- Av. Rüştü Ufuk Baranoğlu
- Ceza Hukuku
- 26 Ocak 2026

İçerik Başlıkları
Kamu gücünün birey ve toplum yararına kullanılması hukuk devletinin temel şartıdır. Peki ya bu güç, kanunun çizdiği sınırların dışına çıkarsa? 2026 yılı itibarıyla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlilerinin yetki ve sorumluluklarını hukuka aykırı biçimde kullanmaları halinde hem bireylerin haklarını hem de kamu düzenini koruyan en kritik ceza normlarından biri olmayı sürdürüyor.
TCK m.257, kamu görevini taşıyan herkes için açık bir çizgi çizer: Görevin gereklerine aykırı hareket, ihmalle yetkiyi geciktirme veya hukuka aykırı tasarruf sonucu kişisel mağduriyet, kamu zararı ya da haksız menfaat doğuyorsa artık sıradan bir hata değil; cezai sorumluluk doğuran bir ihlal söz konusudur. Bu kapsamda “kamu görevlisi suistimali” olarak da ifade edilen görevi kötüye kullanma suçu, sadece eylemi değil, o eylemin ortaya çıkardığı somut sonucu da odağa alır. Çünkü bu suçun sınırı, yalnızca yanlış karar vermek değil, kamu güvenini zedelemek ve hukukun üstünlüğünü tartışmaya açmak noktasında keskinleşir.
Kamu görevlisi kimdir? Cevap, yalnızca memur olanlarla sınırlı değildir. Kanun tanımına göre kamusal faaliyet yürüten herkes bu kapsama girebilir; bu nedenle suçun faili daima görev unvanıyla değil, gördüğü kamusal işleve göre belirlenir. Tam da bu sebeple, görev alanı içinde yetkinin hukuka aykırı kullanımı ile görev alanı dışında yapılan işlemler arasındaki ince çizgi, suçun oluşup oluşmadığını belirleyen kırılma noktasıdır.
Sonuç olarak; Kamu zararına neden olan, kişilerin haklarını ihlal eden, üçüncü kişilere haksız menfaat sağlayan her davranış, ceza hukuku bakımından artık “idari bir uygunsuzluk” değil; görevi kötüye kullanma suçudur ve hukuki yaptırımı kaçınılmazdır.
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Nedir?
Görevi kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş, kamu otoritesinin hukuka uygun şekilde kullanılmasını güvence altına alan temel ceza normlarından biridir. Suçun yasal dayanağı olan TCK m.257; “…(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır…” hükmünü amirdir. İş bu düzenleme ile kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi veya görevinin gereklerini kasten ihmal ya da geciktirmesi halinde ve bu fiillerin kişilerin mağduriyetine, kamu zararına veya başkalarına haksız menfaat sağlanmasına neden olması durumunda cezai sorumluluğun doğacağını açıkça ortaya koyar. Böylece kanun koyucu, kamu görevine duyulan güveni doğrudan koruma altına alırken, aynı zamanda kamu görevlisinin görev alanına ilişkin yetkiyi amaç dışı kullanmasını, haksız tasarruflarda bulunmasını ya da görev gereklerini bilerek yerine getirmemesini suçun merkezine yerleştirir.
Bu suçun temel ayırt edici özelliği, failin sıfatıdır: YALNIZCA KAMU GÖREVLİSİ statüsünü taşıyan kişiler bu suçun faili olabilir. Kamu görevlisi kavramı, TCK m.6/1-c uyarınca geniş yorumlanmakta ve yalnızca klasik anlamda memurları değil, kamusal faaliyete katılan ve kamu gücünü kullanan bütün kişileri kapsamaktadır. Dolayısıyla seçimle gelen yerel yöneticiler, kamu tüzel kişileri adına çalışan sözleşmeli personel, kamusal yetkiyi kullanan bilirkişiler veya icra memurları gibi kişiler de, görevleriyle bağlantılı fiilleri nedeniyle bu suçun faili olabilir. Bu yönüyle görevi kötüye kullanma suçu, görev dışı davranışları değil; görevin sınırları içinde gerçekleştirilen hukuka aykırı eylem ya da ihlalleri cezalandırır.
Suçun maddi unsurunu oluşturan fiil, iki farklı biçimde ortaya çıkabilir:
- İCRAİ DAVRANIŞ: Kanun, talimat veya görev sınırlarıyla bağdaşmayan aktif bir hareketin gerçekleştirilmesi (örneğin hukuka aykırı onay işlemi yapmak, yetkisiz atama imzalamak, denetim raporlarını gerçeğe aykırı düzenlemek).
- İHMALİ DAVRANIŞ: Görev icabı yapılması gereken bir işlemin bilerek yapılmaması veya geciktirilmesi (örneğin zorunlu ruhsat denetimini makul bir gerekçe olmadan geciktirmek, vatandaş başvurusunu sürüncemede bırakmak, yapılması zorunlu kontrolü bilinçli şekilde ertelemek).
Her iki durumda da suçun tamamlanması için somut bir neticenin ortaya çıkması şarttır. Kamu görevlisinin tek başına göreve aykırı davranmış olması yeterli değildir; bu davranışın kişisel hak kaybı yaratması, kamu kaynağının zarara uğramasına yol açması veya üçüncü kişilere hukuka aykırı menfaat sağlaması gerekir. Bu üç sonuçtan en az birinin varlığı, suçun oluşumunu belirleyen kırılma noktasıdır. Böylece kanun koyucu, görevin salt yanlış icrasını değil, kamu düzenini sarsan, hukuka güveni zayıflatan ve yetkinin kişisel çıkar doğrultusunda kullanılmasına yol açan davranışları cezai yaptırıma bağlar.
Görevi kötüye kullanma suçu, ceza hukukunda tamamlayıcı nitelikte bir düzenlemedir. Failin eylemi başka bir özel suç tipine (örneğin zimmet, rüşvet, irtikap, resmi belgede sahtecilik) vücut veriyorsa, öncelikle o özel suç hükümleri uygulanır; ancak yapılan fiil bu suçların unsurlarını taşımıyorsa, TCK m.257 devreye girerek kamu görevine aykırı davranışı cezalandırır. Bu nedenle görevi kötüye kullanma suçu, ceza hukukunda sıkça başvurulan ve kamusal görevlerin kötüye kullanılmasına karşı geniş bir koruma sağlayan tamamlayıcı güvenlik normu niteliğindedir.
