Tehdit Suçu ve Cezası (2026)

Günlük yaşamda çoğu zaman öfke, tartışma ya da anlık tepkilerle söylenen bir söz, gönderilen bir mesaj veya yapılan bir ima, farkında olunmadan ciddi bir ceza soruşturmasının ve hatta hapis istemiyle açılan bir davanın konusu hâline gelebilmektedir. 2025 yılı itibarıyla tehdit fiillerine ilişkin cezai yaptırımlar, uzlaşma imkânları ve nitelikli hâller bakımından uygulama daha hassas biçimde değerlendirilmekte; Yargıtay içtihatları, hangi ifadelerin cezalandırılabilir bir tehdit oluşturduğunu ve hangi durumların suç sayılmayacağını daha net çizgilerle ortaya koymaktadır. Bu çerçevede tehdidin sözle, yazılı mesajla veya dolaylı davranışlarla işlenip işlenmediği, mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratıp yaratmadığı ve fiilin basit mi yoksa nitelikli mi olduğu, cezanın türü ve ağırlığı bakımından belirleyici olmaktadır. Tehdit suçuna ilişkin güncel hukuki çerçevenin bilinmesi, hem mağdurların haklarını koruyabilmesi hem de kişilerin farkında olmadan ceza sorumluluğu altına girmemesi açısından büyük önem taşımaktadır. Günlük yaşamda çoğu zaman öfke, tartışma ya da anlık tepkilerle söylenen bir söz, gönderilen bir mesaj veya yapılan bir ima, farkında olunmadan ciddi bir ceza soruşturmasının ve hatta hapis istemiyle açılan bir davanın konusu hâline gelebilmektedir. 2025 yılı itibarıyla tehdit fiillerine ilişkin cezai yaptırımlar, uzlaşma imkânları ve nitelikli hâller bakımından uygulama daha hassas biçimde değerlendirilmekte; Yargıtay içtihatları, hangi ifadelerin cezalandırılabilir bir tehdit oluşturduğunu ve hangi durumların suç sayılmayacağını daha net çizgilerle ortaya koymaktadır. Bu çerçevede tehdidin sözle, yazılı mesajla veya dolaylı davranışlarla işlenip işlenmediği, mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratıp yaratmadığı ve fiilin basit mi yoksa nitelikli mi olduğu, cezanın türü ve ağırlığı bakımından belirleyici olmaktadır. Tehdit suçuna ilişkin güncel hukuki çerçevenin bilinmesi, hem mağdurların haklarını koruyabilmesi hem de kişilerin farkında olmadan ceza sorumluluğu altına girmemesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Tehdit Suçu Nedir?
Tehdit suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. Maddesinde; “…Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle:12/5/2022-7406/6 md.) Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur…..” şeklinde düzenlenen ve bireyin KİŞİSEL GÜVENLİK, HUZUR VE İRADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ korumayı amaçlayan bir suç tipidir. Bu suç, failin mağdura veya mağdurun yakınına yönelik olarak, hukuken korunan bir değere ciddi ve haksız bir saldırıda bulunacağını bildirmesi suretiyle oluşur. Tehditte bulunan kişi, mağdur üzerinde GELECEĞE YÖNELİK BİR KORKU VE ENDİŞE HALİ YARATMAYI hedefler; suçun esasını da bu psikolojik baskı oluşturur.
Tehdit suçunun konusunu; mağdurun yaşam hakkı, vücut bütünlüğü, cinsel dokunulmazlığı veya malvarlığı gibi temel hukuki değerler oluşturur. Bu kapsamda, “seni öldüreceğim”, “sana zarar vereceğim” ya da “ailene kötülük yaparım” şeklindeki ifadeler, kişinin en temel güvenlik duygusunu hedef aldığı için tehdit suçu kapsamında değerlendirilir. Aynı şekilde, mağdurun malvarlığına yönelik olarak “arabanı yakarım”, “iş yerini dağıtırım” gibi beyanlar da tehdit suçu oluşturabilir; ancak bu tür tehditler ŞİKÂYETE BAĞLI olarak soruşturulur.
Tehdit suçunun ayırt edici yönü, fiilin doğrudan bir zararla sonuçlanması değil; zararın gerçekleşeceğine dair ciddi ve inandırıcı bir bildirim içermesidir. Bu nedenle tehdit, henüz gerçekleşmemiş bir kötülüğe ilişkin olsa dahi, mağdurda korku yaratmaya elverişli olduğu ölçüde cezalandırılır. Yargıtay uygulamasında da vurgulandığı üzere, tehdidin objektif olarak ciddiye alınabilir, mağdur açısından ise gerçekleşme ihtimali bulunan bir tehlike izlenimi yaratması gerekir. Soyut, belirsiz, imkânsız ya da tamamen hayal ürünü beyanlar tehdit suçu kapsamında kabul edilmez.
