Devlet memurluğunda, memuriyetten çıkarılma veya memuriyetten atılma gibi uygulamalar, en ağır idari yaptırımlardır. Bu yaptırım, bir devlet memurunun kamu göreviyle ilişkisinin kesin ve sürekli olarak sona erdirilmesini ifade eder. Yalnızca disiplin yönü ağır fiiller değil; aynı zamanda ceza mahkemelerinde alınan hükümler de memuriyete etkili olabilir. Dolayısıyla memuriyetten çıkarılma kararı, disiplin hukuku ve ceza hukuku ile kamu hizmetinin gerekleri, güven, sadakat ve tarafsızlık ilkelerini birlikte ilgilendiren karmaşık bir süreçtir. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun (DMK) 125/E maddesi, memurlar için öngörülen disiplin cezaları arasında en ağır yaptırımı düzenler ve çıkarılma cezasının hangi hallerde uygulanabileceğini sınırlandırır.

Memuriyetten çıkarılma cezasına ilişkin temel hukuki düzenlemeler şunlardır:

657 sayılı DMK: Devlet memurlarının hak ve yükümlülüklerini, disiplin cezalarını belirler; 125/E maddesi memuriyetten çıkarma şartlarını açıklar.

 Anayasa m.129: Memura uygulanan disiplin cezalarına karşı idari yargı yolunun açık olduğunu hükme bağlar.

Türk Ceza Kanunu (TCK) m.53: Kamu haklarından yoksunluk hükümleri düzenlenmiştir; cezaların infazı boyunca kamu görevinden men öngörülür. 

DMK Disiplin Yönetmeliği: Disiplin soruşturma ve kovuşturma usullerini ayrıntılı olarak belirler. 

Danıştay içtihatları: Disiplin hukuku alanında kararlarıyla yol gösterir; örneğin disiplin soruşturmasında delil değerlendirmesi konusunda “kanaat verici delil” standardını vurgular.

Danıştay kararlarına göre, disiplin soruşturmasında ceza yargılamasındaki kadar katı bir ispat standardı aranmamaktadır. Yani ceza mahkemesinin kabul ettiği “kesin ve inandırıcı delil” yerine, disiplin soruşturmasında “KANAAT VERİCİ DELİL” yeterli kabul edilir. Bu bakımdan, ceza mahkemesinden beraat eden bir memur hakkında savunma tutanakları ve diğer delillerle fiilin sabit görülmesi hâlinde de disiplin cezası olarak memuriyetten çıkarma verilebilir. Özetle, ceza davasında beraat kararı disiplin açısından otomatik aklama hükmü doğurmaz.

Diğer yandan, memuriyetten çıkarma cezası iddianame ile ceza mahkemesinde karara bağlanan suçlar nedeniyle de gündeme gelebilir. Bu durumda DMK 125/E dışındaki hükümler, özellikle DMK 48, 48/A ve 98 gibi maddeler ile TCK 53 devreye girmektedir.

Memuriyetten çıkarma süreci, 657 sayılı Kanun’un 129 ve 130. maddelerinde öngörülen usule tabidir. Bu usullere uyulmayan çıkartma kararları hukuka aykırı sayılır. Süreç genel olarak şu adımlardan oluşur:

  1.     Ön inceleme ve disiplin soruşturması açılması: İhbar, şikâyet veya ön deliller ışığında olay mahiyeti araştırılır; ağır disiplin suçu şüphesi oluşursa soruşturma açılır.
  2.     Soruşturmacı görevlendirilmesi: Kurumun yetkili amiri veya disiplin amiri tarafından güvenilir bir memur disiplin soruşturmacısı olarak tayin edilir.
  3.     Delillerin toplanması: Soruşturmacı, fiilin işlenip işlenmediğine dair belgeleri, tanık ifadelerini, bilgi ve belgeleri toplar; kayıtları inceler.
  4.     Savunma hakkının tanınması: DMK m.130 hükmü gereği, disiplin cezası teklif edilmeden önce memura savunma hakkı verilir. Memurun savunmasını almadan çıkarma cezası verilemez. Danıştay, savunma hakkı tanınmadan tesis edilen tüm çıkarma kararlarını hukuka aykırı saymaktadır.
  5.     Disiplin Kurulu görüşü alınması: İhraç, atılma gibi ağır disiplin cezalarında, soruşturma sonucu dosya bir disiplin kuruluna gönderilir ve kurulun görüşü alınır. Bu görüş, amirin kararında dikkate alınır.
  6.     Amir kararı: Atamaya yetkili amir (örneğin bakanlık veya kurum üst yöneticisi), soruşturma ve kurul raporlarını değerlendirdikten sonra kararını verir. DMK m.125/E kapsamındaki fiillerde ceza olarak memuriyetten çıkarma seçeneği kullanılır.
  7.     Kararın tebliği: Verilen ceza kararı, gerekçesiyle birlikte ilgili memura yazılı olarak bildirilir. Kararın nasıl temyiz edilebileceği, itiraz usulleri hakkında bilgi verilir.
  8.     İtiraz ve yargı yolu: Memur, ilgili mevzuat çerçevesinde Disiplin Kurulu’nun itiraz merciine veya idari yargıya başvurabilir. Anayasa m.129 gereği memurlar, disiplin cezalarına karşı idari yargıda dava açabilirler.

Bu süreç tamamlandığında kesinleşen ihraç kararı, ilgili kurumun insan kaynakları kayıtlarına işlenir. Böylece memur, görevine bir daha dönemeyecek şekilde kamu hizmetinden el çektirilir. Özetle, memuriyetten çıkarılma, gerek disiplin hukukunun gerekse ceza hukukunun konusunu oluşturur ve memurun devlet ile güven esaslı bağını kalıcı olarak zedeler.

Memuriyetten Çıkarılma veya Atılma Nedir?

“Memuriyetten çıkarılma” ya da kısaca “çıkartma”, bir memurun devlete ait görevinden tamamen ve kesin olarak uzaklaştırılmasıdır. 657 sayılı Kanun’da belirtildiği gibi, memuriyetten çıkarılma cezası, adeta “idari anlamda görevden atılma” gibidir. Hükmün amacı, memurun kamu hizmetine olan güven ve sadakatini temelinden sarsan çok ciddi davranışları yaptırıma bağlamaktır. Literatürde buna bazen “ihraç” veya “meslekten çıkarma” denir.

DMK m.125’in E fıkrası, hangi durumlarda memuriyetten çıkarma cezası verilebileceğini sınırlı hallerde sayar. Bu çerçevede memuriyetten çıkarılma, aşağıdaki koşullarda uygulanabilir:

  •         Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri açıklamak (DMK m.125/E-a): Memurun devletin gizli belgelerini veya milli güvenlikle ilgili hassas bilgilerini izinsiz sızdırması, kurum sırlarını üçüncü kişilere vermesi ya da benzer şekilde milli güvenliği tehlikeye atması halinde verilir. Bu fiiller, devlet ile memur arasındaki güveni bütünüyle yok eder.
  •         Yasaklı örgütlerle bağlantı veya iltisak (DMK m.125/E-b): Terör örgütleri veya diğer yasaklı yapılarla irtibatı olan memur, örneğin örgüt propagandası yapmak, örgüte finans sağlamak veya örgütün çağrılarına katılmak gibi fiillere karışmışsa memuriyetten çıkarılır. Özellikle son yıllarda Danıştay kararları bu konularda son derece kesin bir çizgi izlemiştir.
  •         Zimmet, irtikâp, rüşvet veya görevi kötüye kullanma (DMK m.125/E-c): Kamu göreviyle bağlantılı yolsuzluk fiilleri memuriyete doğrudan engeldir. Kamu kaynaklarını kendi yararına kullanmak, görevi sırasında çıkar sağlamak, rüşvet almak veya vermek gibi fiiller, fiilin ceza mahkemesinde ispatlanıp hüküm giyilmesinin ardından memurun görevine bir daha dönememesi sonucunu doğurur. (Bu suçlar aynı zamanda 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde “yüz kızartıcı suçlar” olarak sayılmıştır.)
  •         Hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, kaçakçılık, güveni kötüye kullanma gibi suçlar (DMK m.48/A-5): Bu suçlar, memuriyetten çıkarma cezasının kapsamına girer. Zira devlet memurunun olmazsa olmaz şartı “dürüstlüktür”; bu fiiller memurun dürüstlük ilkesiyle tam bir çelişkidir. DMK 48/A-5’de anılan bu suçlardan mahkûm olan bir kişi, zaten memuriyete alınamaz veya varsa memuriyeti sona erer.
  •         Görevde sahte belge düzenlemek veya kullanmak (DMK m.125/E-h): Memurun görev gereği düzenlemesi gereken evrakları sahte belge ile değiştirmesi veya sahte belge kullanması, kamu idaresinin güvenilirliğini zedeler. Danıştay uygulamalarına göre bu durum memur için en ağır sadakat ihlallerindendir.
  •         Ahlaka aykırı ağır davranışlarda bulunmak (DMK m.125/E-d): Örneğin fuhuşta yer almak, cinsel suç işlemek, genel ahlak kurallarını ihlal eden eylemlerde bulunmak veya kamu hizmetinin onurunu zedeleyen benzer davranışlar bu kapsamda değerlendirilebilir.
  •         İdeolojik veya siyasi amaçlarla memurları iş bırakmaya zorlamak (DMK m.125/E-g): Kamu düzenine ve hizmete doğrudan saldırı niteliğindeki bu fiil de memuriyetten çıkarma cezasını gerektirir.