Uygulamada görüldüğü üzere, görevin gereklerinin dışına çıkılması çoğu zaman idari bir kusur veya etik ihlal gibi algılansa da, TCK m.257’nin öngördüğü neticeler mevcut olduğunda bu fiil artık yalnızca idari bir sorun olmaktan çıkar ve cezai sorumluluğa dönüşür. Bu noktada suçun manevi unsuru olan kast, önemli bir belirleyicidir: fail, görev gereklerine aykırı davrandığını bilinçli şekilde tercih etmiş ve eylemin hukuki sonuçlarını öngörmüş olmalıdır. Böylece suç, basit ihmal ya da dikkatsizliği değil, görev bilincinin ihlaliyle kamu otoritesinin güvenilirliğine zarar veren bilinçli davranışı cezalandırır.
Sonuç olarak, görevi kötüye kullanma suçu;
- -Kamu gücünün hukuka uygun kullanımını güvence altına alır,
- -Kamu görevlilerinin yetki ve sorumluluklarına anayasal sınırlar çizer,
- -Toplumsal güveni korur,
- -Kamusal görevin şahsi veya keyfi amaçlarla kullanılmasını engeller
ve kamu hizmetinin tarafsızlık, eşitlik, liyakat ve hukuka bağlılık ilkelerine uygun yürütülmesini amaçlar.
Bu bakımdan görevi kötüye kullanma suçu, hukuk devleti ilkesinin ceza hukuku boyutunda en önemli enstrümanlardan biri olmaya devam etmektedir.
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Cezası (2026)
Görevi kötüye kullanma suçunun yaptırımı, TCK m.257’de açık ve iki ayrı fiil türüyle bağlantılı olarak belirlenmiştir. Kanun koyucu, kamu görevinin ihlaline ilişkin her davranışı aynı ağırlıkta değerlendirmemiş; aktif biçimde hukuka aykırı işlem yapılmasını daha ağır bir sonuç olarak görürken, ihmali davranışla görevin geciktirilmesini nispeten daha hafif bir yaptırıma bağlamıştır. Bu ayrım, suçun kamu düzenine yönelik etkisi, kişilerin hak kaybının yoğunluğu ve kamu görevlisinin yükümlülüğünü aktif biçimde kötüye kullanıp kullanmadığı bakımından önem taşır.
TCK m.257/1 — icrai davranışla görevi kötüye kullanma: Kamu görevlisinin görev gereklerine açıkça aykırı bir işlem yapması, yani görevin aktif biçimde kötüye kullanılması halinde 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Bu düzenleme, yetkinin hukuka aykırı şekilde kullanıldığı ve somut bir mağduriyet ya da kamu zararı yaratıldığı durumlarda devletin cezalandırma yetkisini en belirgin şekilde ortaya koyar. Bu nedenle m.257/1 kapsamında verilen hapis cezaları, uygulamada genellikle erteleme veya adli para cezasına çevirme imkânı olsa da, suçun niteliği gereği kasıtlı bir ihlal olarak değerlendirilir.
TCK m.257/2 — ihmali davranışla görevi kötüye kullanma: Görevin gereğini yapmakta kasten gecikme veya hiç yapmama durumunda 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası söz konusudur. Bu yaptırım, kamu görevlisinin pasif davranışla hak kaybına veya kamu zararına yol açtığı; yani yetkisini kullanmadığı için görev alanındaki kişiler ya da kamu zarar gördüğü hallerde uygulanır. İhmali davranışla işlenen suçlarda kastın yönelimi, eylemin değerlendirilmesinde belirleyici rol oynar; zira basit dikkatsizlik veya iş yoğunluğu değil, bilinçli geciktirme veya görevi savsaklama cezalandırılır.
Bu iki temel fıkranın ortak yönü, suçun tamamlanması için somut bir neticenin gerçekleşmesinin zorunlu olmasıdır: mağduriyet, kamu zararı veya haksız menfaat sağlanmamışsa ceza verilemez, yalnızca idari yaptırımlar veya disiplin cezaları gündeme gelebilir. Bu noktada ceza hukukunun “neticesiz ihlal cezalandırılmaz” ilkesi devreye girer.
Hapis cezasının süresi düşük olduğundan, 257. madde kapsamında verilen cezalar uygulamada sıklıkla:
- Adlî para cezasına çevrilir,
- Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) uygulanabilir,
- Cezanın ertelenmesi gündeme gelebilir.
Özellikle m.257/2’de alt sınırın düşük olması (3 ay), cezanın çoğu vakada hapse dönüşmeden infaz edilmesine yol açmaktadır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken kritik nokta şudur: Ceza adli para cezasına çevrilse bile, hükmün varlığı kamu görevlisi açısından disiplin ve memuriyet sonuçlarını tamamen ortadan kaldırmaz. Çünkü fiilin niteliği ve mahkeme kararı, idari süreçte ayrıca değerlendirilir.
Kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla hapis cezasına mahkûm olmak, Devlet Memurları Kanunu m.48 uyarınca memuriyete engel teşkil eder. Bu nedenle TCK m.257/1 kapsamında 2 yıla kadar hapis cezası verilen durumlarda, ceza adli para cezasına çevrilmemiş ve bir yıldan fazla infaz öngörülmüşse memuriyet hakkı doğrudan etkilenir.
Ayrıca HAGB kararı verildiğinde dahi, disiplin hukuku bakımından fiilin varlığı değerlendirilmeye devam edilebilir.
Görevi kötüye kullanma suçunun ceza politikasındaki amacı yalnızca faili cezalandırmak değildir; asıl hedef,
- -Kamu görevinin tarafsız ve adil yürütülmesini,
- -Kamu gücüne duyulan toplumsal güvenin korunmasını,
- -Yetkinin kişisel menfaat aracı haline gelmemesini sağlamaktır.
Bu nedenle TCK m.257, yüksek kamu yararı içeren görevlerde normatif bir caydırıcılık etkisi yaratır. Kamu hizmetinin hukuki sınırlarına ilişkin bu yaptırım, hem kamu görevlisine sorumluluk bilinci aşılar, hem de vatandaşlara haklarını koruyacak bir güvencenin var olduğu mesajını verir.
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Hangi Mahkemelerde Görülür?
