Türk Ceza Hukuku’nda suçun yer bakımından uygulanması, Devletin egemenlik sınırlarını ve hukuki sorumluluklarını tanımlayan en karmaşık alandır. Küreselleşmenin getirdiği hareketlilik, özellikle yabancıların Türkiye’de suç işlemesi ve Türk vatandaşının yurt dışında suç işlemesi vakalarını artırmış, bu da uluslararası hukuk ile ulusal hukuk arasındaki dengeyi hassas bir noktaya taşımıştır. Bu çalışmamızda Yabancı Ülkede Suç İşleyen Yabancının Türkiye’de Yargılanması mekanizmasını, temel ceza hukuku ilkeleri (ülkesellik, şahsilik, evrensellik) ve ilgili mevzuat hükümleri ekseninde ele almaktadır.

1.Yabancıların İşlediği Suçlar ve Türkiye Mahkemelerinin Yetkisi

Türk Ceza Hukuku’nda yargı yetkisinin yer bakımından sınırlarını belirleyen temel norm, Türk Ceza Kanunu’nun 8. maddesinde düzenlenen ülkesellik ilkesidir. Bu madde, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik yetkisinin ceza yargılamasına yansımasını oluşturur. Bu ilkeye göre, “TÜRKİYE’DE İŞLENEN SUÇLAR HAKKINDA TÜRK KANUNLARI UYGULANIR.” Hüküm, coğrafi egemenlik ile cezalandırma yetkisini doğrudan ilişkilendirir; böylece Türkiye sınırları içinde işlenen her fiil bakımından Türk hukukunun uygulanmasını zorunlu kılar.

  • > Ülkesellik İlkesinin Hukuki Dayanağı ve Anlamı

Ülkesellik ilkesi, devletin egemenliğini sınırları içindeki tüm bireyler üzerinde eşit biçimde uygulama yetkisine sahip olduğu varsayımına dayanır. Bu bağlamda, failin vatandaşlığı ya da mağdurun kimliği dikkate alınmaksızın, Türkiye’de işlenen her suçun Türk yargısına tabi olması gerekir.
Anayasa’mızın 9. ve 125. maddeleriyle güvence altına alınan yargı yetkisi, bu kapsamda ceza hukukuna da sirayet eder. Dolayısıyla, Türkiye’de suç işleyen yabancının yargılanması hususunda herhangi bir “vatandaşlık istisnası” öngörülmemiştir. Yabancı bir kişinin Türkiye’de suç işlemesi, kamu düzenine yönelmiş bir fiil olarak kabul edilir ve devletin cezalandırma yetkisini doğrudan harekete geçirir.

  • > Suçun İşlendiği Yer ve Yetki Alanının Belirlenmesi

TCK m. 8/2’ye göre, fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de gerçekleştirilmesi ya da neticenin Türkiye sınırları içinde doğması hâlinde, suç “Türkiye’de işlenmiş” sayılır. Bu düzenleme, ülkesellik ilkesine fonksiyonel bir genişlik kazandırır.
Örneğin, sınır aşan siber suçlarda fiilin bir kısmı yurt dışında gerçekleşse bile, suçun neticesi Türkiye’de ortaya çıkmışsa Türk mahkemeleri yetkilidir. Bu yaklaşım, dijital ortamda işlenen suçların denetlenebilirliğini sağlamak ve ulusal hukuk sisteminin siber egemenliğini korumak açısından büyük önem taşır.

  • > Ülkesellik İlkesinin İstisnaları ve Uluslararası Hukuki Sınırlamalar

Her ne kadar ülkesellik ilkesi mutlak nitelikte görünse de, uluslararası hukukun tanıdığı belirli bağışıklık rejimleri bu yetkiyi sınırlandırır. Özellikle Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesi (1961) ve Viyana Konsolosluk İlişkileri Sözleşmesi (1963) uyarınca, diplomatik temsilciler ve konsolosluk görevlileri görevleri kapsamında işledikleri fiiller bakımından yargı bağışıklığına sahiptir.
Dolayısıyla, bu kişilerin işlediği fiiller Türkiye’de suç teşkil etse dahi, Türk yargı organları doğrudan kovuşturma yapamaz. Bu istisna, devletlerin egemen eşitliği ilkesinin (sovereign equality of states) bir gereği olarak kabul edilir.

2.Yabancıların Yurt Dışında İşlediği Suçlar Nereye Şikayet Edilir?

Yabancıların yurt dışında işledikleri suçların Türk adli makamlarına bildirilmesi, uluslararası ceza yargılamasının karmaşık yapısı nedeniyle hem yetki hem de usul bakımından dikkatle ele alınmalıdır. Türk hukuk sisteminde, bu tür fiillerin kovuşturulabilirliği TCK’NIN 12. VE 13. MADDELERİNDE öngörülen koşullara bağlıdır.

• DOĞRUDAN BAŞVURU: Eğer mağdur Türk vatandaşı ise veya işlenen suç Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğine, kamu düzenine ya da menfaatlerine doğrudan zarar veriyorsa, şikâyetler Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılmalıdır. Başsavcılık, başvurunun ardından TCK m. 12 ve m. 13 hükümleri çerçevesinde Türkiye’nin yargı yetkisinin doğup doğmadığını değerlendirir. Bu aşamada, suçun hem “fail” hem “netice” bakımından Türkiye ile bağlantısı incelenir.

• ULUSLARARASI BOYUT: Suçun tamamen yabancı bir ülke sınırları içinde gerçekleştiği hallerde ise, Türkiye’nin doğrudan yargılama yetkisi sınırlıdır. Bu durumda şikayetlerin Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne veya suçun işlendiği ülkenin adli makamlarına yöneltilmesi gerekir. Bu süreçte, iki ülke arasında mevcut karşılıklılık ilkesi, suçluların iadesi anlaşmaları ve uluslararası adli yardımlaşma mekanizmaları devreye girer.

• TÜRK VATANDAŞI MAĞDURİYETİ:  Eğer suçun mağduru Türk vatandaşı ise, bu durum TCK m. 12/3 kapsamında Türkiye’nin yargı yetkisini doğurabilir. Ancak bu yetkinin kullanılabilmesi için Adalet Bakanı’nın talebi zorunlu bir koşuldur. Bu yönüyle, “Yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşı nerede yargılanır?” sorusunun ilk cevabı, kural olarak suçun işlendiği ülke olsa da, o ülkenin kovuşturma yapmaması veya yargılamayı reddetmesi durumunda Türk mahkemeleri yetkili hale gelir.

3.Yabancıların Yurt Dışında İşlediği Suçlarda Kovuşturma Şartları Nelerdir?

Yabancı ülkede suç işleyen yabancının Türkiye’de yargılanması, Türk Ceza Kanunu’nun 12. maddesinde düzenlenen ŞAHSİLİK (KORUMA) İLKESİ çerçevesinde yalnızca belirli koşulların varlığı halinde mümkündür. Bu madde, Türkiye’nin yargı yetkisini keyfî biçimde genişletmesini önleyen ve uluslararası hukukun egemenlik sınırlarına saygı gösterilmesini sağlayan bir güvence mekanizmasıdır.

• AĞIRLIK ŞARTI: Yurt dışında işlenen suçun, Türk kanunlarına göre alt sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektirmesi gerekir. Basit nitelikli suçlar veya kabahatler bu kapsamda değerlendirilemez. Bu koşul, Türkiye’de suç işleyen yabancının yargılanması sürecinde “cezalandırmaya değer ağırlık” prensibini korumayı amaçlar.

• FAİLİN TÜRKİYE’DE BULUNMASI: Yargılama yapılabilmesi için failin Türkiye sınırları içinde yakalanmış veya kendi rızasıyla Türkiye’ye girmiş olması gerekir. Fail Türkiye’de fiilen veya hukuken hazır bulunmadıkça kovuşturma yürütülemez. Bu şart, hem yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşının iadesi süreciyle hem de uluslararası iş birliği ilkeleriyle yakından ilişkilidir.