Yukarıdaki fiiller, 657 sayılı Kanun’un ilgili maddelerinde düzenlenmiş olup hepsi devlet ile memur arasındaki sadakat bağını temelden zedeler. Bu nedenle bu suçların cezasının süresine bakılmaksızın memuriyetten çıkarma yapılır. Özetle, “memurluktan çıkarma cezası hangi hallerde verilir?” sorusuna bu yukarıdaki fiillerin işlendiği haller yanıt teşkil eder.

Suçun İnfazı Sürecinde Devlet Memurluğu Yapma Yasağı

Bir memurun ceza mahkemesinde hapis cezasına mahkûm olması durumunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi uyarınca hükmün kesinleştiği günden başlayarak cezanın tamamı infaz edilinceye kadar kamu görevinde bulunması yasaktır. Bu hüküm, memurun cezasını infaz etmekle görevine dönemeyeceğini hükme bağlar. Dolayısıyla kesinleşmiş hapis cezaları infaz süresince memuriyeti askıya alınır.

Bu bağlamda iki temel durum söz konusudur:

  •         İNFAZ SÜRESİ BİR YILDAN AZ İSE: Ceza miktarının bir yıldan az olması veya taksirli suçtan mahkûmiyet gibi hallere bakılmaksızın, ceza infaz edilmeyene kadar memurun kamu görevi yapması mümkün değildir. Bu durumda ilgili amir, DMK’nın 140. maddesi uyarınca memuru görevden uzaklaştırma tedbiriyle geçici olarak görevden alır. Bu uzaklaştırma ihtiyati bir tedbirdir; her iki ayda bir durum DMK m.145’e göre gözden geçirilir. Ceza infazı tamamlandığında memur, yasal haklarını kaybetmediyse görevine iade edilir. Örneğin, bir memur 6 ay hapis cezasına çarptırılmışsa, infazı bittiğinde göreve dönme hakkı vardır.
  •         İNFAZ SÜRESİ BİR YIL VEYA DAHA FAZLA İSE: Ceza 1 yıl ve üzerinde ise durum farklıdır. Bu hâl DMK 48/A-5 ve 98. maddelerinin devreye girmesine yol açar; yani memuriyet koşulunu kaybetme (atılma) durumu söz konusudur. Kasıtlı işlenmiş suçtan 1 yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına mahkûm olan bir memur, cezanın türü ne olursa olsun DMK 48/A-5 ile memuriyete kesin engel haline gelir. Bu durumda ceza infazı bitse bile memuriyet kendiliğinden sona erer; bu sadece geçici bir uzaklaştırma değil, kalıcı bir memuriyetten atılma sonucudur. Örneğin, bir memur 1 yıl 6 ay hapis cezası almışsa, infaz bitse bile memuriyete dönüşü söz konusu olmaz.

Özetle, 1 yıldan az ceza alan memur infaz süresince geçici olarak görevinden uzaklaştırılır; infaz tamamlandıktan sonra göreve iade edilir. Buna karşılık, 1 yıldan fazla ceza alan memur hakkında DMK hükümleri gereği memuriyet koşulu kaybı hüküm ifade eder ve geri dönüş mümkün olmaz.

Memuriyete Engel Suçlar ve Cezalar Nelerdir?

Bir kişinin devlet memuru olma şartlarını etkileyen mahkûmiyetler, 657 sayılı DMK’nın 48. maddesinde düzenlenmiştir. Özellikle DMK 48/A-5 hükmü ile, mahkûmiyet niteliğine bakılmaksızın belirli suçlardan mahkûmiyet durumunda memurluğa kabulü tamamen yasaklayan düzenlemeler getirilmiştir. Bu kapsamda memuriyete engel suçlar ve verilen cezanın süresine göre üç ana kategori ortaya çıkar:

  •         TAKSİRLİ SUÇLAR: Kasıt unsuru bulunmayan, örneğin trafik kazası sonucu ölüme sebebiyet verme gibi taksirle işlenen suçlar bu gruba girer. Bu tür suçlarda verilen ceza (1 yıldan az veya fazla olması fark etmeksizin), memuriyete kabul açısından engel teşkil etmez. DMK m.48/A-4’e göre taksirli suçlarda memuriyet koşulu kaybı söz konusu değildir; ancak memur, cezanın infazı süresince geçici olarak görevden uzaklaştırılır. İnfaz tamamlanınca görevine iade edilmesi gerekir.
  •         KASITLI SUÇLAR (1 YIL VE ÜZERİ): Kasten işlenen suçlardan dolayı 1 yıl veya daha uzun süreli hapis cezasına çarptırılan bir kişi, DMK m.48/A-5 kapsamındaki “kesin engelliler” arasında sayılır. Bu durumda memuriyet koşulunu kaybeder; eğer ceza hapis olarak infaz edilirse memurluğu sona erer. Tek istisna, hükmolunan bu ceza adli para cezasına çevrilirse memuriyet engeli ortadan kalkar. Örneğin, rüşvet suçundan 2 yıl hapis cezası alan bir memur memuriyet şartını kaybeder; ancak ceza para cezasına dönüştürülürse memuriyeti devam edebilir.
  •         NİTELİKLİ (YÜZ KIZARTICI) SUÇLAR: DMK 48/A-5’in 1. fıkrasında açıkça sayılmış suçlar (zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, kaçakçılık, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar vb.) “yüz kızartıcı” kabul edilen suçlardır. Bu suçlardan mahkûmiyet, cezanın süresi veya türü ne olursa olsun mutlak ve süresiz memuriyet yasağı getirir. Yani bu suçlardan hükümlü olan bir kişi, sabıka kaydı silinmiş olsa dahi devlet memuru olamaz.

      Aşağıdaki tabloda memuriyete engel suç türleri ile ceza koşulları özetlenmiştir:

 

Suç Türü

Ceza Şartı

Memuriyete Etkisi

Hukuki Dayanak

Taksirli Suçlar

Ceza ne olursa olsun

Memuriyete kabul-engel kabul edilmez; ceza infazına kadar görev uzaklaştırılır.

DMK m.48/A-4

Kasıtlı Suçlar (1 yıl ve üstü)

1 yıl ve üzeri

Memuriyet kabul engeli; memuriyet sona erer (Hüküm para cezasına çevrilirse engel kalkar).

DMK m.48/A-5

Nitelikli (Yüz Kızartıcı) Suçlar

Ceza süresi/cinsi fark etmeksizin

Mutlak ve süresiz memuriyet engeli: Mahkûmiyet halinde memuriyete kabul ve devamı tamamen engellenir.

DMK

m.48/A-5

Özetle ilgili  düzenlemeler ışığında memuriyete engel suçlar şunlardır: Taksirli suçlar memuriyet engeli oluşturmaz; kasıtlı suçlardan 1 yıl ve üzeri cezalar ile yüz kızartıcı suçlardan mahkûmiyetler ise kesin engeldir. Diğer bir ifadeyle, 1 yıldan fazla ceza alan memur kasten işlenen suçlardan mahkûm ise memuriyetini kaybeder, yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olanların ise hiç bir şartta memuriyete girişine izin verilmez. Bu suçlar memur ile devlet arasındaki güven bağını temelinden yok ettiği için cezanın süresine bakılmaksızın memuriyetten çıkarılma veya memuriyete atılma sebebidir.