Görevi kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı TCK m.257 kapsamında düzenlendiği ve yaptırımı iki yıla kadar hapis cezasına kadar uzanabildiği için, uyuşmazlığın yargı merciini belirlerken 5235 sayılı Kanun’un mahkemelerin görevine ilişkin hükümleri dikkate alınır. Bu çerçevede suçun kovuşturulması kural olarak ASLİYE CEZA MAHKEMELERİ’NİN görev alanına girer. Yani kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı davranışı nedeniyle açılan ceza davası, istisnai durumlar dışında ilk derece yargılaması olarak Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülür.
Yetki bakımından ise, “suçun işlendiği yer mahkemesi” esastır. Buna göre görevi kötüye kullanma eylemi nerede gerçekleşmişse — örneğin usulsüz onay işlemi bir il müdürlüğünde, yetki aşımı bir belediye biriminde, hukuksuz geciktirme bir kaymakamlıkta — bu bölgedeki Asliye Ceza Mahkemesi yetkili mahkeme kabul edilir. Böylece hem mağdurun hem de kamunun dava sürecine erişimi sağlanarak yargılamanın yerel bağlamda yürütülmesi amaçlanır.
Ancak görevi kötüye kullanma suçunun yargılanmasında her kamu görevlisi için aynı usul uygulanmaz. Anayasa ve özel kanunlarla güvence altına alınmış üst düzey kamu görevlileri ve yüksek yargı mensupları bakımından farklı yargılama usulleri geçerlidir.
Bu kapsamda:
- -Cumhurbaşkanı, Bakanlar ve eski Bakanlar görevleri sırasında işledikleri iddia edilen görevi kötüye kullanma fiilleri nedeniyle Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi’nde yargılanır.
- -Yargıtay üyeleri, Danıştay üyeleri, Cumhuriyet Başsavcıları, HSYK üyeleri ve Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında yargılama yetkisi Yargıtay’ın ilgili ceza dairelerine
- -Vali, kaymakam, emniyet müdürü gibi bazı kamu görevlileri hakkında izin sistemi uygulanır ve kovuşturmanın başlaması için idari mercilerin izni gerekir; izin verilmediği sürece kamu davası açılamaz.
Bu özel usuller, görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin yargılamalarda yetki karmaşası değil; hiyerarşik ve anayasal koruma düzeni oluşturur. Bu sayede hem kamu gücünün istismar edilmesini önleyen cezai denetim işler, hem de kamusal görevlerin niteliği gereği belirli koruma mekanizmaları korunur.
Yargılama sürecinin başlaması için şikayet şartı aranmaması, savcılığın resen harekete geçebilmesine imkân sağlar. Böylece görevi kötüye kullanma suçu, yalnızca bireysel mağduriyetleri değil, kamu düzenini ilgilendiren bir ihlal olduğu için kamu otoritesinin doğrudan denetimine açılmıştır. Bu yönüyle mahkemelerde görülen davaların önemli bir bölümünü, kurumsal işleyişe yönelik iddialar oluşturur; örneğin ihale süreçlerindeki hukuka aykırılıklar, ruhsatlandırma işlemlerinin geciktirilmesi, görevin tarafsız ve eşitlik ilkelerine aykırı kullanılması gibi fiiller Asliye Ceza yargılamasının odağında yer alır.
Sonuç olarak;
- Genel görevli mahkeme: Asliye Ceza Mahkemesi
- Yetkili mahkeme: Suçun işlendiği yer mahkemesi
- Özel usuller: Üst düzey kamu görevlilerinde Yüce Divan ve Yargıtay
- Soruşturma niteliği: Şikayete bağlı değil, savcılık resen
Bu sistematik yapı, görevi kötüye kullanma suçunda yargılamanın hem erişilebilir hem de anayasal güvence altında yürütülmesini sağlar. Böylece kamu gücünün kötüye kullanılmasına karşı ceza yargısı etkili bir denetim mekanizması olarak konumlanır.
Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, kanuni tanımda yer alan unsurların birlikte ve eksiksiz şekilde gerçekleşmesi gerekir. Suç tipinin temel amacı, kamu görevinin hukuka uygun icrasını güvence altına almak olduğundan, her unsur kamu gücünün kötüye kullanımını hem eylem yönüyle hem de sonuç bakımından sınırlandıran bir işlev görür. Bu nedenle unsurların varlığı yalnızca teorik bir koşul değil, suçun ispatında belirleyici bir eşiktir.
a)Fail Unsuru: Kamu görevlisi sıfatı
Görevi kötüye kullanma suçunun faili yalnızca kamu görevlisi olabilir. TCK m.6/1-c’deki tanım uyarınca kamu görevlisi; kamusal faaliyete katılan, kamu gücünü hukuken kullanma yetkisi bulunan kişidir. Bu tanım sadece klasik anlamda “memurları” değil;
- -Seçilmiş yerel yöneticileri,
- -Sözleşmeli personeli,
- -Kamu tüzel kişileri adına hareket eden uzmanları,
- -Bilirkişileri, icra memurlarını, denetim görevlilerini,
- -Kamusal yetki kullanan geçici görevlileri de kapsar.
Dolayısıyla suçun faili olabilmek için görev ilişkisinin fiilen kurulmuş olması, görev yetkisinin hukuken tanınmış bulunması ve eylemin kamu görevinin icrasında gerçekleşmiş olması gerekir. Görev dışı kişisel davranışlar bu suçu doğurmaz; ancak başka suç tiplerini gündeme getirebilir.
b) Fiil Unsuru: Göreve aykırı davranış (aktif veya pasif)
Kanun, suçu iki farklı eylem biçimiyle sınırlamıştır:
|
Bu aşamada önem taşıyan nokta; davranışın görevle bağlantılı olmasıdır. Kamu görevlisinin, yetki alanı dışında gerçekleştirdiği eylemler bu suçun kapsamına girmez; zira suçun özü, görev yetkisinin kötüye kullanılmasıdır.
c) Manevi Unsur: Kasten hareket etme zorunluluğu
Görevi kötüye kullanma suçu taksirle işlenemez. Failin, göreve aykırı hareket ettiğini ve davranışının sonuçlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi gerekir.