Tehdit fiili; sözlü olarak yüz yüze, telefonla, mesaj veya sosyal medya aracılığıyla yapılabileceği gibi; yazılı metin, işaret, sembol ya da davranış yoluyla da gerçekleştirilebilir. Örneğin mağdurun kapısına bırakılan imzasız bir not, tehdit içeriyorsa suçun oluşması için yeterlidir. Burada önemli olan, tehdidin mağdura ulaşması ve mağdurun bu bildirimi algılamış olmasıdır. Tehdit suçu, KASTEN İŞLENEN BİR SUÇTUR. Fail, mağdurda korku yaratmak bilinci ve iradesiyle hareket etmelidir. Tehdit içeren sözlerin şaka, latife veya öfke anında söylenmiş olması, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında, sırf “şaka yaptım” savunmasının tek başına tehdit kastını ortadan kaldırmayacağı, söz ve davranışların dış dünyadaki etkisinin esas alınması gerektiği kabul edilmektedir.
Sonuç olarak tehdit suçu; bireyin yalnızca fiziksel bütünlüğünü değil, ruhsal huzurunu ve güven içinde yaşama hakkını koruyan bir suç tipidir. Bu nedenle kanun koyucu, tehdidi gerçekleşmemiş olsa bile, kişiyi korku ve baskı altına alan bu fiilleri cezalandırarak toplumsal barışı ve kişisel güvenliği güvence altına almayı amaçlamıştır.
Tehdit Suçu Nitelikli Halleri
Tehdit suçunun nitelikli halleri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinin ikinci fıkrasında ; “…(2) Tehdidin; a) Silahla,b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur….” denilmek suretiyle açıkça düzenlenmiştir. Kanun koyucu, bazı tehdit türlerinin mağdur üzerinde yarattığı korku ve baskının daha ağır sonuçlar doğurduğunu kabul ederek, bu hallerde daha yüksek hapis cezası öngörmüştür. 2025 yılı itibarıyla nitelikli tehdit suçu için öngörülen ceza 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasıdır.
Nitelikli hallerin ortak özelliği, tehdidin etki gücünü artıran araçlar veya yöntemlerle gerçekleştirilmesidir. Bu durum, mağdurun kendisini savunma imkanını azaltmakta ve psikolojik baskıyı derinleştirmektedir.
Ø Silahla Tehdit
Silahla tehdit, tehdit suçunun en ağır nitelikli hallerinden biridir. Failin, tehdit sırasında silah kullanması veya silahı mağdura yönelik olarak göstermesi yeterlidir; silahın fiilen kullanılması veya ateş edilmesi aranmaz. Ceza hukuku bakımından silah kavramı geniş yorumlanmaktadır. Ateşli silahlar (tabanca, tüfek) yanında; bıçak, sopa, balta, zincir, tornavida gibi saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli her türlü alet silah sayılabilir. Hatta somut olayın özelliklerine göre, kalem veya cam şişe gibi gündelik eşyalar dahi silah kabul edilebilir.
Yargıtay uygulamasında, failin belindeki silahı göstermesi, masaya koyması veya “bak ne var” diyerek ima etmesi dahi silahla tehdit kapsamında değerlendirilmektedir. Burada esas olan, mağdurda silah kullanılacağı yönünde ciddi bir korku oluşturulmasıdır.
Ø Kimliği Gizleyerek veya İmzasız Tehdit
Failin kimliğini gizleyerek tehditte bulunması, mağdur üzerindeki belirsizlik ve korku düzeyini artırdığı için nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda;
- Maske, kask veya kılık değiştirerek yapılan tehditler,
- İmzasız mektup bırakılması,
- Failin kimliğini belli etmeyen e-posta veya mesajlar,
- Sahte sosyal medya hesapları üzerinden yapılan tehditler kimliği gizleyerek tehdit olarak değerlendirilir.
Yine Yargıtay’a göre, tehdit içeren mesajın kimin tarafından gönderildiğinin tespit edilememesi veya mağdurun failden emin olmaması yeterlidir. Failin sonradan kimliğinin ortaya çıkması, suçun nitelikli halini ortadan kaldırmaz. Bu tür tehditler, mağdurun sürekli bir endişe içinde yaşamasına yol açtığı için ağır şekilde cezalandırılır.
