TCK Madde 4

Kanunun bağlayıcılığı

MADDE 4- (1) Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.

Sayfa İçeriği

tck madde 4

TCK Madde 4 Gerekçesi

TCK’nın 4.maddesi tasarıda, kişinin bir fiilin hukuk düzenince yasaklandığına ilişkin kaçınılamayacak hatası dikkate alınmamaktaydı. Anayasamızda güvence altına alınan kusur ilkesiyle açık biçimde çelişen bu durumun düzeltilmesi zorunluluğu nedeniyle maddeye ikinci fıkra eklenmiştir.

Bu hükümle, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kişi, işlediği fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olmalıdır. Ancak, işlenen fiilin kanunlarda suç olarak tanımlanmış olduğunu bilmek gerekmez.

İşlenen fiilin hukuken kabul görmez bir davranış oluşturduğu hususundaki hatanın kaçınılamaz olması hâlinde, kişi kusurlu sayılamaz. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenmesinde ise, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulur.

Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak ve bu husus, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.

TCK Madde 4 Emsal Yargıtay Kararları

Yargıtay 7. Ceza Dairesi 11.09.2024 T. 2022/10095 E. 2024/6735 K. 7. CEZA DAİRESİ

Esas : 2022/10095

Karar : 2024/6735

Karar Tarihi :11.09.2024

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I.TEMYİZ SEBEPLERİ

Katılan … İdaresi vekilinin temyiz istemi; şartlar oluşmadığı halde kamu zararının giderilmesi şartı da öngörülmeden, sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının ertelendiğine ve re’sen tespit edilecek nedenlerle hükmün bozulması gerektiğine ilişkindir.

II.GEREKÇE

Olay tarihinde kolluk görevlileri tarafından İskenderun ilçesinde yapılan yol kontrolü sırasında durdurulan, sanık …’nin sevk ve idaresindeki çekici ve ona bağlı yarı römorkta, önleyici arama kararı ile yapılan aramada, yarı römorkta bulunan standart dışı ek depolarda 2000 litre kaçak motorin ele geçirildiği anlaşılmıştır.

Sanık hakkında suç tarihinde yürürlükte bulunan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin onbirinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

04.07.2013 tarihli TÜBİTAK MAM raporunda; alınan numunenin marker seviyesinin geçersiz olduğu, numunenin teknik düzenlemede yer alan özelliklere aykırı olduğu, numunenin solvent, motorin ve yağdan oluştuğu belirtilmiştir.

Sanık savunmasında; şoför olarak çalıştığını, dava konusu akaryakıtı yol kenarındaki bir şahıstan ucuz olması nedeniyle ticari amacı bulunmaksızın satın aldığını, eylemin suç olduğunu bilmediğini beyan etmiştir.

Taşımacılık işi yapan ve şoför olarak çalışan sanığın, ticari mahiyette olan araçta kaçak akaryakıt kullanması, yaptığı işin mahiyeti gereği belgesiz ve piyasa fiyatının altına satılan akaryakıtın kaçak olduğunu bilebilecek durumda olması nedeniyle savunma içeriğine itibar etmenin mümkün olmadığı anlaşılmış olup, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan ”Ceza Kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” şeklindeki düzenleme karşısında, sanığın eyleminin sübuta erdiği belirlenmekle, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

5237 sayılı Kanun’un 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; sanığın daha önce üç aydan fazla hapis cezası ile cezalandırılmamış olması koşulu ve (b) bendinde; suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işleyemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması hükmü getirilmiş olmakla; sanığın adlî sicil kaydına göre ertelemeye engel kaydın bulunmaması, sanık hakkında hükmedilen netice hapis cezasının süresinin 2 yıldan az olması, mahkemede sanığın tekrar suç işlemeyeceği konusunda kanaat oluştuğuna ilişkin gerekçe ve 5237 sayılı Kanun’un 51 inci maddesinin ikinci fıkrasında cezanın ertelenmesinin koşula bağlanabileceğinin belirtilip, bunun mahkemenin takdirine bırakılması ve bu hususun erteleme kararı verilmesinin mutlak bir şartı veya doğal sonucu olarak düzenlenmemesi karşısında; sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının ertelenmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.

Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımın doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamış ve katılan … İdaresi vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.

III.KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan … İdaresi vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan … İdaresi vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA, 11.09.2024 tarihinde karar verildi.