Basit ihmal, ihmalkârlık, iş yoğunluğu veya görev hatası suçun manevi unsurunu karşılamaz. Yargısal yaklaşımda, kastın varlığı şu göstergelerle değerlendirilebilir:
- Görev gereği yapılması zorunlu bir işlemin makul açıklama olmadan ertelenmesi,
- Mevzuatın açık düzenlemelerine rağmen bilerek aksi yönde işlem tesis edilmesi,
- Uyarı ve ikazlara rağmen davranışın sürdürülmesi,
- Aynı ihlalin tekrarlanması veya sonucu öngörerek hareket edilmesi.
Bu bağlamda kast, bilinçli yetki kötüye kullanımıyla doğrudan ilişkilidir.
d) Netice Unsuru: Sonucun gerçekleşmesi şartı
Görevi kötüye kullanma suçunun ayırt edici yönü, davranışın tek başına yeterli olmaması, bunun sonucunda kanunda sayılan üç durumdan en az birinin meydana gelmesidir:
- Kişilerin mağduriyete uğraması: vatandaşın hakkını kullanmasının engellenmesi, hukuki beklentinin ihlali, ekonomik kayıp.
- Kamunun zarara uğraması: kamu kaynağının gereksiz harcanması, kamu bütçesine doğrudan zarar verilmesi.
- Üçüncü kişilere haksız menfaat sağlanması : hukuka aykırı ayrıcalık, kayırma, usulsüz menfaat aktarımı.
Bu üç netice suçun gerçekleşmesinde zorunlu unsurlardır. Salt görev ihlali, bu sonuçlar doğmadıkça cezai sorumluluk yerine idari sorumluluk gündeme getirir.
e) Nedensellik Bağı: Fiil ile sonuç arasındaki bağlantı
Neticenin varlığı tek başına yeterli değildir; sonuç, göreve aykırı davranıştan doğmuş olmalıdır.Davranış ile mağduriyet, kamu zararı veya haksız menfaat arasında açık, somut ve kanıtlanabilir bir nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu kriter, özellikle disiplin ihlalleri ile cezai ihlallerin ayrımında belirleyicidir.
Sonuç olarak Görevi kötüye kullanma suçu;
- Görev ilişkisi,
- Göreve aykırı davranış,
- Kast,
- Netice,
- Nedensellik bağı unsurlarının tamamı mevcut olduğunda oluşur. Bu yapı, suçu hem özel bir kamu görevi suçu haline getirir hem de ceza sorumluluğunu sadece somut zararla sınırlayarak aşırı cezalandırmanın önüne geçer. Böylece kanun, kamu görevinin hukuka uygun icrasını merkezde tutan dengeleyici bir ceza politikası ortaya koyar.
Görevi Kötüye Kullanma Suçundan Ceza Alanlar Var Mı?
Evet. Türkiye’de görevi kötüye kullanma suçu, ceza yargılamasında en sık karşılaşılan kamu görevlisi suçlarından biridir ve bu suçtan mahkûmiyet kararları düzenli olarak verilmektedir. Uygulama incelendiğinde, özellikle ihale işlemlerindeki usulsüzlükler, ruhsatlandırma süreçlerinin bilinçli geciktirilmesi, denetim görevlerinin mevzuata aykırı yürütülmesi, kayırma niteliğindeki tasarruflar ve mevzuata aykırı onaylar nedeniyle kamu görevlilerinin ceza aldıkları görülmektedir.
Bu suçtan verilen cezaların büyük bir kısmı adli para cezasına çevrilse de, mahkûmiyetin tespiti, kamu görevlisinin hukuki sonuçlarla karşılaşmasına engel olmaz. Başka bir ifadeyle, kişi fiziksel olarak cezaevine girmese bile, mahkûmiyet kararı hem mesleki hem disipliner hem de idari açıdan ciddi sonuçlar doğurabilir.Örneğin, belediye personeli tarafından yapılan usulsüz ruhsatlandırma işlemleri nedeniyle imar mevzuatına aykırı menfaat sağlandığı sabit görülen dosyalarda, mahkemeler hem TCK m.257 kapsamında mahkûmiyet hem de idari mercilerde görevden uzaklaştırma veya memuriyete son verme işlemlerini beraber görebilmektedir.
Yargı kararlarındaki eğilim, ceza sorumluluğunun “cezayı infaz etme” boyutundan daha çok “fiilin hukuka aykırılığının tespiti” üzerinde yoğunlaştığını göstermektedir. Çünkü görevi kötüye kullanma suçunda hükmün varlığı, kamu görevlisi açısından;
- -Terfi edememe,
- -Görevden el çektirilme,
- -İdari soruşturma açılması,
- -Atama ve tayin kısıtları,
- -Meslek yasağına varan sonuçlar doğurabilir.
Dikkat çekici bir diğer husus, bu suçtan ceza alanların yalnızca üst düzey yöneticiler olmamasıdır. Uygulamada;
- -Düzenleyici bir belgeyi bilinçli şekilde geciktiren memurlar,
- -Denetim görevini kasten yerine getirmeyen kontrol mühendisleri,
- -Mevzuata aykırı işlem tesis eden şube müdürleri,
- -Usulsüz izin veya ruhsat veren yetkililer da mahkûmiyetle karşılaşabilmektedir.
Bu tablo, görevi kötüye kullanma suçunun soyut bir normdan ibaret olmadığını, kamu hizmetinin her kademesinde fiilen uygulandığını ortaya koymaktadır. Uygulama ağırlıklı olarak “idari tasarrufların kişisel menfaat veya kayırma amacıyla kullanılması” alanında yoğunlaşsa da, hak kaybı yaratan her bilinçli geciktirme de mahkûmiyet ihtimalini gündemde tutmaktadır.
Özetle:
- -Evet, ceza alan çok sayıda kamu görevlisi vardır.
- -Eylem “hafif” görünse bile, kast ve netice mevcutsa mahkûmiyet kaçınılmazdır.
- -Mahkûmiyet, sadece cezai değil; disiplin, idari ve mesleki düzeyde de sonuç doğurur.
Bu nedenle “fiilen hapis yatılmıyor” düşüncesi, görevi kötüye kullanma suçunda yanıltıcıdır; çünkü asıl ağır sonuçlar çoğu zaman meslek hayatında ve kamu gücünün kullanımına ilişkin statüde ortaya çıkar.
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Şikayete Tabi Mı?
