek alanda mevcut yapılaşma dışındaki tüm yapılaşmalar yasaklanarak mülkiyet sahibinin plan gereği oluşturulacak sertifikaları alması ve bunları satarak veya varsa alıcı bölgede kullanarak kayıplarını telafi etmesi esastır. Ancak isteğe bağlılık esasının benimsenmesi halinde ise, belirlenen koruma alanında yeni bir yapılanma kararı getirilmeyerek, mevcut imar planında var olan yapılaşma oranında mülkiyet sahipleri inşaat yapabilecekler veya kendilerine verilen sertifikaları satarak yapılaşmadan sürekli biçimde vazgeçebileceklerdir.Transfer kavramının mevzuatımıza 27.07.2004 tarihli, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanunun 8/c maddesiyle kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanlarında bulunan taşınmazların yapılanma haklarının kısıtlanarak korunmasına ilişkin hüküm ile getirildiği, devamında kabul edilen yeni hukuki kaideler ile imar transferi ile ilgili düzenlemelerin yapılmaya devam edildiği ve en son riskli kentsel alanların sağlamlaştırılması kapsamında yapılan düzenlemelerde de yer aldığı görülmektedir.Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri açısından bakıldığında transfer kavramının ismen çeşitli mevzuata girdiği görülmekte ise de; kamulaştırma yöntemine alternatif olarak kabul edilen bu yöntemin, başta İmar Kanunu olmak üzere( işlem tarihi itibari ile) yasa ile özel olarak tanımlanması ve hüküm altına alınması gerektiği ve bu kavramın uygulanmasına ilişkin esasların da yine yasal mevzuatta tartışmaya mahal vermeyecek şekilde sarih ve detaylı olarak düzenlemesi gerektiği açık olmakla birlikte,6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 6. maddesinin 5. fıkrasında Riskli yapılara, rezerv yapı alanlarına ve riskli yapıların bulunduğu taşınmazlara ilişkin her tür harita, plan, proje, arazi ve arsa düzenleme işlemleri ile toplulaştırma yapmaya, bu alanlarda bulunan taşınmazları satın almaya, ön alım hakkını kullanmaya, bağımsız bölümler de dâhil olmak üzere taşınmazları trampaya, taşınmaz mülkiyetini veya imar haklarını başka bir alana aktarmaya Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yetkili olduğu belirtilmiştir.Dava konusu imar planlarının dayanağının Bakanlar kurulu tarafından alınan riskli alan ilanı kararı olmasına, uyuşmazlığın esasen imar transferine ilişkin olmasına ve 6306 sayılı Kanunda imar transferi hakkında yukarıda yer verilen düzenlemenin bulunmasına rağmen temyize konu kararda 6306 sayılı yasaya yer verilmediği ve uyuşmazlığın anılan düzenleme kapsamında irdelenmediği/tartışılmadığı anlaşılmaktadır.Bu nedenle dava dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.KARAR SONUCU:Açıklanan nedenlerle;1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davalıların temyiz isteminin kabulüne,2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,…” (Danıştay 6. Daire 07.05.2025 T. 2025/982 E. 2025/2590 K.)

 