Hapis Cezasının Ertelenmesinin Memuriyete Etkisi

Mahkeme kararıyla verilen hapis cezasının hükmün açıklanmasının geri bırakılması (CMK m.231) yerine ertelenmesi (TCK m.50) durumunda da, bu cezanın memuriyete etkisi değerlendirilir. Ertelenen cezalar hukuken infaz edilmiş sayıldığından, esas mahkûmiyet hükmü verilmiş sayılır ve memuriyete etkileri aşağıdaki gibidir:

  •         1 yıl ve üzerindeki ertelenmiş cezalar: Cezanın ertelenmiş olması, bu suçun kasten işlenen bir suç olduğu gerçeğini değiştirmez. Dolayısıyla 1 yıl veya üstü ertelenmiş hapis cezaları, memuriyete kabul engeli yaratır (DMK m.48/A-5). Hükmün adli para cezasına çevrilmesi halinde bu engel kalkar.
  •         1 yıldan az ertelenmiş cezalar: Bir yıldan az süreli ertelenmiş cezalar, suç memuriyete engel suçlardan birine ilişkin değilse, infaz süresince memur geçici olarak görevinden uzaklaştırılır. Ceza denetimli serbestlik altında infaz edildiği için memurun infaz bitimine kadar kamudan uzak kalması gerekir. Ancak infaz tamamlandıktan sonra memur, herhangi bir memuriyete kabul yasağı yoksa görevine iade edilebilir.
  •         Yüz kızartıcı suçlardan kaynaklanan ertelenmiş cezalar: Eğer ertelenen cezanın konusu DMK 48/A-5’te sayılan bir suç ise, cezanın süresine bakılmaksızın memuriyete kesin engel sürer. Bu tür ağır suçlarda hükmün ertelenmesi bile memuriyete dönüleceği anlamına gelmez.

Özetle, ertelenmiş cezalar infaz edilmiş kabul edilir. 1 yıldan fazla ertelenmiş ceza memuriyete engel olurken, 1 yıldan az ertelenmiş ceza geçici bir uzaklaştırmaya yol açar. Ancak yüz kızartıcı suçlardan kaynaklı cezalar için ertelenmiş olma durumu her halükârda memuriyet yasağını kaldıramaz.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Memurluğa Etkisi

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (CMK m.231) cezanın infazını erteleyip şartlı serbestlik altına alma kararını ifade eder. HAGB kararı verildiğinde mahkûmiyet hükmü kesinleşmez; kişi belli koşullar altında denetimli serbestlikle yükümlü tutulur. Bu durumda hukuken mahkûmiyet hükmü oluşmadığı için memuriyete etkisi de farklılaşır.

  • Genel olarak: HAGB kararı verilen bir kişi hakkında mahkûmiyet hükmü doğmadığından, DMK m.48/A-5 kapsamındaki memuriyete engel hükümler uygulanmaz. Böylece kişi, mahkûm olmamış sayılır.
  •  1 yıldan fazla ceza alan memur HAGB: Örneğin bir memur, cezası 1 yıl veya daha fazla olduğu halde HAGB kararı almışsa, bu durumda memuriyet için engel oluşmaz. Yani 1 yıldan fazla ceza alan memur HAGB aldığı takdirde, mahkûmiyet ortadan kalkmış sayıldığından cezai mahkûmiyetin memuriyete engel sonuçları geçerli olmaz. Danıştay içtihatlarında da benzer şekilde değerlendirilir: HAGB ile kesinleşen hükmün sonuç doğurmayacağı; memuriyetten çıkarma kararının hukuka aykırı sayılacağı kabul edilmiştir. Örneğin dolandırıcılık suçundan mahkûm edilip HAGB verilen bir polis memuru hakkında çıkan çıkarma kararı, Danıştay tarafından hukuka aykırı bulunarak memurun beraat ettirilmiş gibi iade edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Dolayısıyla HAGB kararı, memuriyete kabul ve devam açısından cezai mahkûmiyetten farklıdır. HAGB verilen bir kişi, mahkûmiyet hükmü kesinleşmediği için DMK’daki memuriyete engel hükümlerin dışında kalır. Bu nedenle disiplin uygulaması da HAGB alan memurlara genellikle beraat eden bir memur muamelesi yapar; memuriyetten çıkarma işlemi iptal edilir.

 Memnu Hakların İadesi Kararının Devlet Memurluğuna Etkisi

Mahkemeler, belirli şartlar altında kişiye mahkûmiyetin yol açtığı hak kayıplarını geri verebilir. Bu işleme memnu hakların iadesi denir. Ancak devlet memurluğu bakımından, DMK 48/A-5’te sayılı suçlar için farklı bir düzenleme geçerlidir.

  • Genel memuriyet durumu: Genel hakların iadesi, kişinin bazı haklarını geri kazanmasını sağlar; örneğin seçme-seçilme gibi haklar iade edilebilir.
  • Yüz kızartıcı suçlar özel durumu: Danıştay’a göre, yüz kızartıcı suçlardan mahkûmiyet nedeniyle 657/48/A-5’te öngörülen memuriyete giriş yasağı, memnu hakların iadesiyle kalkmaz. Yani sabıka kaydı silinse veya memnu haklar iade edilse bile; zimmet, rüşvet, hırsızlık gibi suçlardan hükümlü bir kişi hakkında getirilen memuriyet yasağı aynen yürürlüktedir. Örneğin, zimmet suçundan mahkûm olup memnu haklar iade kararı verilmiş birinin devlet memurluğuna atanması mümkün değildir. Danıştay kararlarında bu husus açıkça belirtilmiştir.

Sonuç olarak, memnu hakların iadesi genel düzenlemeye göre bir dereceye kadar hak iadesi sağlasa da, DMK’nın memuriyete engel suçlar listesi kapsamındaki suçlar için bu hak geçersizdir. Yüz kızartıcı suçlardan birinden mahkûmiyeti bulunanların memuriyete kabul yasağı, mahkeme kararıyla ortadan kaldırılamaz.

Adli Sicil (Sabıka) Kaydının Silinmesinin Memuriyete Etkisi

Adli sicil kaydının silinmesi (CMK 304) halinde, kişinin sabıka kaydından doğan hukuki sonuçlar kaldırılır. Ancak devlet memurluğu açısından bazı sonuçları ortadan kaldırmaz:

  • Genel olarak: Sabıka kaydı silindiğinde kişi “adli sicil kaydı olmayan” kabul edilir. Bu, genel toplumsal alanlarda sabıkasının görünmemesi anlamına gelir.
  • DMK özel durumu: Ancak yukarıda da belirtildiği gibi DMK 48/A-5’te sayılan yüz kızartıcı suçlar nedeniyle getirilen memuriyete giriş yasağı, adli sicilin temizlenmesinden etkilenmez. Yani sabıka kaydı silinse bile, bu suçlardan mahkûm olan kişi DMK açısından hâlâ hükümlü kabul edilir ve memur olamaz. Adli sicil temizlense dahi DMK’nın özel düzenlemesi uyarınca engel devam eder.

Özetle, adli sicil kaydı silinmesi, yüz kızartıcı suçlardan etkilenen memuriyet yasakları üzerinde bir değişiklik doğurmaz. Sabıkası silinen bir kişi, yalnızca genel vatandaşlık haklarına dönebilir; ancak DMK 48/A-5 kapsamındaki suçlarla devlet memuriyeti için engelli kalır.

Memurluktan Çıkarılma (Atılma) Danıştay Kararları

Danıştay içtihatları, memuriyetten çıkarma cezalarının uygulanmasında somut durumlara yönelik örnekler sunar. Uygulamada öne çıkan bazı karar özetleri şunlardır:

Disiplin Cezalarında Lehe Hükmün Uygulanması İlkesi ve Duruşma Talebinin Karşılanmaması Nedeniyle Bölge İdare Mahkemesi Kararının Bozulması Hk.Emsal Karar;