Hayır, görevi kötüye kullanma suçu şikayete tabi olmayan suçlar arasındadır. Yani ihbar veya şikayet beklenmeden savcılık resen (kendiliğinden) soruşturma açabilir. Örneğin bir vatandaş CİMER’e şikayette bulunsa da, aynı suç savcılık bilgisi üzerine resen de soruşturulabilir. Ayrıca kamu davasına katılan mağdur veya müştekinin şikayetten vazgeçmesi, soruşturmanın düşmesine yol açmaz. Kısaca, bu suç genel kamu düzenini ilgilendirdiğinden ŞİKAYET ŞARTI YOKTUR ve soruşturma resen devam eder. Benzer şekilde bu suçta uzlaştırma da uygulanmaz, çünkü uzlaştırma şikayete bağlı suçlar kapsamındadır.
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Zamanaşımı Süresi
Görevi kötüye kullanma suçunda soruşturma (dava açma) zamanaşımı 8 yıldır; yani fiilin işlendiği tarihten itibaren 8 yıl içinde dava açılmalıdır. Ceza zamanaşımı süresi ise 10 yıldır; açılan soruşturma yargılamaya dönüşmüşse hüküm de dahil 10 yıl içinde sonuçlanmalıdır. Bu süreler TCK m.66’da öngörülen genel zamanaşımı kurallarına göredir ve güncel düzenlemedir. Zamanaşımı, örneğin 2025 yılında işlenen bir suç için 2033’e (soruşturma) veya 2035’e (hüküm) kadar devam eder. Ertelenmiş ceza ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında dahi bu süreler dikkate alınır.
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Memuriyete Engel Mi?
Devlet Memurları Kanunu’nun 48/5. maddesine göre, kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkum olan kişiler memuriyet şartlarını kaybeder. Görevi kötüye kullanma suçunun cezası kasten verildiği için bu hüküm uygulanır. Yani görev sırasında veya görev öncesinde görevi kötüye kullanmaktan en az 1 yıl hapis cezası alan bir kimse, yeni memuriyete alınamaz veya görevde ise bu cezayı alması halinde memuriyetten çıkarılır. Öte yandan, alınan ceza bir yıldan az ise DMK açısından doğrudan memuriyete engel sayılmaz. Ancak haklarında ceza infaz süresince uzaklaştırma kararı verilir (TCK 53/1-a hükmü gereği). Ayrıca, mahkumiyet adli para cezasına çevrilirse DMK 48/5’teki engel ortadan kalkabilir.
Özetle, görevi kötüye kullanma suçundan 1 yıl ve üzeri hapis cezasına mahkum olan bir kişinin memuriyeti kanunen sona erdirilir veya kendisi memur ise tekrar göreve alınamaz. Bu yönüyle suç, MEMURİYETE ENGEL SUÇLAR KAPSAMINDA değerlendirilmektedir. (Görevi kötüye kullanma suçu aynı zamanda yüz kızartıcı suç sayıldığı için hakkındaki kaydın sicile uzun süre işlenmesi ve memuriyet haklarının geri alınması gibi sonuçlar doğurur.)
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Yüz Kızartıcı Suç Mudur?
Evet. Türkiye’de “yüz kızartıcı suçlar” kavramı anayasa ve bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir. 1982 Anayasası’nın 76/3. maddesi gibi düzenlemelerde, belli suçların yüz kızartıcı (şerefi haysiyeti kırıcı) olduğu kabul edilmiştir. Literatürde ve içtihadında görevi kötüye kullanma suçu yüz kızartıcı suçlar arasında sayılmıştır.
Görevi kötüye kullanma nedeniyle verilen mahkumiyet, adli sicile (sabıkaya) yüz kızartıcı suç olarak işlenir ve diğer suçlara göre kaydı daha uzun süre kalır. Ayrıca birçok mesleğe veya resmi göreve girişte engel teşkil eden bir suç statüsündedir. Örneğin seçimlerde aday olma, çeşitli mesleklerde çalışma yeterliliği gibi hakların kazanılmasında geçmişte görevi kötüye kullanma suçuna mahkûmiyet bulunması alım şartlarını olumsuz etkileyebilir. Kısacası, cezası kesinleşen görevi kötüye kullanma mahkûmu açisindan muhakeme hukukunun ötesinde sonuçlar doğuran yüz kızartıcı suç olarak kabul edilmektedir.
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Beraat Kararları
Görevi kötüye kullanma suçunda, delil yetersizliği veya suçun unsurlarının gerçekleşmemesi durumunda beraat kararları da verilebilmektedir. Yargıtay kararları şunu belirtir: Eğer failin eylemi sonucu ya mağduriyet ya kamu zararı ya da haksız menfaat oluşmamışsa suç işlemiş sayılmaz ve beraat gerekir.
Diğer durumlarda deliller eksikse Yargıtay, “şüpheden sanık yararlanır” prensibi gereği beraatı uygun bulur. Örneğin şüpheden uzak delil bulunmadığı durumlarda da ceza verilmesi mümkün olmadığından beraat hükmü onanır. Toparlarsak, görevi kötüye kullanma davasında sorumluluğu kuvvetli delillerle ispat etmek gerekir; aksi halde Yargıtay, suçun objektif şartlarının oluşmadığını belirleyerek beraat kararını onarabilmektedir.
GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA İHMALİ HAREKET VE BERAAT KRİTERİ:
ZARAR UNSURU GERÇEKLEŞMEDİĞİNDE MAHKÛMİYET VERİLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN YARGITAY KARARI ;
“…Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 2022/530 Esas, 2022/7103 sayılı Kararı ile sanığın ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 257/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 51/1. maddesi gereğince verilen cezasının ertelenmesine, 53/1-2-3,5. madde ve fıkraları gereği hak yoksunluklarına hükmolunmuştur. B. İstinaf Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 19.07.2023 tarihli ve 2023/1219 Esas, 2023/1346 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusu üzerine hükümde 5237 sayılı Kanun’un 53/1-2-3 maddeleri gereğince uygulanan hak yoksunluğuna dair bölümün hükümden çıkarılması suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi Görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için eylem sonucu mağduriyet veya zarar unsurlarından birinin oluşması gerektiğine, sanığın üzerine atılı eylem nedeniyle katılanın maddi zararı yahut kişisel mağduriyetinin bulunmadığına, suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme sonucu verilen mahkumiyet kararının bozulması gerektiğine ve sair hususlara ilişkindir.B. Değerlendirme ve Gerekçe… Barosuna kayıtlı avukat olan sanık hakkında, katılan …’ün vekilliğini üstlenip Samsun İcra Müdürlüğünün 2021/40094 Esas (2017/140841 eski Esas) sayılı dosyası üzerinden 03.11.2017 tarihinde başlattığı icra takibinde, 04.12.2017 tarihinden itibaren alacağın tahsiline yönelik herhangi bir işlem yapmadığı ve 14.10.2019 tarihinde dosyanın işlemden kaldırılmasına sebebiyet verdiği bu suretle icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında; sanığın, 15.11.2017 tarihinde kesinleşen icra takip dosyasında borçlu adına kayıtlı araç ile taşınmaz kaydı bulunup bulunmadığının UYAP üzerinden sorgulanmasını ve taşınmaz var ise kaydının TAKBİS’den çıkarılmasını talep ettiği, İcra Dairesince yapılan sorgulama neticesinde herhangi bir kayıt bulunmadığının tespit edildiği yine sanığın 28.11.2017 tarihinde maaş haciz talebinde bulunması üzerine Samsun 9. İcra Dairesi tarafından aynı tarihte .. Gümrük Müşavirliği Ticaret Ltd. Şti’ne maaş haczi müzekkeresi gönderilmesine karar verilerek işlem yapıldığı, 06.12.2017 tarihinde gönderilen maaş haczi müzekkeresi içerir tebligatın muhatabın tanınmadığından bahisle iade edildiği, sanık tarafından gerekli işlemlerin yapılmış olması karşısında, borçlunun haczi kabil malının bulunmadığı, 14.10.2019 tarihinde takipsizlik nedeniyle kapatılmasına karar verilen dosyanın sanık tarafından sunulan 26.05.2021 tarihli yenileme dilekçesi ile yeni esasa kaydedildiği, sanığın aynı tarihte kesinleştirme işlemlerini yaptırarak borçlu adına taşınır ve taşınmaz kaydı sorgulanmasını talep ettiği ayrıca borçlunun çalıştığı … Gümrük Müşavirliği Anonim Şirketi’nde maaşına ve emekli ikramiyesine haciz işlemleri yapılması isteminde bulunduğu, 26.05.2021 tarihinde katılan tarafından vekalet verilen Av. …’un alacaklı vekili olarak dosyaya vekaletname sunduğu, yeni vekilin 15.06.2021 tarihinde icra takibi dosyasına talep açarak haricen tahsilin yapıldığını belirtip dosya kapsamındaki tüm hacizlerin fekkini talep ettiği, Samsun 9. İcra Dairesi tarafından 16.06.2021 tarihinde dosyanın haricen tahsil edildiğinden bahisle tahsil harcı alınarak icra dosyasının kapatılmasına karar verildiği ve yapılan hacizlerin fekki işlemlerinin yerine getirildiği, katılanın maddi zararı ve kişisel mağduriyetinin bulunmadığına ilişkin 23.05.2023 havale tarihli dilekçe sunmuş olduğu gözetildiğinde, takibin sanığın işlem yapmaması nedeniyle uzamadığı ve objektif cezalandırma şartlarının oluşmadığı, sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği nazara alınmadan yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine ilişkin hüküm düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi,Kabule göre de;Yüklenen suçu 5237 sayılı Kanun’un 53/1-e maddesindeki hâk ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında bu bentteki hâk ve yetkileri kullanmaktan yasaklanması yerine aynı madde ve fıkranın \”a\” bendindeki hâk ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına karar verilmesi,Hukuka aykırı görülmüştür.III. KARAR Değerlendirme ve gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,….” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 12.05.2025 T. 2024/3438 E. 2025/6227 K.)
- GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNUN UNSURLARI OLUŞMADIĞINDA BERAAT: SOMUT ZARAR ŞARTININ GERÇEKLEŞMEMESİ DURUMUNDA CEZA VERİLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN BERAAT KARARI; “…1.Sanıklar hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçu nedeniyle, suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan TCK’nın 158/3. bendinin uygulanması söz konusu olduğundan ve sanık Avukat … hakkında TCK’nın 257/1. maddesinin de uygulanmasının talep edilmiş olması ile sanık … hakkında görevi kötüye kullanma suçu yönünden, 15/07/2020 tarihli ve 31186 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7249 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 59. maddesine eklenen 5. fıkra ile avukatların görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları hakkında 5271 sayılı CMK’nın 286/2. maddesinin uygulanmayacağı hükmünün getirildiği anlaşılmakla bütün hükümlerin temyizinin kabil olduğu belirlenmiştir.2. Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.10.2019 tarihli ve 2018/423 Esas, 2019/583 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, ve ayrıca sanık … hakkında görevi kötüye kullanma suçlarından 5271 sayılı Kanun’un 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiştir. 2. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 22.12.2021 tarihli ve 2019/2459 Esas, 2021/1725 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan Kurum vekilinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine dair kararlar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan vekilinin temyizi; sanıkların muvazaalı şekilde devir yaptığına ve mahkûm olmaları gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre; sanıkların üzerilerine atılı suçların unsurları oluşmadığından beraat kararları verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında katılan Kurum vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK’nın 289/1 maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hükümlerde hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,…” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi 20.10.2025 T. 2022/11423 E. 2025/13266 K.)
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Yargıtay Kararları
Görevi kötüye kullanma suçu, uygulanma alanı ve sınırları bakımından Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen dinamik bir suç tipidir. Özellikle TCK m.257’nin icrai ve ihmali davranış ayrımı, netice şartının aranması, kamu görevlisi tanımı ve suçun diğer ceza normlarıyla kesişen yönleri, yüksek yargı kararlarında somut olaylar üzerinden açıklığa kavuşmaktadır. Yargıtay, farklı yıllara ve dairelere yayılan kararlarında kimi zaman unsurların gerçekleşmediği kanaatiyle beraati onarken, kimi durumlarda vasıf hatalarına işaret ederek suçun değerlendirilme şeklini değiştirmekte; böylelikle uygulamada hangi davranışların görevi kötüye kullanma kapsamına girdiğine ilişkin ölçütleri belirginleştirmektedir.