 

Yargıtay 7. Ceza Dairesi 13.03.2023 T. 2019/10302 E. 2023/2245 K.7. CEZA DAİRESİ

Esas : 2019/10302

Karar : 2023/2245

Karar Tarihi :13.03.2023

Sanıklar hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I.HUKUKÎ SÜREÇ

Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.10.2015 tarihli ve 2015/350 Esas, 2015/1534 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında ayrı ayrı kaçakçılık suçundan, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin onsekizinci fıkrası yollaması ile aynı maddenin beşinci ve onuncu fıkraları ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 100,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, suça konu kaçak eşyanın 5237 sayılı Kanun’un 54 üncü maddenin birinci fıkrası gereği müsaderesine karar verilmiştir.

II.TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanıkların temyiz sebepleri;

Kaçak sigaraların satışının suç olduğunu bilmediğine, mahkûmiyet hükmünden mağdur olduklarına ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR

1.İhbar üzerine, 28.01.2015 tarihinde saat 13.30 sıralarında, sanık … ile çağrı üzerine gelen işyeri sahibi sanık … ’nin huzurlarında, arama kararına dayalı işyerinde yapılan aramada, muhtelif markalarda toplam 173 paket kaçak sigara, 24 paket kaçak çay ile 88 paket kaçak kahve ele geçirilmiştir.

2.Suriye uyruklu sanıklar aşamalarda tercüman eşliğinde ayrı ayrı, işyerinde ele geçirilen kaçak eşyayı sattıklarını, yasak olduğunu bilmediklerini beyan ederek, üzerlerine atılı suçlamayı ikrar etmişlerdir.

3.Suça konu eşyanın gümrük kaçağı olduğuna dair bilirkişi raporu dava dosyasında mevcuttur.

4.Kaçak eşyaya mahsus tespit varakası dava dosyasında bulunmaktadır.

IV. GEREKÇE

1.5237 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan ”Ceza Kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” şeklindeki düzenleme karşısında, sanıkların kaçak eşya satmanın suç olduğunu bilmediklerinden mahkûmiyetlerine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna dair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanıkların yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.

3.Sanıklar hakkında kurulan hükümde;

10.12.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun’nun 8 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasının “yirmiüçüncü” fıkra olarak değiştirildiği gözetilerek, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 61 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasına eklenen \”Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması halinde ise üçte birine kadar indirilir\” şeklindeki düzenlemenin sanıklar lehine hükümler içerdiği, yine aynı Kanun’un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği anlaşıldığından sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi ve 7242 sayılı Kanun’un 63 üncü maddesi ile 5607 sayılı Kanun’a eklenen geçici 12 nci maddenin ikinci fıkrası gereği ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının mahkemesince saptanması ve sonucuna göre uygulama yapılması zorunluluğu,

4.Gün adlî para cezasının paraya çevrilmesi sırasında uygulama maddesinin 5237 sayılı Kanun’un 52 nci maddesinin ikinci fıkrası yerine 5237 sayılı Kanun’un 52 nci maddesinin birinci fıkrası olarak yazılması suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 232 nci maddesinin altıncı fıkrasına muhalefet edilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.

5.5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinde öngörülen hak yoksunlukları uygulanırken, 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile anılan maddede yapılan değişiklik ve Anayasa Mahkemesinin 5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesindeki hak yoksunluklarına ilişkin 24.11.2015 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı nedeniyle, anılan maddenin yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,

6.Dava konusu kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun’un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 5237 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince müsaderesine karar verilmesi gerekirken uygulama maddeleri ve ilgili fıkraları gösterilmeden müsaderesine karar verilmesi,

7.Tercüman giderinin yargılama gideri olarak Suriye uyruklu sanıklardan tahsiline karar vermek suretiyle 5271 sayılı Kanun’un 324 üncü maddesinin beşinci fıkrasına muhalefet edilmesi nedenleriyle hukuka aykırılık bulunmuştur.

V.KARAR

Gerekçe bölümünde (3, 4, 5, 6 ve 7 nci) bentlerde açıklanan nedenlerle Bursa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.10.2015 tarihli ve 2015/350 Esas, 2015/1534 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar … ile …’nın temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

 Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,13.03.2023 tarihinde karar verildi.      

Our Score
Click to rate this post!
[Total: 0 Average: 0]

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

📞 Hemen Ara