“..Uyuşmazlıkta; … Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapan davacı hakkında yürütülen başka bir disiplin soruşturması kapsamında, davacının 2015, 2016 ve 2017 yıllarında yurt dışına giriş ve çıkış bilgilerinin ilgili Emniyet Müdürlüğü’nden istenildiği, gelen cevabi yazıdan davacının 2016 yılında 6 kez yurt dışına çıkış yaptığı ve izinsiz olarak işe gelmediğinin anlaşılması üzerine, bu konuda davacı hakkında başlatılan disiplin soruşturması sonucunda, davacının 2016 yılı içerisinde toplam 26.5 gün izinsiz ve mazeretsiz olarak yurt dışında bulunduğu için mesaiye gelmediğinden bahisle 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin 1. fıkrasının (E) bendinin (d) alt bendi uyarınca kamu görevinden çıkarma disiplin cezasının teklif edilmesi neticesinde Yüksek Disiplin Kurulunun … tarih ve … kararı ile davacının 657 sayılı Kanun’un 125. maddesinin 1. fıkrasının (E) bendinin (d) alt bendi uyarınca devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılması üzerine, anılan kararın iptali ve yoksun kalınan parasal hakların yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadırYukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararına istinaden çıkarılan 7243 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un da Anayasa Mahkemesince öngörülen dokuz aylık süre içerisinde 17/04/2020 tarih ve 31102 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği; ortada yasal bir boşluğun bulunmadığı, Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesine uygun olarak ve anılan Mahkemece verilen süre içerisinde çıkarılan düzenlemelere göre uyuşmazlığın çözümlenmesinin gerektiği, aksi düşüncenin kabulü halinde ise, mevzuata aykırı davranan yükseköğretim personeline disiplin cezasının uygulanmaması sonucunun doğacağı, bu durumun da kurumların kuruluş amacı olan eğitim-öğretim hizmetlerinin sekteye uğramasına neden olacağı açıktır.Diğer taraftan; Ceza Hukuku kökenli bir ilke olan “lehe olan hükmün uygulanması” ilkesi, işlendiği zamanın hukuk normları uyarınca suç sayılan bir fiil, sonradan yürürlüğe giren bir düzenleme ile suç olmaktan çıkarılmış bulunuyorsa veya sonradan yürürlüğe giren düzenleme suçun işlendiği zaman mevcut olan düzenlemeye göre suçlunun lehine ise, sonraki normun daha önce işlenmiş olan fiillere uygulanmasını öngörmektedir. Kural olarak idari işlemlerin yargısal denetimleri tesis edildikleri tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılmakta ve bu anlamda idari işlem niteliğindeki disiplin yaptırımının da tesis edildikleri tarihte yürürlükte bulunan mevzuata göre yargısal denetiminin yapılması gerekmekte ise de, lehe olan hükmün uygulanması ilkesinin disiplin cezaları yönünden de geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla, fiilin işlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat ile daha sonra yürürlüğe giren mevzuat hükümleri farklı ise disiplin cezası ile cezalandırılacak olan kişilerin lehine olan mevzuat hükmü dikkate alınmalıdır. Ancak lehe hükmün uygulanması amacıyla verilecek bir iptal kararının lehe olan hükme uygun olarak yeni bir disiplin cezası verilmesine engel olmayacağı da tabiidir.Bu durumda, davacı tarafından işlendiği iddia edilen fiillerin sübut bulup bulmadığı, disiplin cezasını gerektirip gerektirmediği ve lehe bir hüküm olup olmadığı yönlerinden işin esasına girilerek bir değerlendirme yapılması suretiyle karar verilmesi gerekirken, işin esasına geçilmeksizin dava konusu işlemin yasal dayanaktan yoksun hale geldiği gerekçesiyle, dava konusu işlemin iptaline karar veren Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.Öte yandan; istinaf dilekçesinde davacı tarafından duruşma talebinde bulunulduğu hâlde, Bölge İdare Mahkemesince duruşma istemi hakkında karar alınmaksızın temyize konu kararın verildiği görülmüş olup, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun ‘Duruşma’ başlıklı 17. maddesinin 2. fıkrasında, temyiz ve istinaflarda duruşma yapılmasının tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlı olduğu hükmüne istinaden temyiz ve istinaf aşamasında taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılması mecburiyeti bulunmamakta ise de, istemde bulunulması durumunda bu hususun kararda karşılanması gerektiği açıktır.KARAR SONUCU:Açıklanan nedenlerle;1. 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi’nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,…” denilmiştir. (Danıştay 8.Daire , 2020/1540 E, 2021/3526 K sayılı Kararı)

 

Hapis Cezasının Ertelenmesinin (Tecil) Memuriyete Engel Teşkil Edip Etmeyeceğine İlişkin İçtihadın Birleştirilmesi Kararı Şu Şekildedir ;

…..657 sayılı Kanun’un 48 inci maddesinin A/5 bendinde, memuriyete engel suçların sayılmış ve bunlardan mahkumiyetin (affa uğramış olsalar bile) Devlet memurluğuna engel teşkil ettiğinin hükme bağlanmış olması karşısında, bu suçlardan dolayı verilmiş ve tecil edilmiş bir mahkumiyetin, görevin devamını gerektirip gerektirmeyeceği üzerinde ayrıca durulmuştur.Burada incelenmesi ve belirlenmesi gereken hususun, maddede sayılan suçlardan biri ile mahkum olup, affa uğramış kişi ile, aynı suçtan mahkum olup cezası tecil edilmiş kişi arasındaki fark olduğu açıktır. Bu fark, kişilere uygulanan (af) ve (tecil) müesseseleri arasındaki farktan doğmaktadır.Af ki maddede bahse konu olan, cezaya müesssir olan özel af değil, mahkumiyeti kaldıran genel aftır,gerçi mahkumiyeti, onun neticelerini hatta suç vasfını kaldırır ama afta nazara alınan, fail değil (suç) tur. Kanunla bazı suçlar ve bunlara ilişkin mahkumiyetler ve sonuçları bir atıfet olarak affedilmiştir. Tecilde ise esas olan kişidir. Hakim, tecil kararı verirken, fail hakkındaki subjektif şartları incelemiş, yani faili incelemiş, onun tesadüfi suçlu olduğunu tesbit etmiş, onu cemiyetten ayırmamak istemiş ve cezasını tecil etmiştir. Verilen tecil kararında bunlar nazara alınmıştır.Tecilin bir bütün olduğu kaidesi uyarınca, tecilde esasen suç uyarımı yapılmaz. Bu nedenle tecil edilmiş bir mahkumiyet hükmünün memuriyetin devamına etkisi konusunda da mahkumiyet nedeni olan suçun nevi gözönüne alınamaz ve bu hususta bir ayrım yapılması mümkün değildir.Yukarıdan beri açıklandığı üzere, tecilin gayesi, bölünmezliği, fer’i ve mütemmim cezalara ve mahkumiyetin sonucu olarak diğer kanunlarda yer alan sair ehliyetsizliklere etkisi ve infazı aşan sonuçları gözönüne alınarak ve hukukun bütünlüğü ilkesine de uygun olarak, 657 sayılı Kanun’un 48 inci maddesinin A-5 bendindeki boşluğun doldurulması gerekmektedir.Anılan maddede memurluğa engel mahkumiyetler, yukarıda açıklandığı üzere, üç gruba ayrılabilecek şekilde belirtilmiştir.İçtihatların birleştirilmesi istemine konu olan kararlar 6 aydan fazla hürriyeti bağlayıcı cezayla mahkumiyet nedeniyle tesis edilmiş olan işlemlerden doğan uyuşmazlıklara ilişkin bulunması sebebiyle istem bu şekliyle Kurulun huzuruna gelmiş ise de Kurulca inceleme, genel olarak (tecil edilmiş mahkumiyet) e ilişkin olarak yapılmış bulunduğundan, gerek ağır hapis cezasıyla mahkumiyet, gerekse maddede ismen sayılan suçlardan dolayı mahkumiyetler de bu kararın kapsamında bulunmaktadır.Diğer taraftan, maddede ismen sayılan suçlardan (hürriyeti bağlayıcı ceza ile hükümlü bulunmamak) ibaresi önce 29.09.1987 gün ve 276 sayılı KHK ile, daha sonra 24.02.1988 gün ve 3409 sayılı Yasa ile (hükümlü bulunmamak) şeklinde değiştirilmiş ve bu hali ile, sayılan suçlardan para cezası ile dahi hükümlü olmak memuriyete engel sayılmıştır. Ancak, yukarıdaki açıklamalarla varılan sonuca göre, bu suçlardan dolayı verilip para cezasına çevrilmiş olan bir mahkumiyetin de tecil edilmiş bulunması durumunda Devlet memurunun görevden çıkarılmasını gerektirmeyeceği açıktır.Sonuç: Ertelenmiş bulunan bir mahkumiyet hükmü nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48-A-5 ve 98/b maddeleri uyarınca Devlet memurunun görevine son verilmeyeceğine ve İçtihadın Danıştay Beşinci Dairesinin 20/04/1989 gün ve E:1987/2477, K:1989/698 sayılı ve 03.05.1989 gün ve E:1988/1903, K:1989/777 sayılı kararları doğrultusunda birleştirilmesine 15.11.1990 gününde birinci toplantıda üye tam sayısının salt çoğunluğu ile karar verildi…” (Danıştay İB. İçtihat Birleştirme Kurulu 15.11.1990 T. 1990/2 E. 1990/2 K.)