- SAHTECİLİK İDDİASINDAN İHMALİ GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNA GEÇİŞ VE ZAMANAŞIMI NEDENİYLE DÜŞME KARARI VERİLMESİ HAKKINDA YARGITAY KARARI; “….5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin sekizinci fıkrasının son cümlesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 01.07.2010 tarihinden, denetim süresi içinde ikinci suçun işlendiği 20.09.2013 tarihine kadar dava zamanaşımının durduğu tespit edilmiştir.Hakkında mahkumiyet kararı verilen sanık … ’nın tanıklardan temin etmiş olduğu sağlık karneleri ile daha önceden ilaç tanıtımı nedeniyle tanıdığı Bandırma … Devlet Hastanesinde uzman doktor olan sanık …’nün farklı tarihlerde yanına gelerek, karne sahiplerinin yatalak olması nedeniyle gelemeyecek durumda olduğunu beyan ederek kendi firmasına ait “… ped ve sprey” isimli ilacın getirdiği karnelere yazılmasını istediği, sanığın da söz konusu ilaçları hastaları görüp muayene etmeden yazdığı somut olayda; sanığın aşamalardaki savunmalarında sanık …’i ilaç mümessili olması nedeniyle tanıdığını, getirmiş olduğu sağlık karnelerini yakınlarının sağlık karnesi olduğu ve rahatsız olduğunu belirterek tanıtımını yaptığı \”… pet ve sprey\” isimli ilaçları yazmasını istediğini, kendisinin de bu tip ilaçların yatalak hastalara ve yanık yarası olan hastalara yazıldığından dolayı ricasının kabul ederek ilaçları yazdığını belirtmiş olması karşısında sanığın bahse konu eylemi nedeniyle doğrudan menfaat temin etmemesi de nazara alındığında, sanığın zarar verme bilinç ve iradesinin bulunmadığı, sahtecilik kastıyla hareket etmediği ancak, gerekli dikkat ve özeni gösterip, inceleme yapmaması nedeniyle görevlerinin gereklerine aykırı davrandığı anlaşılmakla, eyleminin bir bütün halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257/2. maddesinde düzenlenen ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı belirlenerek yapılan incelemede;Sanığın eylemine uyan \”görevi kötüye kullanma\” suçunun, Kanundaki cezasının türü ve üst sınırına göre, 5237 sayılı TCK’nin 66/1-e, 67/4 maddesinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımının, duran sürelerde eklendiğinde suç tarihinden hüküm tarihine kadar gerçekleştiği ve kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla mahkumiyet hükmü kurulması, yasaya aykırı bu itibarla katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun’un 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen olağanüstü dava zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nin 223/8. maddesi uyarınca, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE, 05.11.2025 tarihinde karar verildi….” (Yargıtay 11. Ceza Dairesi 05.11.2025 T. 2022/700 E. 2025/14188 K.)
- İCRAİ DAVRANIŞLA GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDA BERAAT KARARININ EKSİK KOVUŞTURMA NEDENİYLE BOZULMASI HK. YARGITAY KARARI : “….İddianame yerine geçen son soruşturmanın açılması kararı ile … Barosuna kayıtlı avukat olan sanıklar hakkında alacaklı katılan ve katılanın temsilcisi olduğu şirket vekili sıfatıyla yürüttükleri 2 ayrı icra takibi dosyasında tahsil ettikleri tutarları uhdelerinde tutma eylemleri yönünden zimmet suçundan, katılandan teslim aldıkları 6 adet senet hakkında icra takibi başlatmamaları şeklindeki eylemleri yönünden ise icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçundan açılan kamu davalarında; İlk Derece Mahkemesince yalnızca görevi kötüye kullanma suçundan beraat kararı verildiği, zimmet suçundan açılan kamu davasına ilişkin ise hüküm kurulmadığı anlaşıldığından, bu suç yönünden mahallinde her zaman hüküm kurulması mümkün görülmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29/12/1986 tarihli ve 477/634, 21/09/1992 tarihli ve 225/236 ile 12/06/2001 tarihli ve 177/119 sayılı Kararları ile uyum gösteren Dairemiz Kararlarında da açıklandığı üzere; fiilin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında, delillerin takdir ve tayini gereken durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan hüküm kurulamayacağı hususuna riayet edilmeden, 5271 sayılı Kanun’un 193/2. maddesine yanlış anlam verilerek sanık …’ın sorgusu yapılmadan, delillerin takdiri sonucu eksik kovuşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. III. KARAR Değerlendirme ve gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, sanıkların eylemleri arasında hukuki ve fiili bağlantı olduğu da gözetilerek sair yönleri incelenmeyen hükümlerin, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,…” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 23.10.2025 T. 2025/1365 E. 2025/11457 K.)