Ø Birden Fazla Kişiyle Birlikte Tehdit
Tehdit suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, mağdur üzerinde baskıyı artıran bir diğer nitelikli haldir. Burada faillerin aynı anda tehditte bulunması şart değildir; ortak bir irade ile hareket etmeleri yeterlidir.
Örneğin;
- Birden fazla kişinin birlikte mağdurun yanına gelerek tehdit etmesi,
- Bir kişinin tehdidi gerçekleştirirken diğerlerinin destekleyici tutum sergilemesi,
- Bir grubun organize şekilde tehdit içeren mesajlar göndermesi durumlarında tüm failler nitelikli tehditten sorumlu tutulur.
Bu halde müşterek faillik hükümleri uygulanır. Tehdidi fiilen dile getirmeyen ancak olay yerinde bulunarak mağdura güç gösterisi yapan kişiler de suçtan sorumludur. Amaç, mağdurun kendisini sayısal üstünlük karşısında savunmasız hissetmesidir.
Ø Suç Örgütünün Korkutucu Gücünden Yararlanarak Tehdit
Failin, mevcut veya var olduğu izlenimi verilen bir suç örgütünün gücünü kullanarak tehditte bulunması da nitelikli haldir. Bu durumda failin gerçekten örgüt üyesi olması şart değildir; önemli olan, mağdurun bu yönde bir algıya kapılmasıdır.
Örneğin;
- “Biz şu örgüt mensubuyuz” şeklindeki beyanlar,
- Örgüt ismi anarak tehdit edilmesi,
- Örgüte ait sembol, işaret veya söylemlerle korkutma örgüt gücünden yararlanarak tehdit olarak kabul edilir.
Yargıtay, bu tür tehditlerde mağdurun, karşısındaki kişinin arkasında örgütsel bir yapı bulunduğuna inanmasının yeterli olduğunu belirtmektedir. Bu durum, tehdidin etki alanını genişlettiği için ağır yaptırıma bağlanmıştır.
Ø Nitelikli Tehditte İçtima ve Ek Suçlar
Nitelikli tehdit hallerinde fail, tehdit amacını gerçekleştirmek için kasten yaralama, mala zarar verme, konut dokunulmazlığını ihlal gibi başka suçlar da işlemiş olabilir. Bu durumda, tehdit suçu ile birlikte işlenen diğer suçlar ayrı ayrı cezalandırılır.
Örneğin, silahla tehdit ettikten sonra mağdurun aracına zarar veren fail, hem nitelikli tehdit hem de mala zarar verme suçundan hüküm alır. Bu husus, cezasızlık algısının önüne geçmek amacıyla ceza hukukunda kabul edilen gerçek içtima ilkesinin bir sonucudur.
Tehdit Suçunun Unsurları
Tehdit suçunun oluşabilmesi için, ceza hukukunun genel ilkeleri doğrultusunda kanunda öngörülen maddi ve manevi unsurların bir arada bulunması gerekir. Bu unsurlar eksik olduğu takdirde tehdit suçu oluşmaz ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gündeme gelir. Tehdit suçunun unsurları, öğretide ve Yargıtay içtihatlarında dört ana başlık altında incelenmektedir.
Ø Fail ve Mağdur
Tehdit suçunun faili herkes olabilir; bu suç bakımından özel bir faillik niteliği aranmaz. Mağdur ise tehdit edilen kişidir. Tehdit, doğrudan mağdurun kendisine yöneltilebileceği gibi, mağdurun yakınlarına (eş, çocuk, anne-baba gibi) yönelik de olabilir. Yakına yöneltilen tehditlerde de esas olan, mağdurun bu tehdit nedeniyle korku ve endişe duymasıdır.
Yargıtay uygulamasında, tehdit edilen yakın ile mağdur arasında duygusal veya sosyal bağın bulunması yeterli görülmekte; tehdit edilen kişinin mutlaka kan hısmı olması şartı aranmamaktadır. Bu yönüyle tehdit suçu, mağdurun çevresel güvenliğini de koruyan geniş kapsamlı bir suç tipidir.
Ø Tehdit Konusu (Korunan Hukuki Değer)
Tehdit suçunda korunmak istenen hukuki değer, bireyin kişisel güvenliği, iç huzuru ve serbest iradesidir. Bu kapsamda tehdit konusu;
- Mağdurun veya yakınının yaşam hakkı,
- Vücut bütünlüğü,
- Cinsel dokunulmazlığı,
- Malvarlığına yönelik ağır zarar,
- Ya da mağdur açısından ciddi nitelikte başka bir kötülük olabilir.