 

Mütemadi Nitelikteki Sahte Diploma Kullanma Eyleminin Memuriyet Dönemine Sirayeti Nedeniyle 657 Sayılı Kanun Kapsamında Disiplin Cezası Verilmesi Hk. Danıştay Kararı;

”… Hakkari Yüksekova Havalimanı Müdürlüğünde ARFF memuru olarak görev yapmakta iken 16/07/2018 tarihinde istifa eden davacının, Ahi Evran Üniversitesi Turizm ve Otelcilik bölümü mezunu olmasına karşın işe ilk girişte ibraz ettiği Atatürk Üniversitesi Horasan Meslek Yüksek Okulu Mülkiyet Koruma ve Güvenlik Bölümü Sivil Savunma ve İtfaiyecilik Programı diplomasının sahte olduğunun anlaşılması üzerine, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 45. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve taraflar arasında imzalanan Hizmet Sözleşmesi’nin 15. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan İşe alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının anlaşılması veya bu şartlardan birinin sonradan kaybedilmesi … hallerinde sözleşmenin sona ereceğine ilişkin kural gereğince 05/09/2018 tarihinde sözleşmesinin feshedildiği, ayrıca sahte diploma ile göreve başladığından bahisle Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulunun… tarih ve… sayılı kararıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendi uyarınca Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın Devlet Hava Meydanları İşletmesi Yönetim Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla onaylanması üzerine, devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenen dava açılmıştır.İLGİLİ MEVZUAT:Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü (DHMİ) Ana Statüsü’nün Amaç ve Kapsam başlıklı 1. maddesinde; Bu Ana Statü’nün amacı: 8/6/1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname Hükümlerine tabi olarak ve söz konusu Kanun Hükmünde kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü (DHMİ) adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşu’nun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususları düzenlemektedir. kuralına yer verilmiştir.29/01/1990 tarih ve 20417 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve kamu İktisadi teşebbüslerindeki personel rejimini düzenleyen 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Amaç ve Kapsam başlıklı 1. maddesinde; Bu Kanun Hükmünde Kararname, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıkları personelinin hizmete alınmalarını, görev ve yetkilerini, niteliklerini, atanma, ilerleme, yükselme, hak ve yükümlülükleriyle diğer özlük haklarını düzenler., İstihdam Şekilleribaşlıklı 3. maddesinde; a) Teşebbüs ve bağlı ortaklıklarda hizmetler memurlar, sözleşmeli personel ve işçiler eliyle gördürülür… c) (b) bendi dışında kalan sözleşmeli personel, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların genel idare esasları dışında yürüttükleri hizmetlerinde bu Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde akdedilecek bir sözleşme ile çalıştırılan ve işçi statüsünde olmayan personeldir. (Bunlar bu Kanun Hükmünde Kararnamede sözleşmeli personel olarak geçecektir.) Sözleşmeli personel işin niteliğine göre yılın veya günün belirli sürelerini kapsamak üzere kısmi zamanlı da istihdam edilebilir., Disiplin Cezaları başlıklı 44. maddesinde; Teşebbüs veya bağlı ortaklıklardaki hizmetlerin gereği gibi yürütülmesini sağlamak amacıyla sözleşmeli personelin görevleri ile ilgili kusurlu hareketleri, iş yerinde veya dışında teşebbüs ve bağlı ortaklıkla ilgili mevzuata aykırı davranışları nedeniyle kademe ilerlemesinin durdurulması hariç, verilmesi gereken disiplin cezaları ile disiplin cezası vermeye yetkili merciler ve disiplin kurulları hakkında bu Kanun Hükmünde Kararnamede hüküm bulunmayan hallerde teşebbüs veya bağlı ortaklık memurlarının tabi olduğu hükümler uygulanır. Ancak, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiiller için sözleşme ücretinden kesme cezası, aylıktan kesme cezası esaslarına göre uygulanır., Sözleşmenin Feshi ve Sona Ermesi başlıklı 45. maddesinde; Teşebbüs veya bağlı ortaklıklarda çalışan sözleşmeli personelin sözleşmesi aşağıdaki hallerde feshedilir:a) İzinsiz veya kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın kesintisiz 5 gün veya bir sözleşme dönemi içinde kesintili 10 gün göreve gelmemek,b) İşe alınma şartlarından herhangi birini taşımadığının anlaşılması veya bu şartlardan birinin sonradan kaybedilmesi,c) Görev veya görev yerinin değişmesi halinde belirlenen süre içinde mücbir bir sebep olmaksızın yeni görevine başlamamak,d) Bu Kanun Hükmünde Kararname ile sözleşme hükümlerine aykırı davranışlarda bulunmak,e) Sicil ve başarı değerlendirmeleri birbirini izleyen iki sözleşme döneminde (D) düzeyinde olmak,İstek, yaş haddi, malullük veya sicil sebeplerinden biri ile emekliye ayrılma hallerinde sözleşme sona erer., Disiplin Cezalarının Kesinleşmesi başlıklı 48. maddesinde; Sözleşmenin feshini gerektiren disiplin cezalarının kesinleşmesi; teşebbüs veya bağlı ortaklık yönetim kurullarının kararına bağlıdır. ve Uygulamanın İzlenmesi başlıklı 58. maddesinin ikinci fıkrasında ise; Sözleşmeli personele ilişkin olarak bu Kanun Hükmünde Kararnamede hüküm bulunmayan hallerde, Devlet Personel Başkanlığının görüşü alınmak kaydıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili hükümleri uygulanır. kuralları yer almaktadır.Öte yandan, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin atıfta bulunduğu 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun Sınıflandırmada öğrenim unsuru başlıklı 41. maddesinde; Genel olarak ortaokulu bitirenler memur olabilirler. Ortaokul mezunlarından istekli bulunmadığı takdirde ilkokulu bitirenlerin de alınması caizdir. Bir sınıfta belli görevlere atanabilmek veya bu görevlerde belli derecelere yükselebilmek için, kuruluş kanunları veya bu kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve kuruluş kanunlarına dayanılarak çıkarılacak yönetmelikler ile işin gereğine göre daha yüksek öğrenim dereceleri veya muayyen fakülte, okul veya öğrenim dallarını veya meslek içi veya meslekle ilgili eğitim programlarını bitirmiş olmak veya yabancı dil bilmek gibi şartlar konulabilir. ve Genel ve özel şartlar başlıklı 48. maddesinde; Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır………..Disiplin cezaları, kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi için kamu görevlilerinin mevzuat uyarınca yerine getirmek zorunda oldukları ödev ve sorumlulukları ifa etmemeleri veya mevzuatta yasaklanan fiillerde bulunmaları durumunda uygulanan yaptırımlar olup; memurların özlük hakları üzerinde doğrudan ve önemli sonuçlar doğurmaları sebebiyle subjektif ve bireysel etkileri bulunduğu gibi, kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması yönünden objektif ve kamusal öneme sahiptirler.Kural olarak, yargı mercileri tarafından, disiplin cezalarına yönelik yapılan hukuka uygunluk incelemesinde; işin esasına geçilmeden önce, disiplin hukuku yönünden usul kurallarına uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Buna göre, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun disiplin hükümleri memur statüsünde iken işlenen fiillerle ilgili olup memuriyet öncesinde işlenen fiiller nedeniyle, ilgililerin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında disiplin soruşturmasına tabi tutulamayacağı ve dolayısıyla da disiplin cezasıyla cezalandırılamayacağı açık olmakla birlikte, söz konusu sahte diplomanın idareye sunulması fiilinin, disipline aykırı nitelikteki bir fiilin, bir anda sona ermeyip zaman içinde devam etmesi olarak tanımlanan mütemadi suç niteliğinde olduğu, eylemin, davacının işe başladığı 11/01/2016 tarihinden istifa ettiği 16/07/2018 tarihine kadar devam ettiği göz önüne alındığında, söz konusu fiilin davacının memurluk statüsüne girmeden önce işlediği bir fiil olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından, davacı hakkında 657 sayılı Kanun’un disiplin hükümlerinin uygulanmasında hukuka aykırılık görülmemiştir.Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun, kısmen kabulüne, İdare Mahkemesi kararının dava konusu işlemin iptali isteminin reddine dair kısmının kaldırılmasına, dava konusu işlemin iptaline; kısmen reddi ile İdare Mahkeme kararının parasal hakların iadesi talebinin reddine dair kısmı açısından ise gerekçeli olarak reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının iptale ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır…”( Danıştay 12. Daire 02.07.2024 T. 2024/2696 E. 2024/3237 K.)