• ADALET BAKANI’NIN TALEBİ (KRİTİK YARGI İZNİ): TCK m. 12 uyarınca, yurt dışında işlenen fiiller nedeniyle Türk mahkemelerinde kovuşturma başlatılabilmesi için Adalet Bakanı’nın talep kararı zorunludur. Bu düzenleme, yargı yetkisinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda diplomatik dengeler gözetilerek kullanılmasını sağlar. Böylece Türkiye, başka bir devletin egemenlik alanına müdahale etmeksizin kendi çıkarlarını koruyabilir.

• NE BİS IN IDEM (ÇİFTE YARGILANMAMA İLKESİ): Genel kural olarak, suçun işlendiği ülkede hakkında kesin hüküm verilmiş olan fail, aynı fiilden dolayı Türkiye’de yeniden yargılanamaz. Ancak TCK m. 12/4 uyarınca istisnai olarak, yabancı mahkeme kararının Türkiye’nin adalet anlayışı veya kamu düzeniyle bağdaşmaması hâlinde, Adalet Bakanı’nın talebiyle yeniden yargılama yapılabilir.

Bu çerçevede, yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşının nerede yargılanacağı sorusu yalnızca mekânsal bir mesele değil; aynı zamanda diplomatik, cezai ve hukuki denge unsurlarını barındıran çok katmanlı bir değerlendirmeyi gerektirir. Yabancıların Türkiye’de suç işlemesi durumunda olduğu gibi, Türk vatandaşlarının yurt dışında suç işlemesi hâllerinde de Türk mahkemelerinin yetkisi, uluslararası hukukla uyumlu biçimde dikkatle sınırlandırılmıştır.

4. Yurtdışında İşlenen Suçlarda Yetkili Mahkeme

Yurtdışında işlenen suçlarda yetkili mahkeme, yine 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 12. maddesi uyarınca belirlenir. Türkiye’nin egemenlik alanı dışında gerçekleşen fiillerde doğal olarak “suçun işlendiği yer” ölçütü uygulanamayacağı için, yetki failin Türkiye ile bağlantısı üzerinden tespit edilir. Bu sistem, hem Türkiye’de suç işleyen yabancının yargılanması hem de Türk vatandaşının yurt dışında suç işlemesi hâllerinde, adaletin etkin ve dengeli biçimde tecelli etmesini amaçlar.

• Öncelikli Yetki – Yakalanma Yeri Mahkemesi: CMK m. 12/1’e göre, failin Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra YAKALANDIĞI YER MAHKEMESİ kovuşturma bakımından birinci derecede yetkilidir. Bu düzenleme, suçun Türkiye dışında işlenmiş olması nedeniyle oluşabilecek yargısal boşluğu doldurur ve failin Türkiye’ye adım atmasıyla birlikte yargısal sürecin derhal başlatılabilmesini sağlar. Böylelikle yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşı nerede yargılanır sorusu, öncelikli olarak failin yakalandığı yerle ilişkilendirilir.

• Alternatif Yetki – Yerleşim Yeri Mahkemesi: Eğer fail henüz yakalanmamış veya yakalanma yeri belirlenememişse, kovuşturma FAİLİN TÜRKİYE’DEKİ YERLEŞİM YERİ MAHKEMESİNDE yürütülür. Bu hüküm, özellikle yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşının iadesi talep edilmeden Türkiye’ye kendi isteğiyle döndüğü durumlarda uygulanır. Böylece failin Türkiye’deki toplumsal bağları, yargılamanın merkezi hâline gelir.

• Son Alternatif – Son Adres Mahkemesi: Failin Türkiye’de yerleşim yeri bulunmaması hâlinde, TÜRKİYE’DEKİ EN SON ADRESİ MAHKEMESİ yetkili kılınır (CMK m. 12/3). Bu hüküm, yurt dışında uzun süredir yaşayan veya çifte vatandaşlık statüsüne sahip kişilerin yargılanmasında büyük önem taşır. Türk yargısı, failin Türkiye ile son idari bağlantısını temel alarak yetki tesis eder.

• Uygulama Amacı ve Hukuki Gerekçe: Bu üç aşamalı yetki düzeni, yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşının nerede yargılanacağı konusundaki belirsizlikleri ortadan kaldırmak amacıyla getirilmiştir. Aynı zamanda, yabancıların Türkiye’de suç işlemesi veya Türkiye aleyhine işlenen suçlarda da benzer bir sistematik yaklaşım benimsenmiştir. Böylece, hem Türk vatandaşlarının hem de yabancıların eylemleri bakımından yargı birliği ve hukuki öngörülebilirlik ilkeleri korunur.

Sonuç olarak, Türk Ceza Hukuku’nun uluslararası yetki düzeni, yalnızca ceza adaletinin tesisi için değil, aynı zamanda devletin egemenlik hakkını dengeli biçimde kullanması açısından da önem taşır. Türkiye, bu yetki rejimi aracılığıyla hem vatandaşlarını hem de kendi kamu düzenini koruma görevini, uluslararası hukukla uyumlu biçimde yerine getirir.

5. Türkiye’nin Yargı Yetkisi Hangi Suçlarda Mutlaktır? (TCK m.13)

Türk Ceza Kanunu’nun 13. maddesi, Türkiye’nin evrensel yargı yetkisini düzenler ve belirli ağır suçlar bakımından failin uyruğu veya suçun işlendiği yer fark etmeksizin Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin yetkili olduğunu hükme bağlar. Maddenin temel amacı, insanlığın ortak değerlerini ihlal eden fiillerin cezasız kalmamasını sağlamak ve uluslararası güvenliğe yönelik tehditleri önlemektir.

• Kapsamı: TCK m.13, katalog suçlar çerçevesinde Türkiye’ye veya tüm insanlığa yönelik tehdit oluşturan fiilleri kapsar. Bu suçlar arasında;

  • • Soykırım,
  • • İşkence,
  • • İnsanlığa karşı suçlar,
  • • Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,
  • • Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve milli savunmaya karşı suçlar sayılmıştır.

Bu suçların ortak özelliği, toplumsal barış ve uluslararası düzeni tehdit eden nitelikte olmalarıdır. Bu nedenle, failin uyruğu veya mağdurun kimliği, maddenin uygulanmasını etkilemez.

Söz konusu madde, evrensellik ilkesine dayanır ve Türkiye’nin, uluslararası hukuk çerçevesinde ceza sorumluluğunu fiilen yerine getirme yetkisini tesis eder. TCK m.13 uyarınca, bu suçlarda Türk mahkemelerinin yetkisi mutlak olup Türkiye’nin kendi sınırları dışında işlenen suçları da kapsayacak şekilde yorumlanabilir.
Maddenin asıl amacı ise bu ağır suçların cezasız kalmasını önlemek ve uluslararası toplumun adalet standartlarına katkı sağlamaktır. Böylelikle, TCK m.13 hem ulusal hukuk hem de uluslararası yükümlülükler arasında köprü görevi görür ve Türkiye’yi uluslararası ceza hukuku ile uyumlu bir aktör hâline getirir.

6. Yabancıların Türkiye’nin Zararına İşlediği Suçlarda Uygulanan Sistem

Yabancıların Türkiye’nin zararına işlediği suçlarda uygulanan sistem, TCK m.12’de düzenlenen KORUMA İLKESİNE dayanır. Bu ilke, Türkiye’nin egemenliğini, güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını hedef alan fiillerde Türk yargısına yetki tanır.

Bu sistemde esas ölçüt, suçun Türkiye’ye zarar vermesidir. Yabancı bir devletin casusluk faaliyeti, Türkiye’nin mali düzenine yapılan siber saldırılar veya devlet sırlarına yönelik ihlaller bu kapsamda değerlendirilir.

Failin Türkiye’de bulunması ve Adalet Bakanı’nın talebinin varlığı halinde yargılama yapılabilir. Böylece Türkiye, ulusal menfaatlerini doğrudan etkileyen suçlarda aktif yargı yetkisini kullanma imkanına sahip olur.