v  Boğaziçi Kanunu Kapsamında Ruhsatsız Yapılar ve Yapı Tatil Tutanaklarının Hukuki Denetimi Hk. Danıştay Kararı ; “…2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 1. maddesinde; Bu Kanunun amacı; İstanbul Boğaziçi Alanının kültürel ve tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak için uygulanacak imar mevzuatını belirlemek ve düzenlemektir hükmü, 11. maddesinde; Boğaziçi Alanındaki yapılar, kazı izni verildiği günden itibaren Boğaziçi İmar Müdürlüğünce inşaat ruhsatına ve eklerine ve bu Kanunla belirlenen esaslara göre denetlenir. Boğaziçi İmar Müdürlüğü, denetleme sırasında inşaat ruhsatı ve eklerine ve bu Kanunla belirlenen imar mevzuatına aykırılıkları bir tutanakla tespit eder. Tutanak tanziminde mal sahibi veya müteahhit veya fenni mesulün bulunması esastır. Bunların bulunmamaları halinde inşaatta çalışan herhangi bir kişinin bulunması da yeterlidir. Terkedilmiş bir inşaatta tutanak, Boğaziçi İmar Müdürlüğünce görevlendirilecek asgari üç görevli tarafından tanzim edilir. İnşaat ruhsatı ve eklerine ve imar mevzuatına aykırılığı tespit edilen yapılar için, tutanak tanzimi ile birlikte inşaat mühürlenir. Yapının mühürlendiğini belirten belge ve levhalar yapının muhtelif cephelerine asılır. Bu suretle durum mal sahibine veya müteahhide veya fenni mesule tebliğ edilmiş sayılır… hükmü; aynı Kanunun 12. maddesinde; Kullanma izni verilen yapıların, Boğaziçi İmar Müdürlüğünce tespit edilecek önceliklere göre ve bir program dahilinde, projelerine ve imar mevzuatına uygunluğu denetlenir. Denetleme sırasında tespit edilen aykırılıklar bu Kanunun 11. maddesinde belirtilen esaslara göre tespit edilir ve derhal Boğaziçi İmar Müdürlüğüne bildirilir. Tutanak tanziminde mal sahibi veya yönetici veya kiracının bulunması esastır. Terkedilmiş yapılarda tutanak Boğaziçi İmar Müdürlüğünce görevlendirilecek asgari üç görevli tarafından tanzim edilir. Yapıda imar mevzuatına aykırı olarak yapılan değişiklikler ve eklentiler, bu kanunun 13. maddesinde belirtilen esaslara göre Boğaziçi İmar Müdürlüğünce yıkılır ve yıktırılır… hükmü yer almaktadır.3194 sayılı İmar Kanununun 4. maddesinde; bu Kanunun ilgili maddelerine uyulmak kaydı ile 2960 sayılı İstanbul Boğaziçi Kanunu ile belirlenen veya belirlenecek olan yerlerde, bu Kanunun özel kanunlara aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı, 46. maddesinde ise; 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nun 6. maddesiyle oluşturulan kurulların kaldırılarak, görev ve sorumlulukların 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 2. maddesinde belirlenen ve 22/07/1983 onay tarihli plana göre Boğaziçi alanında gösterilen Boğaziçi Sahil Şeridi ve Öngörünüm bölgelerindeki uygulamalar İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığınca, Gerigörünüm ve Etkilenme bölgelerindeki uygulamaların da ilgili İlçe Belediye Başkanlıklarınca yerine getirileceği, düzenlemelerine yer verilmiştir.Yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden; imar planlarında, Boğaziçi sahil şeridi, öngörünüm bölgesi, gerigörünüm ve etkilenme bölgelerinde kalan ruhsatsız yapılar veya ruhsat eki projelere aykırı uygulamalarla ilgili olarak, öncelikle özel Kanun niteliğinde olan ve 3194 sayılı İmar Kanunundan önce yürürlüğe giren, 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği, söz konusu bölgelerde, genel nitelikte olan ve daha sonra yürürlüğe giren 3194 sayılı Kanunun ise ancak 2960 sayılı Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği sonucuna varılmaktadır. Öte yandan; ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapıların tespitine ve mühürlenmesine ilişkin yapı tatil tutanaklarının düzenlenmesi açısından, 2960 sayılı Kanunun 11. ve 12. maddelerinde, 3194 sayılı Kanunun 32. maddesinden farklı usuller öngörüldüğünden, anılan işlemlere karşı açılan davalarda yapılacak yargısal denetimde, yapının bulunduğu alanın niteliğine göre hangi Kanun hükmünün uygulandığının dikkate alınacağı açıktır.Dosyanın incelenmesinden; İstanbul ili, Beykoz ilçesi, … Mahallesi, … sayılı parselde yer alan taşınmazın uygulama imar planında Boğaziçi öngörünüm bölgesinde kaldığı, idare elemanlarınca yapılan denetimde, uyuşmazlığa konu taşınmaz üzerine 7,5 metre*5,5 metre ölçülerinde beton dökülerek üzerine 7 metre*3 metre ebadında konteyner konulduğu, konteyner önüne 7 metre*2,4 metre ebadında sundurma yapıldığının 2960 sayılı Boğaziçi Kanununun 11. ve 12. maddesi uyarınca düzenlenen … tarih ve … sayılı yapı tatil tutanağı ile tespit edildiği, bu işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı, İdare Mahkemesince, 3194 sayılı Kanunun 32. maddesi kapsamında bir değerlendirme yapılmak suretiyle dava konusu işlemin iptali yolunda karar verildiği, bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun da İdare Dava Dairesince reddine karar verildiği görülmektedir.Uyuşmazlıkta; dava konusu yapı tatil tutanağının 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nun 11. ve 12. maddelerindeki usule uygun olarak; üç görevli tarafından tanzim edildiği, ruhsata aykırılıkların açıkça gösterildiği, yapının mühürlendiği ve buna ilişkin belgenin yapıya asıldığı, tutanakta mal sahibinin bulunamadığına ilişkin tespite yer verildiği, diğer yandan; İdare Mahkemesince, aynı Mahkemenin … esasına kayıtlı dosyasında yaptırılan yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporla, yapı tatil tutanağının düzenlendiği tarihteki fiili durumla örtüştüğünün ortaya konulduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki İdare Dava Dairesi kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır.KARAR SONUCU :Açıklanan nedenlerle;1. Temyiz isteminin reddine,2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,..”  (Danıştay 4. Daire 01.07.2025 T. 2025/786 E. 2025/4179 K.)