- ÖZEL SAĞLIK KURULUŞUNDA GÖREV YAPAN DOKTORUN HUKUKİ STATÜSÜNÜN GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU BAKIMINDAN BELİRLENMESİ HK YARGITAY KARARI; “…..5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,1-Dosya kapsamına göre, müteveffa….’in 27/08/2022 tarihinde yolda kusma ve bilinç kaybı şikâyeti ile Özel… Hastanesinin acil servisine giderek tedavi olmasının ardından taburcu edilmesini müteâkip, aynı günün akşamı ablasının evinde tekrar rahatsızlanarak ambulans ile …. Şehir Hastanesine gittiği ve tüm müdahalelere rağmen vefat ettiği somut olayla ilgili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonunda, müteveffanın ölüm sebebinin aort damarının yırtılması sonucu meydana geldiği, aort damarının yırtılmasının öngörülemez olduğu, bu olay meydana geldiğinde ölümün ani şekilde geliştiği, Özel… Hastanesinde bu teşhisin konulmaması ile ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığı ve ölümün doğal ölüm olduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de; somut olayda, mütefevvanın ölümünden önce aynı gün içerisinde Özel… Hastanesi acil servisinde şüpheliye muayene olduğu, ölüm sebebi ile Özel… Hastanesinde muayenesi arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı yönünde …. Adli Tıp Anabilim Dalı’nın 26/07/2023 tarihli rapor aldırıldığı, aldırılan raporda özetle müteveffanın şikayetlerinin ölüm sebebinin atipik tıbbi şikayetlerinden olabileceğinin ancak muayene esnasında tespitinin zor olduğunun bildirildiği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, her ne kadar …Adli Tıp Anabilim Dalı’nın 26/07/2023 tarih ve 1535-2645 sayılı raporu ile kişinin hastaneye atipik tıbbi şikayetler ile müracaat ettiğinde muayene bulguları, yaş ve tıbbi özgeçmiş bilgileri de dikkate alındığında hastalık tanısının zor olduğu ve atlanabileceği bildirilmiş ise de, anılan raporda müteveffanın şikayetlerinin hastalık tanısının atipik tıbbi şikayetleri olduğu şeklindeki açıklama karşısında, ölene ait tedavi evrakları ile ölümden önce müteffevanın tedavisini gerçekleştiren ve takip eden doktor ve sağlık personellerinin tıbbi açıdan kusurlarının bulunup bulunmadığı, kusurları varsa hangi eylemlerden dolayı kusurlu oldukları, gerekli tedavi uygulanmış olsa dahi ölüm neticesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususlarında …. Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Dairesinden yeniden rapor alınarak, ortaya çıkacak sonuç çerçevesinde şüphelilerin hukuki durumunun yeniden belirlenmesinden sonra karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturmaya dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde,2-Kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan önce 27/05/2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen Ek Madde 18 hükmündeki \”Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.” şeklindeki düzenleme karşısında; özel sağlık kuruluşunda doktor olarak görev yapan şüpheli hakkında görevi sebebiyle işlediği iddia olunan suçtan dolayı 4483 sayılı Kanun ile 3359 sayılı Kanun’un Ek Madde 18 hükmü uyarınca soruşturma izni istenmesi ve sonucuna göre şüphelinin kamu görevlisi olmaması nedeniyle görevi kötüye kullanma suçunun faili olmayacağı da gözetilerek hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği, soruşturma izni alınmadan verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı yapılan itirazın bu nedenle kabulü yerine reddine karar verilmesinde,İsabet görülmemiştir.”Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.B. Değerlendirme ve Gerekçe….’in 27.08.2022 tarihinde yolda kusma ve bilinç kaybı şikâyeti ile Özel… Hastanesinin acil servisine giderek tedavi olmasının ardından taburcu edilmesini müteâkip aynı günün akşamı ablasının evinde tekrar rahatsızlanarak ambulans ile …. Şehir Hastanesine gittiği ve tüm müdahalelere rağmen vefat ettiği olayla ilgili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonunda, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 04.08.2023 tarihli ve 2022/14395 Soruşturma, 2023/5146 sayılı Kararı ile müteveffanın ölümünün aort damarının yırtılması sonucu meydana geldiği, aort damarının yırtılmasının öngörülemez olduğu, bu olay meydana geldiğinde ölümün ani şekilde geliştiği, Özel… Hastanesinde bu teşhisin konulamaması ile ölüm arasında illiyet bağının bulunmadığı ve ölümün doğal ölüm olduğundan bahisle verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara şikayetçi vekilinin itirazı üzerine merci Erzurum 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 20.11.2023 tarihli ve 2023/4255 Değişik iş sayılı Kararı ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği görülmüştür.Kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan önce 27.05.2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14. maddesi ile 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen Ek Madde 18 hükmündeki \”Yükseköğretim Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanun’un 7. maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir” şeklindeki düzenleme karşısında; özel sağlık kuruluşunda doktor olarak görev yapan şüpheli hakkında görevi sebebiyle işlediği iddia olunan suçtan dolayı 4483 sayılı Kanun ile 3359 sayılı Kanun’un Ek Madde 18 hükmü uyarınca soruşturma izni istenmesi ve sonucuna göre şüphelinin kamu görevlisi olmaması nedeniyle görevi kötüye kullanma suçunun faili olamayacağı da gözetilerek hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği, soruşturma izni alınmadan verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara karşı yapılan itirazın bu nedenle kabulü yerine reddine karar verilmesi Kanun’a aykırı olup, (2) numaralı kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür. (2) numaralı istemin içeriğine nazaran, (1) numaralı kanun yararına bozma istemi ile ilgili bir değerlendirme yapılmamıştır.II. KARAR1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının (2) numaralı kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,2.Erzurum 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 20.11.2023 tarihli ve 2023/4255 Değişik iş sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,…” (Yargıtay 5. Ceza Dairesi 16.09.2025 T. 2025/4533 E. 2025/9130 K.)
Özel Sektörde Görevi Kötüye Kullanma Suçu
Görevi kötüye kullanma suçu sadece kamu görevlileri için öngörülmüştür. Hukuki açıdan kamu görevlisi olmayan biri bu suçu işleyemez. Dolayısıyla özel sektörde çalışan bir kişi için TCK 257 kapsamında “görevi kötüye kullanma” suçundan işlem yapılamaz. Ancak görev sebebiyle benzer suistimaller özel sektörde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma (TCK m.155/2) veya zimmet gibi suç hükümlerine girer. Örneğin bir özel şirket çalışanının, kendisine emanet edilen parayı ticari amaç dışında kullanması TCK 155/2 kapsamında suç olarak kabul edilir.
Sonuç olarak, ÖZEL SEKTÖRDE “görevi kötüye kullanma” suçu değil, GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA veya kamu görevlisi olmayanlar açısından zimmet, ihtilas, dolandırıcılık gibi suçlar gündeme gelir. TCK 257’nin uygulanması için failin görev sıfatı taşıması şarttır. Fakat özel sektörde bile bir kamu görevlisinin (örneğin yetkili denetçilerin) görevini suistimal etmesi halinde 257. madde devreye girebilir. Buna karşın sıradan şirket çalışanları bu suçtan değil, TCK’nın ilgili bölümlerindeki diğer suçlardan sorumlu tutulurlar.

Hukuk Fakültesi eğitimi tamamladıktan sonra eğitim hayatına Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Anabilim dalında yüksek lisans çalışmalarında bulunmuştur. Hukuk Eğitimini tamamlamasının ardından Ankara Barosunda staj eğitimini tamamlamış. Staj eğitimin bitişinin ardından Ankara’da Kurucu Ortağı olduğu Minval Hukuk ve Danışmanlık Bürosunu kurmuş ve mesleğini icra etmektedir. Ayrıca Yetkin Yayınlarından yayınlanmış ”Sigorta Hukuku ve Tahkim Uygulamaları” adlı bir kitabı mevcuttur.