Koruma ilkesi ayrıca, uluslararası terör ve sınır aşan suçlar gibi eylemler karşısında Türkiye’nin hukuki egemenliğini güçlendirir ve bu tür fiillerin cezasız kalmasını önler.

7. Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Adalet Bakanlığı’nın Rolü

Yabancı ülkede işlenen suçlarda Adalet Bakanlığı, yalnızca bir idari izin makamı olmanın ötesinde, Türk yargı yetkisinin hukuki ve diplomatik meşruiyetini denetleyen merkezi bir otorite olarak görev yapar. Bakanlık, yabancı ülkelerde gerçekleşmiş suçların Türkiye’de yargılanabilmesi için gerekli prosedürlerin yürütülmesinde kilit bir rol üstlenir.

Bakanlığın rolü üç ana başlıkta öne çıkar:

• Siyasi Takdir Yetkisi: TCK m.12 ve m.13 uyarınca, yurt dışında işlenen bazı suçların Türkiye’de kovuşturulabilmesi için Adalet Bakanlığı’nın talebi zorunludur. Bu yetki, Bakanlığın uluslararası ilişkiler, karşılıklılık ilkesi ve Türkiye’nin ulusal çıkarları gözeterek yargılamanın başlatılmasına veya ertelenmesine karar vermesini sağlar.

• İade Süreçleri: Yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşlarının iade talepleri Adalet Bakanlığı tarafından değerlendirilir. Anayasa ve TCK m.18 uyarınca Türkiye, kendi vatandaşını iade edemez. Bakanlık, iade talebini reddederek, Türk vatandaşının Türkiye’de yargılanmasını sağlayarak ulusal egemenliği ve adalet sistemini korur.

• Uluslararası Adli Yardımlaşma: 6706 sayılı Kanun çerçevesinde, delil toplama, tebligat ve soruşturma desteği gibi uluslararası adli yardımlaşma işlemleri Bakanlık aracılığıyla yürütülür. Bu mekanizma, yurt dışında işlenen suçların Türkiye’de etkin şekilde soruşturulabilmesi için hayati bir araçtır.

Sonuç olarak, Adalet Bakanlığı, yabancı ülkelerde işlenen suçların Türkiye’de yargılanabilmesi için hem hukuki yetkinin hem de diplomatik prosedürlerin güvence altına alınmasını sağlayan temel kurumdur.

8. Yabancı Mahkeme Kararlarının Türkiye’de Geçerliliği

Yabancı mahkemelerce verilen ceza kararlarının Türkiye’de geçerliliği, Türk ceza hukuku açısından sınırlı bir çerçeveye sahiptir. Ceza hükümleri kamu düzenine ilişkin olduğu için, yabancı bir mahkûmiyet kararı Türkiye’de doğrudan infaz edilemez. Ancak bu kararlar, hukuki bir vakıa olarak kabul edilir ve Türkiye’deki yargı sürecine belirli etkilerde bulunabilir.

Özellikle, yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşı Türkiye’de yargılanacaksa, yabancı mahkeme kararının varlığı, ne bis in idem ilkesinin fiilen uygulanmasını sınırlamaz; yani aynı fiilden dolayı Türkiye’de yeniden yargılama yapılabilir. Bununla birlikte, yabancı mahkeme kararı, TCK m.16 uyarınca ceza mahsubu açısından yasal bir dayanak oluşturur. Failin yurt dışında geçirdiği tutukluluk veya infaz süreleri, Türkiye’deki cezanın belirlenmesinde mahsup edilir.

Bu sistem, hem uluslararası hukuka uyum sağlar hem de adalet ve hakkaniyet ilkesini koruyarak, failin aynı fiilden dolayı iki kez fiilen cezalandırılmasını önler. Böylece yabancı mahkeme kararları, Türkiye’de yargılamanın temelini etkilemeden, yalnızca infaz aşamasında somut hukuki sonuç doğurur.

9.Yurt Dışında İşlenen Suçlarda Ceza Mahsubu Nasıl Yapılır?

Yurt dışında işlenen suçlarda ceza mahsubu, hakkaniyet ve uluslararası hukuka uyum ilkeleri doğrultusunda düzenlenir. Bu mekanizma, hem Yabancı Ülkede Suç İşleyen Yabancının Türkiye’de Yargılanması hem de Türk vatandaşının yurt dışında suç işlemesi durumlarında uygulanır.

Türk Ceza Kanunu’nun 16. Maddesi; “…Nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan dolayı Türkiye’de verilecek cezadan mahsup edilir..” hükmünü amir olup bu düzenleme ile  failin aynı fiilden dolayı yabancı bir ülkede geçirdiği gözaltı, tutukluluk veya mahkûmiyet sürelerinin, Türkiye’de verilecek cezadan zorunlu olarak mahsup edilmesini öngörür. Bu hüküm aynı zamanda Non Bis In Idem ilkesinin infaz alanındaki somut yansımasıdır; yani bir kişinin aynı suç nedeniyle hem yabancı bir mahkemede hem de Türkiye’de fiilen iki kez cezalandırılmasını önler.

Mahsup uygulaması, hüküm kesinleştikten sonra infaz sürecinde gerçekleştirilir ve cezanın süresinden doğrudan düşülerek uygulanır. Bu sayede, Türkiye’deki yargılama süreci hem ulusal hukuk normlarıyla hem de uluslararası hukuki standartlarla uyumlu bir şekilde yürütülür.