 

Terör Örgütü İltisak ve İrtibatına Dayalı Meslekten Çıkarma İşleminde Delil Değerlendirmesi ve DİDDK Bozma Kararı Uyarınca Davanın Reddine İlişkin Emsal Karar;

“….Yargı mensubu olarak görev yapan T.G.’e ait, davacı hakkında düzenlenen Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … tarih ve Soruşturma No:…, Esas No:…, İddianame No:… sayılı iddianamede yer alan tanık ifade tutanağında; “ Ben 2013 yılının Eylül ayında kura ile Adana il merkezine Cumhuriyet Savcısı olarak atandım. Yaklaşık 3 yıldır Adana’da görev yapmaktayım. 2014 yılı Ekim ayında yapılan HSYK üyeliği seçimi döneminde de Adana’da Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyordum. Seçim benim de desteklediğim yargıda birlik platformu tarafından kazanıldı. Bu seçim çalışmaları sırasında adaylar yanlarında bir kısım meslektaşlarla birlikte odamıza gelerek bizden oy istiyorlardı. Bu şekilde bağımsız aday olarak gelen ancak bizim bağımsız olmadıklarını ve bir gurup olduklarını bildiğimiz kişiler bizden oy istiyorlardı. Şu anda hatırladığım O.G. yanında S.B. olduğu halde oy istemeye gelmişti. Ayrıca Y.S. da gelmişti ancak yanında kim olduğunu hatırlamıyorum. Yine adaylardan H.Ü. yanındaİ.A. ile beraber geldiler ve benden H.Ü. için oy istediler. Yine aynı gurubun adayı A.N.G. yanında akademiden koordinatör olduğunu söyledikleri iki hakim ile gelmişlerdi. Yanında Adana’dan hakim savcı olup olmadığını hatırlamıyorum. HSYK seçim sürecinde ve seçimden sonra Yargıda Birlik Platformunu açıkça destekleyen B.B., S.Y. ve benimle bağımsız aday olduklarını iddia eden gurubu destekleyen O.Y. ve E.Z. yollarımız ayrılmıştı daha doğrusu bu şahıslar tarafından bize tavır alınmıştı. O.Y. ve E.Z. bize karşı tavır alarak İ.A., A.M.T. ile samimi olmaya başladı. Daha sonra Adana adliyesine tayinle gelen B.B., İ.Y.Y., U.E., M.G., M.A. ile yakın ilişki içerisine girdiler. Ben o yüzden onların aynı guruba üye olduklarını düşünüyorum. Yine bu grupla birlikte gezen …, M.A., M.U., U.E. ve buradan tayinle giden A.Y., R.A., M.F.T. gibi hakim ve Cumhuriyet Savcılarının bu guruba dahil olduklarını düşünüyorum. Çünkü bunlar birlikte hareket ediyorlardı sabah birlikte gelip akşam birlikte çıkıyorlardı. Bu şekilde davranışlarını sürekli fark ediyordum… şeklinde beyanda bulunulmuştur.-Yargı mensubu olarak görev yapan M.K.’ya ait, Hakimler ve Savcılar Kurulu Müfettişliğince düzenlenen 11/08/2018 tarihli tanık ifade tutanağında; “Ben halen … İş Mahkemesi Hâkimi olarak görev yapmaktayım. 2002-2015 yılları arasında Adana Hâkimi görev yaptım. 2011-2015 yılları arasında Adana Adalet Komisyonu Başkanı olarak görev yaptım. Bana sormuş olduğunuz …’yi aynı dönemde Adana Adliyesinde hâkim olarak görev yapması nedeniyle tanırım. Hatırladığım kadarıyla kendisi benim görev yaptığım son iki yıllık dönemde oradaydı. … adliyeye tayin olmasından sonra TMK 10. Maddesi ile Yetkili Cumhuriyet Savcıları ve Ağır Ceza Mahkemesi hâkimleri ile birlikte hareket ediyordu. 17-25 Aralık sürecinden sonra adliyelerde FETÖ mensubu olduğunu değerlendirdiğimiz hâkimler kendi aralarında gruplaştılar. Özellikle 2014 yılında yapılan HSYK üye seçimlerinde bu gruba mensup olan hâkim savcılar kendilerini açıkça ortaya koydular. FETÖ tarafından üyelik için aday gösterilen kişilerin propagandasını açıktan yapmaya başladılar. …’de bu grup içerisinde yer alıyordu. Bu nedenle kendisinin FETÖ üyesi olduğunu en azından sempatizan olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bunun dışından örgüt içerisinde ne şekilde faaliyet gösterdiği, bulunduğu konumuna ilişkin bilgi sahibi değilim. Kendisi ile sosyal bir ilişkimiz olmadı, aramızda aynı adliye hâkim ve komisyon başkanı olarak görev yapmamızdan kaynaklanan iş ilişkisi dışında ilişkimiz olmadı. O yüzden örgüt üyeliği noktasında adliyedeki gruplaşma dışında bilgiye sahip değilim.” şeklinde beyanda bulunulmuştur.-İfadesine başvurulan V.A.’nın, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/10/2016 tarihli müşteki ifade tutanağında; “Ben …Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş. de yaklaşık 11 yıl süre ile iş güvenliği mühendisi olarak çalıştım, 2012 yılında kendi isteğimle emeklilik talebinde bulundum ve 2012 yılında emekli oldum. 11 yıl kadar süreyle çalıştığım … Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş.nin genel müdürü S.U.’tır. Bu kişi daha önceden Yumurtalık ilçesinin eski kaymakamıydı. Kendisi kaymakamlık görevini bırakarak 2000 yılında… Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş.nin genel müdürlüğüne geçti. Halen de bu görevi sürdürmektedir. S.U.’ın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile bağlantısı olduğunu biliyorum. Bunu bilmemin sebebi ben ismini belirttiğim şirkette yaklaşık 11 yıl görev yapmamdır. Aynı zamanda Yumurtalıklı olduğum için de S.U.’ın bu örgütle irtibatının olduğunu biliyorum. Şirkette görev yaptığım süre içerisinde dilekçemde isimlerini belirttiğim …, B.D., V.D., A.K., M.S., A.T., V.D., M.Y., M.A., T.O.A. isimli hakim ve savcıların görev yaptığım şirkete birçok sefer geldiklerini gördüm. İsmini belirttiğim bu hakim ve savcılar şirkete geldiklerinde şirket genel müdürü S.U. ile görüşmekteydiler. Bu kişilerin şirkete geldiklerini en son 2012 yılında görmüştüm. Ayrıca bu hakim ve savcıların 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra daha önceden görev yaptığım şirkete gelmediklerini bana şirkette çalışan arkadaşlarım söylemiştir. Şirketin giriş kayıt defterlerinde yukarıda ismini belirttiğim bu hakim ve savcıların şirkete hangi tarihte geldikleri kayıtlıdır. Bu kayıtlar incelendiğinde söylediklerimin doğru olduğu ortaya çıkacaktır. Ayrıca şirketin içerisinde güvenlik kameraları bulunmaktadır. Kamera kayıtlarına bakıldığında da ismini belirttiğim hakim ve savcıların şirkete birçok sefer gelip gittikleri görülecektir. Şunu da belirtmek istiyorum. Şirketin kamera ile kayıt altına alınması işini Oyak güvenlik firması yapmaktadır. Bildiğiniz üzere … Güvenlik daha önce Danıştay saldırısında bir hakimin öldürülmesi olayında kamera kayıtlarını silmiştir. İsmini belirttiğim hakim ve savcılardan bildiğim kadarıyla M.Y., V.D. ve A.K.’nın 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmışlardır. …, B.D., V.D., M.A. ve T.O.A.’ın tutuklanıp tutuklanmadıklarını bilmiyorum. Ancak bu kişilerin görevden uzaklaştırıldıklarını biliyorum. Ayrıca dilekçemde ismini belirttiğim Yumurtalık eski kaymakamı H.K. de 2012 yılına kadar görev yaptığım yukarıda ismini belirttiğim şirkete 15/07/2016 tarihine kadar birçok sefer gelmiştir. Geldiği zamanlarda şirket genel müdürü S.U. ile görüşürdü. Bu kişinin halen görevde olup olmadığım bilmiyorum. Yine dilekçemde ismini belirttiğim Jandarma Astsubay İ.K. de aynı şekilde birçok sefer şirkete gelerek S.U. ile görüşürdü. İ.K. 2014 yılında mit tırlarının durdurulması olayındaki personellerden biriydi. Şu an tutukludur. Bu kişi 15 Temmuz 2016 dan önce mit tırlarının durdurulması olayıyla ilgili tutuklanmıştır. Yukarıda ismini belirttiğim o dönemin Adana’da görevli Cumhuriyet Savcıları A.T. ve M.S. da İ.K. gibi mit tırlarının durdurulması olayıyla ilgili daha önceden tutuklanmıştır, … Enerji Üretim ve Ticaret A.Ş.nin genel müdürlüğü Ankara’da dır. Bu şirketin faaliyet alanı yani fabrikası ise Yumurtalık ilçesinde bulunmaktadır. Şirketin genel müdürü olan S.U. genelde Ankara’da bulunur. Ayda 2 veya 3 sefer Yumurtalıktaki fabrikaya gelmektedir. S.U.’ın Yumurtalık’a geldiği zamanlarda dilekçemde isimlerini belirttiğim FETÖ/PDY terör örgütü üyesi olduklarını düşündüğüm kişiler 3-5 kişilik gruplar halinde fabrikaya S.U.’ın yanına gelirlerdi. Ben buna şirkette görev yaptığım 2005 ile 2012 yılları arasında birçok sefer görerek şahit oldum. Dilekçemde isimlerini, görev ve unvanlarını belirttiğim kişilerin S.U. ile yaptığı görüşmeler bazen fabrikanın Yumurtalık şehir merkezinde bulunan sosyal tesislerinde bazen de fabrikanın içerisinde gerçekleşmekteydi. S.U.’ın dilekçemde isimlerini belirttiğim FETÖ/PDY terör örgütüne üye olduğunu düşündüğüm kişilerin lideri olduğunu düşünüyorum. S.U. halen aynı şirkette genel müdür olarak görev yapmaya devam etmektedir. Bu kişi hakkında FETÖ/ PDY terör örgütü ile ilgili yürütülen herhangi bir soruşturma yoktur. S.U.’ın hakkında gerekli araştırmaların yapılması sonucunda bu şahsın FETÖ /PDY terör örgütü ile irtibatının ve iltisakının olduğu ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Ben 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden sonra S.U. hakkında FETÖ /PDY terör örgütüne üyelik suçundan dolayı herhangi bir soruşturma yapılmadığı için ve bu şahıs hakkında bu suçla ilgili soruşturma yapılması gerektiğini düşündüğümden bugün Cumhuriyet Başsavcılığınıza dilekçemle gelerek bu başvuruyu yaptım. S.U. halen serbesttir…” şeklinde ifade verdiği görülmüştür.Milli Eğitim Bakanlığı tarafından dosyaya sunulan … tarih ve … sayılı yazı ve eklerinin incelenmesinden; davacının, C.D. isimli çocuğunu 2011-2016 eğitim öğretim dönemlerinde, FETÖ/PDY terör örgütüne müzahir olarak Adana ilinde faaliyet gösterirken kapatılan (23/07/2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname eki liste ile), …ilkokuluna ve …İlkokuluna gönderdiği,Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda yer verilen tanık ifadelerinde yer alan davacının FETÖ terör örgütü ile irtibat ve iltisaklı olduğu yönündeki somut ve görgüye dayalı tespitler ile diğer hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. …… dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. yönündeki gerekçeyle davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, Dairemizin anılan kararının bozulmasına karar verilmiştir….”( Danıştay 5. Daire 30.05.2025 T. 2025/5148 E. 2025/6706 K.)-  şeklinde hüküm tesis etmiştir.