İmar Planının İptali Davası Dilekçe Örneği

 

…… İDARE MAHKEMESİNE

                                                                “Yürütmenin Durdurulması Taleplidir”

DAVACI : … (Ad Soyad – T.C. Kimlik No / Vergi No; Adres bilgisi)
VEKİLİ  :

DAVALI                : … (İlgili Belediye / Büyükşehir Belediyesi / İl Özel İdaresi; tam adres)

KONU                    : …/…/…. tarih ve … sayılı imar planı kararının hukuka aykırılığı gerekçesiyle kesinleşen imar planının iptali ile birlikte, planın uygulanmasının durdurulması (yürütmenin durdurulması) talebimizdir.

AÇIKLAMALAR :

Davacı, … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmazın maliki olup tapu örneği dilekçe ekindedir. Söz konusu taşınmaz, dava konusu imar planı ile kullanım ve yapılaşma koşulları bakımından değişikliğe uğramıştır.

Davalı idare tarafından, …/…/…. tarihli ve … sayılı Belediye Meclis / Encümen kararı ile onaylanan …/… ölçekli (nazım / uygulama) imar planı; askı‑ilan süreci tamamlanmış, …/…/…. tarihinde kesinleşmiştir. Plan paftası, plan notları ve onama kararı örneği dosyada sunulmuştur.

İmar planı ilan — askı süreci sonunda (varsa) yapılan itiraz, idarece zımnen reddedilmiş; buna ilişkin yazı ve askı tutanağı dosyaya eklidir. Planın kesinleşmesi ile birlikte, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) ve içtihatlara göre kesinleşen imar planının iptali davası açma hakkımız doğmuştur. 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca imar planlarına karşı dava açma süresi dikkate alınmıştır.