10. Yargıtay Kararlarından Örnekler

TCK m. 8 ve Ülkesellik İlkesinin Genişletilmiş Yorumu ve İlgili Emsal Karar : Türk yargısının yetkisi, suç fiilinin yalnızca Türkiye’de işlenmesiyle sınırlı değildir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi 09.05.2018 T. 2018/2119 E. 2018/5852 K. Sayılı ilamında da ; “…Somut uyuşmazlıkta erişim sağlanan www….com isimli internet sitesindeki “Hakkımızda” başlıklı bölümde site sahibine ilişkin olarak üç farklı ülke adres ve iletişim bilgilerine yer verildiği, bu ülkelerin Birleşik Arap Emirlikleri, Kıbrıs ve Türkiye olduğu, Birleşik Arap Emirlikleri altında … unvanına yer verildiği, Türkiye altında bir ünvan yer almamakla birlikte adres bilgisi olarak “…” bilgisinin yer aldığı, bu adresin … Ltd. Şti.’ne ait adres olduğu, şirketin sorumlu müdür ve ortağının sanık … olduğu, internet sitesinde çalışıldığı belirtilen bankalardan sanık, … Ltd. Şti isimli şirketler adına açılan hesaplarda sanığa ve müdürü olduğu …. Ltd. Şti. isimli şirkete ait adres ve iletişim bilgilerine yer verildiğinin tespit edildiği, internet sitesinde diğer dil seçeneklerinin yanı sıra Türkçe dil seçeneğinin de bulunduğu, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde herhangi bir vatandaşın kendi adına internet sitesinde hesap açabildiği, … şirketinin çalıştığı broker şirketin K.K.T.C’de kurulu … Ltd. Şti. (… Ltd. Şti) olduğu, aynı şekilde ABD’de kurulmuş olan … isimli firmanın da broker firma olarak aynı internet sitesinde ilan edildiği ancak bu firmanın ABD’de sadece ofis hizmetleri satın aldığı, çalışanının bulunmadığı, yurtdışında kurulan şirketlerin büyük hisse sahibinin sanık olduğu, Türkiye’de kurulan danışmanlık şirketi ile K.K.T.C’de ve ABD’de kurulu broker şirketlerinin aynı kişide birleştiği, broker olarak çalıştığı belirtilen … isimli şirketin K.K.T.C. adresinde bulunmadığı, herhangi bir çalışanı olmadığı, İzmir’deki … isimli şirket adresinin sanığa ait olduğu anlaşılan şirketler tarafından da kullanıldığı, sanığın Kurul’a verdiği beyanında adı geçen şirketlerin ortağı olduğunu, web sayfasının … ‘ye ait olduğunu, kovuşturmada alınan beyanında ise internet sitesinin ortağı ve Yönetim Kurulu başkanı olduğu … Ltd. Şti.’ye ait olduğunu belirttiği anlaşılmıştır.Yurtdışında kurulu olduğu belirlenen …Ltd. Şti. (… Ltd. Şti) ve … isimli şirketlerin esas olarak kağıt üzerinde kurulu olduğu, yurtdışında faaliyette olan adresleri bulunmadığı gibi personel de çalıştırmadıkları, www…..com internet sitesinde yer verilen hizmetlerin hesap açılması aşamasından, işlem sonlandırılması aşamasına kadar geçen süreçlerde yer alan tüm şirketlerin hakim ortağı olan sanık … tarafından Türkiye’de kurulan … Ltd. Şti.’ye ait adreste gerçekleştiği olgusu sabit kabul edilmiştir.5237 sayılı TCK’nın 8. maddesinde düzenlenen; “Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç, Türkiye’de işlenmiş sayılır.” hükmü doğrultusunda somut uyuşmazlık incelendiğinde; sanığın yetkilisi olduğu adı geçen şirketler tarafından kullanılan internet sitesi üzerinden izinsiz sermaye piyasası faaliyeti yapılıp yapılmadığının tespiti için öncelikle şirketlerin yurtiçinde veya yurtdışında yerleşik olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Sermaye piyasası faaliyetinde bulunan kuruluşların yurtdışında yerleşik olduğunun tespiti halinde 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, Yatırım Hizmetleri İle Yan Hizmetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ (III-37.1)’in 9/2. maddesi ve Kurul’un belirlediği kriterler doğrultusunda kaldıraçlı alım satım faaliyetinin Türkiye’ye yönelik olarak gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği tespit edilebilecektir. Somut olayımızda incelemeye konu internet sitesinin fiilen (gerçekte) Türkiye’den yönetilerek izinsiz sermaye piyasası faaliyetinde bulunulduğu sabit olmakla birlikte, aksi düşüncenin kabulü halinde dahi yapılan izinsiz sermaye piyasası faaliyetlerinin Türkiye’ye yönelik olarak yapıldığı ve Türkiye’de sonuç doğurduğu açıktır. Bu nedenle sanığın gerçekleştirdiği izinsiz sermaye faaliyetine ilişkin fiilin Türkiye’de işlendiği ve neticenin de Türkiye’de gerçekleştiği anlaşılmaktadır.Kamuoyunda forex olarak bilinen, dövize mala ve kıymetli madenlere dayalı olarak gerçekleştirilen “kaldıraçlı alım satım işlemleri” 31/08/2011 tarihinden itibaren …’nun görev ve yetki alanına giren sermaye piyasası faaliyeti olduğu, …’nun 26/09/2011 tarihli duyurusu ve Yatırım Hizmetleri İle Yan Hizmetlere İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ (III-37.1)’in 9. maddesinde belirtildiği üzere 31/08/2011 tarihinden itibaren yurtiçinde yerleşik kuruluşların Türkiye’de bulunan yatırımcılara yönelik olarak izin almaksızın sermaye piyasası faaliyetinde bulunamayacağı; aksi halde bu durumun 6362 sayılı Kanun’un 109/2. maddesinde tanımlı suçu oluşturacağı, yurtdışında yerleşik kuruluşların ise Türkiye’de bulunan yatırımcılara yönelik sermaye piyasası faaliyetinde bulunması için izin alması gerektiği, izin alınmadan Türkiye’de yerleşik kişilere/yatırımcılara yönelik kaldıraçlı alım satım işlemleri şeklinde sermaye piyasası faaliyetinde bulunulması durumunda yine 6362 sayılı Kanun’un 109/2. maddesinde tanımlı suçun oluşacağında hiçbir tereddütün olmadığı hususu sabittir.Yukarıda belirtilen kriterler, tebliğ ve diğer mevzuat hükümleri doğrultusunda öncelikle izinsiz sermaye piyasası faaliyetinin Türkiye’de yerleşik yatırımcılara yönelik olup olmadığının tespit edilmesi gerekir. Bu bağlamda yurtdışında yerleşik kuruluşların Türkiye’de bulunan kişilere yönelik sermaye piyasası faaliyetinde bulunmamakla birlikte Türkiye’deki yatırımcıların, yurtdışında yerleşik kurumlar nezdinde tamamen kendi insiyatifleri doğrultusunda hesap açmaları ve kaldıraçlı alım satım işlemleri yapmaları durumunda yatırımcıların sermaye piyasası mevzuatı doğrultusunda korunmayacağı ve Türkiye’deki yatırımcıya yönelik eylemlerin izinsiz sermaye piyasası faaliyetinde bulunmak suçunu oluşturmayacağı (Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar hükümleri saklı kalmak kaydıyla) hususu ise tartışmasızdır.Yerel mahkemece beraat kararının gerekçesini oluşturan hususlar ise (özetle); Her ne kadar incelemeye konu www…..com (www….com) isimli internet sitesinin sahibi olan … Ltd. Şti. (… Ltd. Şti) isimli şirketin K.K.T.C. Yasalarına uygun olarak kurulup faaliyet göstermesi, Türkiye’de temsilciliğinin ve adresinin bulunmaması, bu siteye dünyanın her her tarafından giriş yapabileceği, …’nun internet sayfasında yayınlanan duyuruda belirtildiği üzere yurtdışında yerleşik kuruluşlar nezdinde tamamen kendi insiyatifleri doğrultusunda hesap açmaları ve kaldıraçlı işlem yapmalarının sermaye piyasası mevzuatı kapsamı dışında kaldığı ve mevzuatın yatırımcıları korumadığı, bu nedenle suçun unsurlarının oluşmadığı şeklindedir.Açıklanan tüm ilkeler çerçevesinde somut uyuşmazlık incelendiğinde; sanığın ortağı ve yetkilisi olduğu … Ltd. Şti., … Ltd. Şti. ( … Ltd. Şti) ve … isimli şirketler üzerinden www…..com (www…..com) isimli internet sitesini aracı kılarak kaldıraçlı alım satım faaliyetini Türkiye’de yerleşik yatırımcılara yönelik gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Bu itibarla anılan internet sitesini kullanarak işlem yapan yatırımcıların Türk sermaye piyasası mevzuatı koruması altında olacağı hususu sabittir. Böylelikle sanığın üzerine atılı izinsiz sermaye piyasası faaliyetinde bulunmak suçunun 5237 sayılı TCK’nın 8. maddesinde yer verilen fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç Türkiye’de işlenmiş sayılır ilkesi bağlamında atılı suçun Türkiye’de işlendiği gözetilmeksizin yazılı şekilde yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçelerle beraat kararı verilmesi,Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,….” da denildiği gibi fiil yurtdışında gerçekleştirilse dahi (örneğin internet üzerinden), suçun neticelerinin Türkiye’de doğması halinde (Karma Teori), TCK m. 8 uyarınca suçun Türkiye’de işlenmiş sayılacağını kesinleştirmiştir. Bu emsal, yabancıların Türkiye’de suç işlemesi vakalarında siber suçlar gibi sınır aşan fiillerde Türk yargısının yetkisini teyit eder.