 

Memuriyetten Çıkarma Cezasının Yargı Kararıyla İptali Sonrası Parasal Hakların İadesi ve Faiz Başlangıç Tarihlerinin Belirlenmesine İlişkin Emsal Karar;

“…Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde mutemet olarak görev yapmakta iken, 26/10/2011 tarihinde görevden uzaklaştırılan ve hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığının … tarih ve … sayılı kararı ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (g) alt bendi uyarınca Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak fiilini işlediği gerekçesiyle verilen Devlet memurluğundan çıkarma cezasına karşı açılan davada, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı iptal kararı sonrasında davalı idarede bilgisayar işletmeni olarak göreve başlatılan davacı tarafından, görevden uzaklaştırıldığı 26/10/2011 tarihinden itibaren memuriyetten çıkarılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının verildiği tarihe kadar ödenmeyen 1/3 maaş kesintilerinin ve yargı kararı ile iptal edilen memuriyetten çıkarma cezasının verildiği tarihten itibaren maaşlarının ödenmesi talebiyle yaptığı 09/04/2018 tarihli başvurunun zımnen reddi üzerine 50.000,00-TL (ıslah edilmek suretiyle toplam 165.075,73-TL) tazminatın ödenmesi istenilmiştir.İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; Mahkemelerinin 02/04/2019 tarihli ara kararı ile; davacının görevden uzaklaşırıldığı döneme (26/10/2011- 01/07/2013) ilişkin olarak maaşından yapılan 1/3 kesinti tutarı toplamının ve Devlet memurluğundan çıkarıldığı 01/07/2013 tarihi ile yeniden göreve başladığı 08/05/2018 tarihine kadar kadar mahrum kaldığı maaşlar toplamı tutarının hesaplanarak bildirilmesinin davalı idareden istenildiği, ara kararına cevaben 02/05/2019 tarihli dilekçe ile davalı idare tarafından hesaplanmak suretiyle davacıya ödenecek miktarın net 165.075,73 TL olarak bildirildiği ve aynı tarihli (02/05/2019) dilekçe ile de davacı vekili tarafından 50.000,00 TL olarak açılan tazminatın 165.075,73 TL’ye ıslah edildiği, bu durumda, davacının disiplin soruşturması nedeniyle görevden uzaklaştırılmasından kaynaklanan kesintiler ve Devlet memurluğundan çıkarıldığı 01/07/2013 tarihinden yeniden göreve başladığı 08/05/2018 tarihine kadar yoksun kaldığı 167.075,73 TL parasal haklarının idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasında, Mahkemenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile davacının beraatine karar verildiği, Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarihli ve E:…, K:… sayılı kararı ile kararın davacıya ilişkin kısmının onandığının görüldüğü gerekçesiyle davanın kabulüne, 165.075,73TL’nin davacıya ödenmesine, hükmedilen 165.075,73 TL tutarındaki maddi tazminatın 50.000,00 TL’lik kısmı yönünden idareye başvuru tarihi olan 29/05/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, 115.075,73TL’lik kısmı yönünden ıslah tarihi olan 02/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davalı idarece istinaf dilekçesinde öne sürülen hususların, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, istinaf isteminin reddi gerektiği; davacının faiz yönünden istinaf istemine gelince; davanın açıldığı tarihte fazlaya yönelik hakları saklı tutulmak kaydıyla davacının tazminat isteminin, görevden uzaklaştırıldığı dönemde yoksun kaldığı kesinti yapılan maaş tutarları toplamı ile hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucunda Devlet memurluğundan çıkarılıp, yargı kararı üzerine görevine başlatıldığı dönemde yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi ve bu kalemlere hak edilen tarihlerden itibaren yasal faiz işletilmesi şeklinde iki kalemden oluştuğu ve her iki kalemin hukuki dayanakları ve faiz işletilme tarihleri farklı olduğundan, her iki kalem için ayrı başlık altında inceleme yapılması gerektiği; davacının görevden uzaklaştırıldığı 26/10/2011 tarihinden memuriyetten çıkarılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının verildiği 01/07/2013 tarihine kadar ödenmeyen 1/3 maaş kesintilerinin yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden; davacının görevden uzaklaştırıldığı 26/10/2011 tarihinden devlet memurluğundan çıkarılma cezası ile cezalandırıldığı 01/07/2013 arası dönemde maaşından yapılan 1/3 kesintilerine, maaşların ödenmesi gerektiği tarihten itibaren, başka bir deyişle, kesintilerin yapıldığı tarihlerden ödemenin yapıldığı tarihe kadar yasal faizin ödenmesi gerektiği, Mahkemece yapılan ara kararına verilen cevapta, davacının anılan döneme ilişkin yoksun kaldığı 1/3 oranındaki maaş kesintileri tutarının toplam 10.516,64 TL olduğu belirtildiğinden, anılan miktara kesintinin yapıldığı her ay için ayrı ayrı olmak üzere kesinti tarihlerinden itibaren yasal faizin ödenmesi gerektiği; Yüksek Disiplin Kurulununca memuriyetten çıkarma cezasının tesis edildiği 01/07/2013 tarihi ile Devlet memurluğundan çıkarma cezasının iptali yolunda verilen yargı kararı üzerine davacının görevine başlatıldığı 08/05/2018 tarihi arasında mahrum kaldığı maaşlarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden; davacının dava dilekçesindeki talebi de göz önünde tutulmak ve taleple bağlı kalınmak suretiyle, ıslah talebinde bulunulduktan sonra arttırılan miktara uygulanacak faiz tarihinin de, dava açılırken belirtilen miktara uygulanan faiz tarihiyle aynı tarih olarak uygulanmasının hakkaniyet gereği olduğu, aksine bir anlayışla, tazminat tutarının ıslah edilen kısmına, idarenin temerrüde ancak ıslah talebi dilekçesi ile düşürüldüğünden bahisle ıslah dilekçesi tarihinden itibaren faiz işletilmesi durumunda, ıslah müessesesinin uygulanmadığı dönemde davacılar için ortaya çıkan mağduriyetin, bu kez faiz uygulama tarihi yönünden ortaya çıkacağı hususunda hiçbir kuşku bulunmadığı, ıslah yoluna başvurulmasının sebebinin dava açma tarihi itibarıyla tazminat tutarının öngörülememesi olduğu, gerçekte tazminata neden olan bir zararın var olup miktarının belirlenebilir ve likit olmadığı, davacının bakılan tam yargı davasını açma sebebinin, devlet memurluğundan çıkarma cezasının yargı yerince iptal edilmesi olduğu, dolayısıyla; davacının, Devlet memurluğundan çıkarılması işlemi yargı kararıyla hukuka aykırı bulunduğuna göre, açıkta kaldığı dönemde yoksun kaldığı parasal haklar yönünden bir zararının olduğu ancak bu zararın