Dava konusu imar planı;

·         Plan hiyerarşisi gözetilmeden hazırlanmış; üst ölçekli nazım / çevre düzeni planı ile uyumsuzluk taşıdığı; plan notları ve plan kararlarının 3194 sayılı İmar Kanununa, plan teknik esaslarına ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu,

·         Plan notları ve yapılaşma koşulları, taşınmazımız bakımından mülkiyet hakkını ve gelecekteki kullanım hakkını orantısız biçimde sınırlandırdığı; bu durumun Anayasa’nın mülkiyet hakkı güvencesi ile bağdaşmadığı,

·         Planın uygulaması hâlinde altyapı, yeşil alan, sosyal donatı dengesi, ulaşım düzeni gibi kamu yararına ilişkin kamu düzeni unsurlarının zarar göreceği; dolayısıyla planın kamu yararı ilkesine aykırı olması nedeniyle hukuken geçersizdir. Bu itibarla, plan kararlarının; şehircilik, teknik, hukuki ve kamu yararı kriterleri yönünden denetlenmesi gerekmektedir.

Ayrıca söz konusu plan uygulanır ve ruhsat / inşaat işlemleri başlatılırsa, davacı müvekkile ait taşınmazın değeri, kullanım hakkı ve gelecek beklentisi ciddi biçimde zarar görecektir. Bu zararların önlenmesi amacıyla, planın uygulanmasının durdurulması ve yürütmenin durdurulmasını talep etmekteyiz.

HUKUKİ NEDENLER   :

·         3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili yönetmelikler (Plan hiyerarşisi, nazım‑uygulama planları, plan teknik esasları vb.)

·         2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İmar planı iptali davalarının usulü, dava açma süresi, yürütmenin durdurulması talebi vb.)

·         Planlama, şehircilik ve kamu yararı ilkeleri; mülkiyet hakkının korunmasına dair anayasal koruma; adil denge, plan hiyerarşisine uyum ve eşitlik ilkeleri

HUKUKİ DELİLLER    :

1.      Tapu senedi / tapu tescil belgesi (… ada / … parsel)

2.      Dava konusu imar planı paftası, plan notları ve onama kararının örneği

3.      Askı — ilan tutanağı ve (varsa) itiraz dilekçesi + idarenin zımnen red yazısı

4.      Teknik gerekçeler, şehircilik raporları, plan uyumsuzluğu tespitlerine ilişkin ön rapor / bilirkişi raporu talepleri

5.      Fotokopi / belgeler / krokiler (parsel konumu, çevre, altyapı, donatı dengesi vb.)

NETİCE-İ TALEP          :

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;

1.      …/…/…. tarih ve … sayılı İMAR PLANI KARARININ ve bu karara dayalı her türlü uygulamanın (imar uygulaması, ruhsat, inşaat izni vb.) İPTALİNE,

2.      Dava sonuçlanana kadar, planın uygulanmasının durdurulmasına ve YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA,

3.      Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı idareden alınmasına, karar verilmesini saygıyla arz ve talep ederiz. 05.12.2025

Davacı Vekili

Av.RüştüUfuk BARANOĞLU

EKLER                  :

1.      Tapu örneği

2.      Onaylı Vekaletname Sureti

Neticeten modern kentleşmenin kaçınılmaz bir sonucu olan imar planları, bir yandan düzenli gelişim ve kamu hizmetlerini sağlarken, diğer yandan bireylerin mülkiyet haklarını doğrudan etkileyen kritik idari kararlardır. Bu nedenle, imar planlarına karşı açılan iptal davaları, idarenin keyfi ve ölçüsüz müdahalelerine karşı anayasal bir koruma mekanizması sunar; zira bu davalar sadece teknik bir denetim aracı olmayıp aynı zamanda plan hiyerarşisine, kamu yararı ilkesine ve özellikle Anayasa’nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkının orantılı kullanımı ilkesine uyulup uyulmadığını yargısal olarak inceleyen hayati bir süreçtir. Ayrıca, bu hukuki mücadele, planın iptalinin ardından geriye yürürlük ilkesiyle idari işlemleri hükümsüz kılmanın yanı sıra, uğranılan zararın telafisi için tazminat (tam yargı) davası açma hakkını da doğurmakta; bu da sürecin sadece bir iptal talebi değil, aynı zamanda kapsamlı bir hak arama yolu olduğunu açıkça göstermektedir.

Our Score
Click to rate this post!
[Total: 3 Average: 5]

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

📞 Hemen Ara