 

TCK m. 12 ve TCK m. 13 Hakkında Emsal Karar: Yabancı tarafından yurtdışında işlenen ve Türkiye’nin menfaatlerini hedef alan suçlarda yargılama yetkisinin koşullu olduğu TCK m. 12 ile sabittir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi 15.12.2016 T. 2016/3013 E. 2016/8503 K.sayılı kararı ile ; “..Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından şüpheliler …, …,… şirketi yetkilileri ve meçhul şüpheli haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda … Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 24/03/2015 tarihli ve 2015/41676 soruşturma, 2015/33436 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, … 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 20/05/2015 tarihli ve 2015/1081 değişik iş sayılı kararının “5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yabancı tarafından işlenen suç başlıklı 12. maddesindeki “1) Bir yabancı, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede Türkiye’nin zararına işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, Türk kanunlarına göre cezalandırılır. Yargılama yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır. (2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen suçun bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye’de bulunması halinde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikayeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.” şeklindeki hükümler uyarınca, somut olayda işletmeciliği … Ltd. Şti.’ne ait olan … isimli geminin mülkiyetinin sahtecilik ve dolandırıcılık eylemleri ile 3. şirketlere devredildiğinin belirtilmesi karşısında, anılan geminin Türk karasularından transit geçeceği bilgisi de verildiğinden, suçtan zarar görenin Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi olduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden” bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, bozulması istenilmiş olmakla,Dosya incelendi, gereği görüşüldü:İncelenen dosya içeriğine göre; mülkiyeti … Şirketine ait olan…gemisinin işletmecisinin … LTD. ŞTİ.’ne ait olduğu, anılan geminin mülkiyetinin sahte mahkeme kararlarıyla başka şirketlere geçirilip dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarının işlendiğinin iddia edildiği, TCK’nın 12/2. maddesinde de aynı yasanın 13.maddesinde belirtilen suçlar dışında kalan suçlar bakımından “bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye’de bulunması hâlinde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine failinin, Türk kanunlarına göre” cezalandırılacağının öngörüldüğü, suçtan zarar görenin Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi olduğu anlaşılmakla kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden … Cumhuriyet Başsavcılığının 24.03.2015 tarih, 2015/41676 Sor, 2015/33436 karar sayılı KYOK’na karşı itirazın reddine dair mercii … 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 20.05.2015 tarih, 2015/1081 D.İş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİNE, 15.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi..” denilmiş olup Yabancı Ülkede Suç İşleyen Yabancının Türkiye’de Yargılanması sürecindeki siyasi ve hukuki filtrasyon mekanizmasının önemini vurgulamaktadır.

 