Ancak tehdit edilen kötülüğün HUKUKA AYKIRI VE CİDDİ olması gerekir. Günlük hayatta sıkça kullanılan, hukuken korunmayan veya hafif nitelikteki rahatsız edici sözler tehdit suçu kapsamında değerlendirilmez. Örneğin “seni mahkemeye veririm” şeklindeki bir ifade, hukuka uygun bir hakkın kullanılmasına yönelik olduğu için tehdit suçu oluşturmaz.
Ø Fiil Unsuru (Tehdidin Bildirilmesi)
Tehdit suçu, bir bildirim suçudur. Fail, gelecekte gerçekleştireceği bir kötülüğü mağdura bildirmelidir. Bu bildirim;
- Sözlü (yüz yüze, telefonla),
- Yazılı (mesaj, e-posta, mektup),
- Dijital yollarla (sosyal medya, WhatsApp, SMS),
- Davranış veya işaretle (silah gösterme, tehdit içerikli sembol bırakma)
gerçekleştirilebilir.
Burada önemli olan husus, tehdidin mağdura ulaşmış olmasıdır. Mağdur tarafından öğrenilmeyen, üçüncü kişiler arasında kalan veya muhatabına iletilmeyen ifadeler tehdit suçunu oluşturmaz. Ayrıca tehdidin belirli ve somut olması gerekir. “Başına kötü şeyler gelir” gibi soyut ve muğlak ifadeler, somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir; her durumda tehdit sayılmaz.
Ø Manevi Unsur (Kast)
Tehdit suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Fail, mağdurda korku yaratma bilinciyle hareket etmelidir. Bu kapsamda failin, tehdit ettiği kötülüğü gerçekten gerçekleştirme niyetinde olması şart değildir; önemli olan, mağdurun bu tehdidi gerçekleşebilir ve ciddi olarak algılamasıdır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, failin “şaka yaptım”, “öfkeyle söyledim” veya “gerçekleştirme niyetim yoktu” şeklindeki savunmaları, tek başına kastı ortadan kaldırmaz. Tehdit oluşturan söz ve davranışların objektif olarak korku yaratmaya elverişli olup olmadığı esas alınır.
Ancak failin sözleri, somut olayın özellikleri dikkate alındığında mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratmaya elverişli değilse veya tamamen imkânsız bir eyleme ilişkinse, manevi unsurun oluşmadığı kabul edilebilir.
Tehdit Suçu Cezası 2026
Tehdit suçuna ilişkin cezai yaptırımlar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinde düzenlenmiş olup 2025 yılı itibarıyla yürürlükte olan sistemde, tehdidin basit veya nitelikli olmasına göre farklılaştırılmıştır. Buna göre, tehdit suçunun basit hâllerinde, mağdurun hayatına, bedenine veya cinsel dokunulmazlığına yönelik tehditlerde 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası, malvarlığına yönelik tehditlerde ise 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası veya adli para cezası öngörülmüştür. Tehdidin silahla, kimliği gizleyerek, birden fazla kişiyle birlikte ya da suç örgütünün korkutucu gücünden yararlanılarak işlenmesi gibi nitelikli hâllerinde ise fail hakkında 2 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası uygulanır.
Tehdit suçunun mağdurunun kadın olması hâlinde ise kanun özel bir koruma mekanizması öngörmüştür. Bu durumda, hâkim tarafından belirlenecek hapis cezasının alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Bu düzenleme, tehdidin aile ilişkisi, evlilik bağı veya önceki birliktelik kapsamında olup olmadığına bakılmaksızın uygulanır ve 2025 yılı itibarıyla yürürlüktedir.
Tehdidin mağdurun malvarlığına yönelik olması hâlinde ceza daha hafif belirlenmiştir. Fail, mağdurun malına ağır zarar vereceğini veya başka bir kötülük yapacağını bildirirse, iki aydan altı aya kadar hapis cezası ya da adli para cezası ile cezalandırılır. Ancak bu hâlde soruşturma yapılabilmesi için mağdurun şikâyeti şarttır. Şikâyet süresi, fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay ile sınırlıdır.