miktarını davacının dava açma tarihinde öngörmesinin mümkün olmaması nedeniyle, tazminat miktarının üst sınırı yargılama sırasında ortaya çıkacağından, bu miktara işletilecek yasal faizin de dava tarihinde belirtilen miktara uygulanacak faiz tarihi ile aynı olması gerektiği; öte yandan, iptal kararı üzerine açılan tam yargı davalarında yoksun kalınan parasal haklara işletilecek faizin başlangıcının, zararın doğduğu ilk işlem tarihi itibarıyla tahakkuk edecek her ay için hesaplanarak ödenmesi gerektiği, bu durumda; davacının, Yüksek Disiplin Kurulunca memuriyetten çıkarma cezasının tesis edildiği 01/07/2013 tarihi ile Devlet memurluğundan çıkarma cezasının iptali yolunda verilen yargı kararı üzerine görevine başlatıldığı 08/05/2018 tarihi arasında mahrum kaldığı parasal hakların tutarı olan 154.559,09 TL’nin zararın doğduğu 01/07/2013 tarihinden itibaren tahakkuk edecek her ay için ayrı ayrı hesaplanarak faiz ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf isteminin reddine; İdare Mahkemesince kabulüne karar verilen tazminat miktarlarına uygulanacak faiz başlangıç tarihleri yönünden davacının istinaf isteminin kabulü ile kararın bu kısmının kaldırılmasına, davanın kabulü ile davacının görevden uzaklaştırıldığı 26/10/2011 tarihinden Devlet memurluğundan çıkarılma cezası ile cezalandırıldığı 01/07/2013 arası dönemde maaşından yapılan 1/3 kesintileri toplamı olan 10.516,64 TL’nin her ay için ayrı ayrı olmak üzere kesintinin yapıldığı tarihlerden itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, davacının Devlet memurluğundan çıkarılma cezası ile cezalandırıldığı 01/07/2013 tarihi ile cezanın iptali yolunda verilen yargı kararı üzerine görevine başlatıldığı 08/05/2018 tarihi arasında mahrum kaldığı maaşları toplamı olan 154.559,09 TL’in zararın doğduğu 01/07/2013 tarihinden itibaren tahakkuk edecek her ay için ayrı ayrı hesaplanarak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir…… Danıştay 12. Daire 28.12.2023 T. 2020/697 E. 2023/7305 K.Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.2577 sayılı Kanunun 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde; kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa kararın düzeltilerek onanacağı hükme bağlanmıştır.Anılan Kanun maddesinin taslak gerekçesinde; temyiz incelemesinde sadece maddi hatalarda değil, aynı zamanda yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen eksiklik ya da yanlışlıklarda da düzelterek onama kararı verilmesinin sağlandığı, uygulamada, vekâlet ücretine, yargılama giderlerine ya da faize hükmedilmesinin unutulması ya da bunların yanlış hesaplanması gibi, kararın asli olmayan unsurlarında görülen bir kısım eksiklik ya da yanlışlıklar nedeniyle bozma kararları verildiği, bunun mahkeme tarafından tekrar karara bağlandığı ve yine bu kararlara karşı yeniden kanun yollarına başvurulabilmesi nedeniyle hem zaman hem de emek kaybına neden olunduğunun görüldüğü, bu suretle esasa etkili olmayan konularda Danıştayın kesin karar vermesi sağlanarak uyuşmazlığın hızla sonuçlandırılmasının amaçlandığı hususlarına yer verilmiştir.Fazlaya ilişkin hakkın saklı tutularak belirli bir bedel üzerinden açılan tazminat davalarında, yargılama aşamasında ilgili yargı mercii tarafından konuya ilişkin yaptırılan bilirkişi incelemesi vs. araştırmalar neticesinde bulunan yeni değer, davacı tarafından 2577 sayılı Kanun’un 16. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ıslah edilerek, talebe konu tazminat miktarı, belirlenmiş olan yeni değer üzerinden güncellenebilmektedir.İlgili yargı mercii tarafından, güncellenen bu değerin tazminine karar verilirken, hükmedilecek tazminata yürütülecek faiz yönünden, faizin niteliği gereği ikili bir ayırım yapılması ve davanın ilk açıldığı zaman belirtilen tazminat miktarına, dava tarihinden veya dava tarihinden önce davacı tarafından idareye bir başvuru yapılmış ve bu başvuru tarihinden itibaren faiz ödenmesi yönünde bir talepte bulunulmuş ise idareye başvuru tarihinden itibaren; tazminatın ıslah ile artırılan diğer kısmına ise, ıslah dilekçesinin karşı tarafa tebliğ edildiği tarihten itibaren faiz yürütülmesi gerekmektedir.Bakılan uyuşmazlıkta, Bölge İdare Mahkemesince; davacının görevden uzaklaştırıldığı 26/10/2011 tarihi ile Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırıldığı 01/07/2013 tarihi arasındaki dönemde, maaşından yapılan 1/3 kesintilerin toplamı olan 10.516,64 TL’nin her ay için ayrı ayrı olmak üzere kesintinin yapıldığı tarihlerden itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, davacının Devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırıldığı 01/07/2013 tarihi ile Devlet memurluğundan çıkarma cezasının iptali yolunda verilen yargı kararı üzerine görevine başlatıldığı 08/05/2018 tarihi arasında mahrum kaldığı maaşların toplamı olan 154.559,09 TL’in zararın doğduğu 01/07/2013 tarihinden itibaren tahakkuk edecek her ay için ayrı ayrı hesaplanarak yasal faiziyle birlikte ödenmesine şeklinde karar verildiği görülmekle, yasal faizin başlangıcı açısından verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir.Ancak, bu husus, 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan eksiklik ve yanlışlık kapsamında olduğundan, kararın hüküm fıkrasının, Davanın kabulü ile davacının görevden uzaklaştırıldığı 26/10/2011 tarihinden, devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırıldığı 01/07/2013 tarihine kadar maaşından yapılan 1/3 kesintilerin toplamı olan 10.516,64 TL’nin davalı idareye başvuru tarihi olan 09/04/2018 itibaren yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, davacının Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile cezalandırıldığı 01/07/2013 tarihi ile cezanın iptali yolunda verilen yargı kararı üzerine görevine başlatıldığı 08/05/2018 tarihi arasında mahrum kaldığı maaşlarına yönelik maddi tazminatın 50.000,00-TL’lik kısmı yönünden idareye başvuru tarihi olan 09/04/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, 115.075,73TL’lik kısmı yönünden ıslah tarihi olan 02/05/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna varılmıştır….” (Danıştay 12. Daire 28.12.2023 T. 2020/697 E. 2023/7305 K.)

Our Score
Click to rate this post!
[Total: 5 Average: 5]

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

📞 Hemen Ara