CMK m. 14 (Yabancı ülkede işlenen suçlarda yetki) ve Adalet Bakanlığı’nın İstemi Hakkında Emsal Karar: Evrensellik ilkesi gereği, TCK m. 13’te kataloglanan ağır suçlarda (uyuşturucu ticareti, terör, vb.) failin uyruğuna bakılmaz. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 08.05.2014 T. 2014/4078 E. 2014/5200 K sayılı kararında ; “….Suriye uyruklu A.. C.. isimli şahsın kendi ülkesinde ateşli silahla yaralanması sonrası yaralı olarak Türkiye’ye giriş yapmasını müteakip, ambulansla nakledildiği Adana ilindeki bir özel hastanede ölmesi şeklinde gelişen olayda suç yeri itibarıyla evrakın Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine dair Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 05/06/2013 tarihli ve 2013/33407 soruşturma, 2013/1834 sayılı yetkisizlik kararını müteakip, bu kez suç yeri bakımından dosyanın Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ilişkin Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 19/06/2013 tarihli ve 2013/2379 soruşturma, 2013/133 sayılı karşı yetkisizlik kararı üzerine, yetki konusunun çözümü için dosyanın gönderildiği İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen bir karar verilmesine yer olmadığına dair 15/07/2013 tarihli ve 2013/571 Değişik İş sayılı kararının;İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince, CMK’nın 14. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince ilgili Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Yargıtay`ın suçun işlendiği yere daha yakın Cumhuriyet Başsavcılığına yetki verebileceği veya şüphelinin Türkiye’de yakalanmaması, yerleşmiş olmaması ve adresinin bulunmaması nedeniyle yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının, Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Başsavcısının başvurusu üzerine Yargıtay tarafından belirleneceği gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş ise deOlayla ilgili olarak çözümlenmesi gereken meselenin yetkili Cumhuriyet başsavcılığın belirlenmesi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamakta ise de, bundan evvel çözümlenmesi gereken hususun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 14. maddesinin somut olayda uygulama alanı olup olmadığının tespiti bakımından öncelikle soruşturma aşamasında yetkili savcılığın belirlenmesi yönteminin ne olduğu, diğer bir ifadeyle yetkili savcılığın 5271 sayılı Kanunun 12 ve 13. maddeleri hükümleri dikkate alınarak aynı Kanunun 161/7. maddesi gereğince Ağır Ceza Mahkemesince mi, yoksa anılan Kanunun 14/3. maddesi uyarınca Adalet Bakanının istemi üzerine Yargıtay ilgili ceza dairesince mi belirleneceği noktasında toplandığı, Bu tespitten önce de somut olayda suçun işlendiği yerin tespitinin Türk Kanunları çerçevesinde ele alınması ve daha sonra yabancı kişinin, yabancıya karşı, yabancı bir ülkede işlemiş olduğu suç hakkında nasıl bir yöntem izleneceğinin belirlenmesi gerektiği, zira CMK’nın 14/1. maddesinde yer alan, “Yabancı ülkede işlenen ve kanun hükümleri uyarınca Türkiye`de soruşturulması ve kovuşturulması gereken suçlarda yetki, 13 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarına göre belirlenir.” şeklindeki düzenleme uyarınca, öncelikle kanun hükümleri uyarınca Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken bir suç olup olmadığının belirlenmesi gerektiği,Olayımızda kendi ülkesinde ateşli silahla yaralanan Suriye uyruklu maktulün, dosya içeriğine göre nasıl olduğu anlaşılamasa da Reyhanlı ilçesi sınırlarından 30/05/2013 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı, aynı gün 112 acil servis ambulansı ile Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde tedavisine başlandığı, ancak yoğun bakım ünitesinde yer olmaması sebebiyle ambulansla Adana ilinde bulunan özel bir hastaneye sevk edildiği, fakat sevk edildiği hastanede aynı gün öldüğü, yapılan otopsi sonucunda maruz kaldığı ateşli silah yaralanması sonrası gelişen kafa travması, beyin kanaması, büyük damar yaralanması ve bunlara bağlı komplikasyonlar sonucu ölümün meydana geldiğinin tespit edildiği, bilahare maktulün Türkiye’ye Reyhanlı ilçesinden giriş yaptığı gerekçesiyle evrakın bu yer ilçe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği,Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığınca bu kez, maktulün yaralı olarak Türkiye’ye giriş yapmasını müteakip, tedavi gördüğü Adana ilinde ölmesi sebebiyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 8. maddesi uyarınca neticenin gerçekleştiği yerin suçun işlendiği yer olduğu kabulüyle, suç yeri bakımından yetkisizlik kararı ile dosyanın Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,Olumsuz yetki uyuşmazlığının çözümü için dosyanın İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi sonrasında ise, anılan Mahkemece, tartışma yaratan konunun olaya Türk Kanunlarının uygulanıp uygulanmayacağı hususu olmayıp, bu konuda zaten Türk Kanunlarının uygulanması gerektiğinin kesin olarak kabul edildiği, sorunun Türk Kanunlarını hangi mercilerin uygulayacağı olduğu ve CMK’nın 14. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Başsavcısının başvurusu üzerine Yargıtay tarafından belirleneceği gerekçesiyle dosyanın Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,Dosya içeriğine göre, maktulün Suriye topraklarında ateşli silahla yaralandığı hususunda bir tereddüt bulunmadığı, icraî hareketlerin bu ülke sınırları içerisinde tamamlandığı, ölüm olayının Türkiye’de gerçekleşmiş olmasının suçun Türkiye’de işlenmiş olduğu anlamına gelmeyeceği, önemli olan aradaki nedensellik bağının kopmamış olması veya failin yaptığı hareketin dışında kalan etkenlerin ölümün oluşmasında etkili olmaması olduğu, dosyaya bu yönde yansıyan bir bilgi ve belge bulunmadığı nazara alındığında suç yerinin Türkiye olmadığı, eylemin icraî hareketlerin tamamlandığı Suriye topraklarında gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekeceği, kaldı ki eylemin Türkiye’de gerçekleştiğinin kabul edilmesi halinde dahi, aşağıda açıklanacağı üzere CMK`nın 14. maddesinin olayda uygulama yerinin yine bulunmadığı,Bu tespitten sonra, yabancı kişinin, yabancıya karşı, yabancı bir ülkede işlemiş olduğu suçtan dolayı Türkiye’de soruşturma ve kovuşturma yapılıp yapılamayacağı hususunun irdelenmesi gerektiği,5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “yer bakımından uygulama” başlıklı 8. maddesinde yer alan, “Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fa) Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında, b) Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla, c) Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla, d) Türkiye’nin kıt’a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı, İşlendiğinde Türkiye`de işlenmiş sayılır.”Aynı Kanunun “yabancı tarafından işlenen suç” başlıklı 12. maddesinde yer alan, “(1) Bir yabancı, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede Türkiye’nin zararına işlediği ve kendisi Türkiye`de bulunduğu takdirde, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.Yargılama yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır. (2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen suçun bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye’de bulunması hâlinde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.(3) Mağdur yabancı ise, aşağıdaki koşulların varlığı hâlinde fail, Adalet Bakanının istemi ile yargılanır: a) Suçun, Türk Kanunlarına göre aşağı sınırı üç yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi, b) Suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteminin suçun işlendiği ülkenin veya failin uyruğunda bulunduğu devletin hükümeti tarafından kabul edilmemiş olması, (4) Birinci fıkra kapsamına giren suçtan dolayı yabancı mahkemece mahkûm edilen veya herhangi bir nedenle davası veya cezası düşen veya beraat eden yahut suçu kovuşturulabilir olmaktan çıkan yabancı hakkında Adalet Bakanının istemi üzerine Türkiye’de yeniden yargılama yapılır.” Anılan Kanunun “diğer suçlar” başlıklı 13. maddesinde yer alan, “(1) Aşağıdaki suçların, vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi hâlinde, Türk kanunları uygulanır; a) İkinci Kitap, Birinci Kısım altında yer alan suçlar, b) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Bölümlerde yer alan suçlar, c) İşkence (madde 94, 95), d) Çevrenin kasten kirletilmesi (madde 181), e) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190), f) Parada sahtecilik (madde 197), para ve kıymetli damgaları imale yarayan araçların üretimi ve ticareti (madde 200), mühürde sahtecilik (madde 202), g) Fuhuş (madde 227), h) (Mülga bent: 26/06/2009-5918 S.K./l.mad), i)Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması (madde 223, fıkra 2, 3) ya da bu araçlara karşı işlenen zarar verme (madde 152) suçları, (2) (Ek fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./3.mad) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerde yer alanlar hariç; birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı Türkiye’de yargılama yapılması, Adalet Bakanının talebine bağlıdır. (3) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yazılı suçlar dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olsa bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiye’de yargılama yapılır.” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “yetkili mahkeme” başlıklı 12. maddesinde yer alan, (1) Suçun işlendiği yer belli değilse, şüpheli veya sanığın yakalandığı yer, yakalanmamışsa yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. (2) Şüpheli veya sanığın Türkiye’de yerleşim yeri yoksa Türkiye’de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. (3) Mahkemenin bu suretle de belirlenmesi olanağı yoksa, ilk usul işleminin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir.” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “yabancı ülkede işlenen suçlarda yetki” başlıklı 14. maddesinde yer alan, “(1) Yabancı ülkede işlenen ve kanun hükümleri uyarınca Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken suçlarda yetki, 13 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarına göre belirlenir. (2) Bununla birlikte Cumhuriyet savcısının, şüphelinin veya sanığın istemi üzerine Yargıtay, suçun işlendiği yere daha yakın olan yer mahkemesine yetki verebilir. (3) Bu gibi suçlarda şüpheli veya sanık Türkiye`de yakalanmamış, yerleşmemiş veya adresi yoksa; yetkili mahkeme, Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusu üzerine Yargıtay tarafından belirlenir. (4) Yabancı ülkelerde bulunup da diplomatik bağışıklıktan yararlanan Türk kamu görevlilerinin işledikleri suçlardan dolayı yetkili mahkeme Ankara mahkemesidir.” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri” başlıklı 161/7. maddesinde yer alan, “Yetkisizlik kararı ile gelen bir soruşturmada Cumhuriyet savcısı, kendisinin de yetkisiz olduğu kanaatine varırsa yetkisizlik kararı verir ve yetkili savcılığın belirlenmesi için soruşturma dosyasını, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine gönderir. Mahkemece bu konuda verilen karar kesindir.” Biçimindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 8. maddesine göre, Türk Kanunlarının uygulanabilmesi için ana kuralın suçun Türkiye’de işlenmiş olması veya işlenmiş sayılmasının gerektiği (mülkilik-ülkesellik sistemi),TCK. 12. maddesinin uygulanabilmesi için; a) Suçun yurt dışında, yani Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik sahası dışında işlenmiş olması, b) Suçun Yabancı bir kimse tarafından işlenmiş olması, c) Suçun Türk Kanunlarına göre aşağı sınırının en az bir yıl hapis cezasını gerektirmesi, d) Suçun Türkiye’nin zararına suç işlenmesi gerekir. Ancak, bu suçun TCK’nın 13. maddesinde sayılan suçlardan olmaması gerekir. e) Failin Türkiye`de bulunması,Gerektiği, İkinci fıkrada ise, suçun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına veya özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi halinde, ilk fıkradan farklı olarak bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikayeti üzerine failin Türk kanunlarına göre cezalandırılacağı, Üçüncü fıkrasına göre, eğer Mağdur yabancı ise, bu kez suçun alt sınırının üç yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi ve suçun işlendiği Devlet ile Türkiye arasında suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteğinin kabul edilmemesi şartının gerçekleşmesi gerekeceği,TCK’nın 13. maddesinin uygulanabilmesi için; Maddede tahdidi olarak sayılan suçların yabancı ülkede işlenmesi durumunda failin Türk vatandaşı veya yabancı olmasına bakılmaksızın Türkiye`de Türk Kanunlarına göre yargılama yapılabileceğinin hüküm altına alındığı, Buna göre, ister Türk vatandaşı, ister yabancı olsun evrensellik ilkesi gereği yabancı bir ülkede insanlığa, çevreye veya toplumun güvenliğine yönelik işlenmiş bu katalog suçlar hakkında Türk Kanunlarının uygulanacağının hüküm altına alındığı, maddede belirtilen suçların tahdidi olduğu ve yorum yolu ile başka suçların eklenmesinin mümkün bulunmadığı,CMK`nın14. maddesinin uygulanma koşulu bakımından ise,Kanun hükümleri uyarınca Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken bir suç olup olmadığının tespit edilmesinin önem arz ettiği, Aksi durumda yabancı bir ülkede işlenen ve Türk Kanunlarının uygulanma imkanı bulunmayan bir olay hakkında yapılması gereken işlemin, işlenen suçun cezasız kalmamasını temin etmek bakımından, evrakın Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığıyla ilgili ülkesine gönderilerek suçun ihbar edilmesinde ibaret olacağı, bu aşamada bu işlemlerin hangi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yerine getirileceğine ilişkin sorunun ise, 5271 saydı Ceza Muhakemesi Kanununun 12 ve 13. maddeleri hükümleri nazara alınarak, 161/7. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesince çözümlenmesi gerekeceği, zira 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 14. maddesi gereğince yetkili mahkemenin Yargıtay tarafından belirlenebilmesi için kovuşturma aşamasına gelmiş bir işlem bulunması ve bu maddenin uygulanabilmesi için gereken ön koşul olan kanun hükümleri uyarınca Türkiye`de soruşturulması ve kovuşturulması gereken bir suçun bulunması gerektiği,Somut olayda dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın şüphelinin Türkiye’de bulunmaması olduğu, şayet şüphelinin Türkiye’de bulunması halinde TCK`nın 12/3. maddesinin devreye gireceği, ancak bu durumda soruşturma yapılabilmesi için anılan maddenin (b) bendi gereğince “Suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteminin suçun işlendiği ülkenin veya failin uyruğunda bulunduğu devletin hükümeti tarafından kabul edilmemiş olması” şartının gerçekleşmesi gerektiği,Yine suçun Türkiye’de işlendiğinin kabulü halinde dahi, yabancı bir kişinin, yabancı bir kişiye karşı Türkiye’de işlemiş olduğu bir suçtan bahsedileceği ve bu durumda da CMK`nın 14. maddesine göre değil, 12 ve 13. maddeleri uyarınca yetki sorununun aynı Kanunun 161/7. maddesi gereğince ağır ceza mahkemesince çözümlenmesi gerekeceği,Sonuç itibarıyla tüm bu anlatımlar karşısında, somut olayda yabancı bir kişinin, yabancı bir kişiye karşı, yabancı bir ülkede işlemiş olduğu, TCK 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında kalan kasten adam öldürme suçundan dolayı Türk mahkemelerinin görev ve yetkisi bulunmadığından, olayla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, evrakın Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığıyla ilgili ülkesine gönderilerek suçun ihbar edilmesini temin bakımından, gerekli adli işlemlerin yapılabilmesi için yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 12 ve 13. maddeleri nazara alınmak suretiyle aynı Kanunun 161/7. maddesi uyarınca İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 04/02/2014 gün ve 94660652-105-31-0500-2014-2754/8329 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ve Yüksek Birinci Ceza Dairesinin görevsizlik kararı ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü:Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden talebin kabulü ile İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15/07/2013 gün ve 2013/571 Değişik İş sayılı kararın CMK`nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 08/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…” denilerek bu tür suçlarda TCK m. 13/2 uyarınca Adalet Bakanı’nın talebi ile Türkiye’de yargılama yapılabileceğini teyit etmiş; bu mutlak yetkinin dahi diplomatik dengeyi gözeten bir izin mekanizmasına tabi olduğunu göstermiştir.

 

TCK m. 16 ve Cezadan Mahsubun Hakkaniyeti Hakkında Emsal Karar: Yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşı nerede yargılanır sorusunun cevabı Türkiye olduğunda, çifte cezalandırmayı önleyen temel güvence TCK m. 16’dır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 17.04.2014 T. 2014/47 E. 2014/4747 K. Sayılı kararı ile ; “…Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;Hükmolunan cezadan TCK’nın 16. maddesi uyarınca yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen sürelerin mahsup edilmesi gerektiği gözetilmeden TCK’nın 16 ve 63. maddeleri gereğince Yunanistan mahkemeleri tarafından verilen cezanın tamamının mahsubuna karar verilmesi, Sonuç: Kanuna aykırı olup hükmün bu nedenle BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın CMUK’nın 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, mahsuba dair bölüm hükümden çıkarılarak, yerine ifadesinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün düzeltilerek ONANMASINA, 17.04.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi….” nenilmiş olup yabancı ülkede geçen hürriyeti kısıtlayıcı sürelerin, aynı suçtan dolayı Türkiye’de verilecek cezadan zorunlu olarak ve kesinlikle düşülmesi gerektiğini hükme bağlayarak, Ceza Mahsubu ilkesinin infazdaki mutlakiyetini kanıtlamıştır.

 

Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 18.04.2018 tarihli E. 2014/3756, K.2018/3603 sayılı kararında; “…Sanığa yurtdışında isnat olunan suçun “az olmayan miktarda uyuşturucu madde ticareti yapılmasına yardımcı olma” olduğu; bu suç sebebiyle sanığın Almanya Bremen Eyalet Mahkemesi’nin 27/09/2006 tarihli ve 27KLs 510 Js 900037/06 numaralı kararı ile 2 yıl ve 3 ay hapis cezasına mahkûm edildiği ve kararın kesinleştiği; sanığın “uyuşturucu madde ihraç etme” suçuna iştirak ettiği hususunda kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığı, sabit olan fiilinin “yurt dışında uyuşturucu madde ticareti yapma” suçunu oluşturduğu, 5237 Sayılı TCK’nın 13. maddesine göre, yurt dışında işlenen uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan dolayı Türkiye’de yargılama yapılabilmesi için yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması gerektiği, hüküm verilmiş ise aynı suçtan Türkiye’de yeniden kovuşturma yapılamayacağı, böylece yabancı ülkede hüküm verilmesi halinde de aynı fiilden dolayı birden fazla hüküm verilemeyeceğine dair “non bis in idem” kuralının kabul edildiği gözetilmeden; TCK’nın 13. maddesiyle CMK’nın 223. maddesinin 7. fıkrası uyarınca sanık hakkındaki davanın reddine karar verilmesi yerine mahkûmiyetine hükmolunmasını” bozma gerekçesi saymıştır.

 

Yargıtay 18.Ceza Dairesi 30.03.2015 tarihli E. 2015/134, K.2015/48 sayılı kararında ise ; “..Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;TCK’nın 8 inci maddesinde belirtildiği üzere, Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunlarının uygulanacağı, fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suçun Türkiye’de işlenmiş sayılacağı, aynı Kanunun 9 uncu maddesine göre Türkiye’de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimsenin Türkiye’de yeniden yargılanacağı, TCK’nın 79/1-b maddesinde ise doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlayan kişinin cezalandırılacağı düzenlenmiştir.Yukarıdaki kanun maddeleriyle somut olay birlikte değerlendirildiğinde; sanığın 07.10.2008 tarihinde 20 yabancı uyruklu şahsı tekneye bindirerek deniz yoluyla Kuşadası sahilinden Yunanistan’a yasal olmayan yolla geçirmek amacıyla seyir halinde Yunanistan sahil güvenlik polisleri tarafından yakalandığı Yunanistan’da yargılandığı mahkemece kabul edilerek göçmen kaçakçılığı suçundan cezalandırıldığı, sanığın eyleminin sabit olması halinde göçmenlerin Türkiye’den çıktıkları anda suçun oluşacağı ve suçun Türkiye’de işlenmiş sayılacağı, sanığın Yunanistan’da yargılanmasının anılan suç nedeniyle Türkiye’de yeniden yargılanmasına engel teşkil etmediği, Yunanistan’da yargılandığı dava dosyasının onaylı örneği getirtilip dosyada mevcut tüm delillerle birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumun takdir ve tayini gerektiği, mahkumiyeti halinde TCK’nın 16 ncı maddesi uyarınca yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen sürenin, aynı suçtan dolayı Türkiye’de verilecek cezadan mahsup edileceği gözetilmeden, yazılı gerekçeyle ve sanık hakkında önceden dava açılıp hüküm verildiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi, Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleriyle tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden hükmün bozulmasına…”  diyerek göçmen kaçakçılığı suçunun Türkiye’den çıkış anında tamamlandığını kabul ederek, sanığın aynı fiilden dolayı Yunanistan’da yargılanmış olmasının TCK m. 9 uyarınca Türkiye’de yeniden yargılanmasına engel teşkil etmediğine ve mahkûmiyet halinde TCK m. 16 gereği yabancı ülkede geçirilen sürenin cezadan mahsup edileceğine hükmederek, davanın reddi kararını bozmuştur.

 

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 16.04.2015 T. 2014/35158 E. 2015/27194 K. Sayılı kararı ; “…5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Yabancı tarafından işlenen suç başlıklı” 12. maddesinde; (1) Bir yabancı, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede Türkiye’nin zararına işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, Türk kanunlarına göre cezalandırılır. Yargılama yapılması … Bakanının istemine bağlıdır.(2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen suçun bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye’de bulunması halinde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikayeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.” hükümlerine yer verilmiştir.Buna göre yurtdışında Türk vatandaşının aleyhine 13. maddede yazılı suçlar dışında suç işleyen yabancı uyruklu şüpheli hakkında kovuşturma yapılabilmesi için aşağıdaki şartların gerçekleşmesi gerekir:a) Suçun, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik sahası dışında işlenmiş olması,b) Türk vatandaşı olmayan bir kimse, yani yabancı tarafından işlenmiş olması,c) Yurt dışında işlenen suçun, “Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suç” olması,d) Yabancı ülkede işlenen suçun “bir Tiirk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına” işlenmesi,e) Failin Türkiye’de bulunması,f) İşlenen suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması” gerekir.Bütün bu şartların gerçekleşmesi halinde, suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine Türkiye’de yargılama yapılabilecektir.İnceleme konusu somut olayda; müştekinin alacağını tahsil amacıyla Kiev/Ukrayna’da bulunduğu sırada şüpheli tarafından suç örgütlerinin adı kullanılmak suretiyle ve birlikte tehdit edildiği iddiasıyla şikayetçi olması üzerine, şüpheli …’un değişik tarihlerde yurda giriş ve çıkış yaptığı, son olarak 03.07.2013 tarihinde.. havalimanını kullanarak yurtdışına çıktığının belirlenmesi üzerine, savunması alınamadığı için hakkında yakalama kararı çıkarıldıktan sonra kamu davası açıldığı görülmektedir.Ancak TCK’nın 12/2. maddesinde açıkça düzenlendiği üzere, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede, Türk vatandaşı aleyhine işleyen yabancı uyruklu şahsın yargılanabilmesi için, failin Türkiye’de bulunması ve bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması gerekmektedir. Bu hususlar kovuşturma şartı olduğundan bu şart gerçekleşmeden kamu davası açılmamalıdır.Öte yandan, yabancı ülkede işlenen suçlarda yetkiyi düzenleyen CMK’nın 14/1, göndermesiyle 13/1-2 maddesine göre yetkili mahkemenin sanığın yakalandığı yer, yakalanmamışsa yerleşim yeri, bu şekilde yerleşim yeri yoksa en son adresinin bulunduğu yer olduğu belirtilmiş, yetkinin belirlenememesi halinde ise, CMK’nın 14/3. maddesi uyarınca yetkili mahkemenin Yargıtay tarafından belirleneceği düzenlenmiştir.Somut olayda iddianamede şüphelinin adresinin …/… olarak gösterildiği, Türkiye’de adresinin olup olmadığının araştırılmadığı görülmektedir.Sonuç olarak, yurtdışında suç işleyen şüphelinin dava açıldığı dönem itibariyle Türkiye’de olmadığı, hakkında bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilip verilmediğinin araştırılmadığı ve yetki konusunda CMK’nın 14. maddesinin değerlendirilmediği belirlendiğinden, iddianamenin kovuşturma şartının oluşmadığı gerekçesiyle iadesi kararının hukuka uygun olması karşısında, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.IV- Sonuç ve Karar:Yukarıda açıklanan nedenlerle;Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 16.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi….”

Sonuç ve Özet

Türk Ceza Kanunu, yabancıların Türkiye’de suç işlemesi ve Yabancı Ülkede Suç İşleyen Yabancının Türkiye’de Yargılanması konularında ülkesellik, koruma ve evrensellik ilkelerini ustalıkla birleştiren dengeli bir yargı yetkisi sistemi kurmuştur.

Bu sistemin etkinliği, Adalet Bakanlığı’nın kovuşturma talebi gibi siyasi mekanizmalarla desteklenmekte ve ceza mahsubu gibi hukuki güvencelerle adil infaz sağlanmaktadır. Yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşının iadesi konusundaki anayasal yasak ve bu kişilerin Türkiye’de yargılanması, ulusal egemenliğin korunması açısından sistemin temel direkleridir. Her somut vaka, ulusal mevzuatın uluslararası sözleşmeler ve diplomatik ilişkiler ışığında titizlikle yorumlanmasını gerektirir.

 

YABANCILARIN İŞLEDİĞİ SUÇLARDA TÜRK YARGI YETKİSİNİN KAPSAMLI TABLO ÖZETİ

YARGILAMA DURUMU

HUKUKİ İLKE (TCK MADDESİ)

UYGULAMA KOŞULLARI / MEKANİZMA

KRİTİK ANAHTAR KELİMELER & SONUÇ

1. KURAL: SUÇ TÜRKİYE’DE İŞLENMİŞSE

Ülkesellik İlkesi (TCK m. 8)

• MUTLAK YETKİ: Failin uyruğuna bakılmaz. ,

• Kapsam: Fiilin Türkiye’de yapılması VEYA neticenin Türkiye’de doğması yeterlidir.

• İstisna: Diplomatik/Konsolosluk dokunulmazlığı.

Yabancıların Türkiye’de suç işlemesi ve Türkiye’de suç işleyen yabancının yargılanması konularında yetki KESİN Türk Mahkemelerinindir.

2. İSTİSNA: TÜRKİYE ALEYHİNE YURTDIŞI SUÇ

Koruma/Şahsilik İlkesi (TCK m. 12)

• Ağırlık Şartı: Suç, en az 1 YIL HAPİS cezasını gerektirmelidir.

• Failin Konumu: Fail suçtan sonra Türkiye’de bulunmalıdır.

• Yargı İzni: Adalet Bakanı’nın Talep Kararı zorunludur.

Türkiye’nin menfaatleri korunur. Yabancı Ülkede Suç İşleyen Yabancının Türkiye’de Yargılanması bu şartlara bağlıdır.

3. İSTİSNA: EVRENSEL/AĞIR SUÇLAR

Evrensellik İlkesi (TCK m. 13)

• Kapsam: Soykırım, İşkence, Uyuşturucu Ticareti, Devlet Güvenliğine Karşı Suçlar.

• Mutlaklık: Failin veya yerin uyruğu önemli değildir.

• Yargı İzni: Yabancı mahkeme kararı olsa bile Adalet Bakanı’nın Talebi ile kovuşturma yapılabilir.

İnsanlığın ortak değerleri korunur. Türkiye’nin yargı yetkisi bu suçlarda mutlaktır.

4. VATANDAŞ İADESİ VE YARGILANMASI

Anayasal Yasak & Şahsilik (TCK m. 18)

• Kural: Yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşının iadesi YASAKTIR.

• Yargılama: İade yerine Türk vatandaşının yurt dışında suç işlemesi nedeniyle yargılama Türkiye’de yapılır.

• Yetkili Merci: Adalet Bakanlığı süreci yönetir ve talep kararını verir.

Yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşı nerede yargılanır? Soruya cevap: Türkiye’de (Adalet Bakanlığı izniyle).

5. CEZA MAHSUBU VE GEÇERLİLİK

Hakkaniyet İlkesi (TCK m. 16)

• Mahsup Zorunluluğu: Yabancı ülkede gözaltı/tutukluluk/hükümlülükte geçen süre, Türkiye’deki cezadan ZORUNLU OLARAK DÜŞÜLÜR.

• Ne Bis In Idem: Yabancı mahkeme kararı doğrudan infaz edilmez, ancak mahsup ile çifte cezalandırma önlenir.

Adalet ve uluslararası hukuka uyum sağlanır. Yurt dışında İşlenen Suçlarda Ceza Mahsubu yasal güvencedir.

6. YETKİLİ MAHKEMENİN TESPİTİ

Usul Hükümleri (CMK m. 12)

• Sıra: Suçun işlendiği yer belli olmadığı için yetki, failin Türkiye ile bağlantısına göre belirlenir: 1. Yakalanma Yeri, 2. Yerleşim Yeri, 3. Son Adres.

• Uygulama: Bu sistem hem yabancılar hem de yurt dışında suç işleyen Türk vatandaşı nerede yargılanır sorusuna cevap arayanlar için geçerlidir.

Hukuki öngörülebilirlik ve yargı birliği sağlanır.

Our Score
Click to rate this post!
[Total: 12 Average: 5]

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

📞 Hemen Ara