Tehdit suçunun silahla, kimliği gizleyerek, birden fazla kişiyle birlikte veya suç örgütünün korkutucu gücünden yararlanılarak işlenmesi hâlinde ise ceza önemli ölçüde artar. Bu nitelikli hallerde fail hakkında iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu tür tehditlerde adli para cezasına çevirme veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması çoğu durumda mümkün değildir. Yargıtay uygulamasında, özellikle silahla veya anonim şekilde yapılan tehditlerin caydırıcı biçimde cezalandırılması gerektiği vurgulanmaktadır.
Son olarak belirtmek gerekir ki, tehdit fiili sırasında veya tehdit amacıyla kasten yaralama, mala zarar verme ya da konut dokunulmazlığını ihlal gibi başka suçlar da işlenmişse, bu suçlar tehdit suçundan bağımsız olarak ayrıca cezalandırılır. Tehdit suçu, diğer suçları içinde eritmez; her bir fiil için ayrı hüküm kurulması gerekir.
Mesajla Tehditin Cezası 2026
Gelişen iletişim teknolojileriyle birlikte tehdit suçu, çoğu zaman yüz yüze değil; SMS, WhatsApp, e-posta ve sosyal medya üzerinden işlenmektedir. Ancak tehdidin mesaj yoluyla yapılması, fiilin hukuki niteliğini değiştirmez. Türk Ceza Kanunu bakımından mesajla yapılan tehdit, sözlü tehdit ile aynı hukuki sonuçları doğurur. Önemli olan, tehdidin mağdura ulaşması ve mağdurda ciddi bir korku yaratmaya elverişli olmasıdır.
Mesajla tehdit suçu bakımından uygulanan cezalar, tehdidin içeriğine göre belirlenir:
· Mağdurun veya yakınının hayatına, bedenine ya da cinsel dokunulmazlığına yönelik mesajlar (örneğin “Seni öldüreceğim”, “Sana zarar vereceğim”) altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu tür tehditler şikâyete tabi değildir ve savcılık tarafından resen soruşturulur.
· Tehdidin malvarlığına yönelik olması hâlinde (örneğin “Arabanı yakarım”, “İş yerini dağıtırım”), fail iki aydan altı aya kadar hapis cezası veya adli para cezası ile karşılaşır. Bu durumda soruşturma yapılabilmesi için mağdurun altı ay içinde şikâyetçi olması gerekir.
· Tehdit içerikli mesajın anonim şekilde, sahte bir hesap üzerinden veya gönderenin kimliğinin anlaşılamayacağı biçimde iletilmesi hâlinde, bu durum imzasız tehdit kapsamında değerlendirilir ve suç nitelikli hâl kazanır. Bu durumda fail hakkında iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezası uygulanır.
· Mesajla tehdidin birden fazla kişi tarafından birlikte gönderilmesi veya tehditte bir suç örgütünün gücünden söz edilmesi hâlinde de nitelikli tehdit hükümleri uygulanır.
Yargıtay uygulamasında, mesajın tek sefer gönderilmiş olması, tehdidin suç sayılmasına engel değildir. Önemli olan, içeriğin mağdur üzerinde gerçek ve ciddi bir korku yaratmaya elverişli olup olmadığıdır. Ayrıca “şaka yaptım” veya “sinirle yazdım” savunmaları, mesajın içeriği açıkça tehdit niteliği taşıyorsa hukuki sonuç doğurmaz.
Sonuç olarak, mesajla tehdit suçu; yüz yüze yapılan tehditten farksız biçimde cezalandırılmakta, hatta anonim veya dijital ortamın sağladığı gizlilik nedeniyle çoğu zaman daha ağır yaptırımlara konu olabilmektedir. Dijital delillerin kayıt altına alınabilir olması nedeniyle, bu tür tehditlerde ispat sorunu da çoğunlukla daha kolaydır.
Tehditten Ceza Alır Mıyım?
Tehdit suçundan ceza alınıp alınmayacağı, her somut olayda tehdidin içeriği, iletilme şekli ve mağdur üzerinde yarattığı etki dikkate alınarak değerlendirilir. Ceza hukukunda esas olan, söylenen sözün veya gönderilen mesajın mağdur açısından gerçek, ciddi ve gerçekleşebilir bir tehlike oluşturup oluşturmadığıdır. Bu nedenle her sert söz veya tartışma, otomatik olarak tehdit suçu sayılmaz; ancak belirli şartlar gerçekleştiğinde cezai sorumluluk doğar.
Öncelikle, tehdit içeren söz veya davranışın mağdura ulaşmış olması gerekir. Mağdurun duymadığı, okumadığı veya kendisine yöneltilmediği ifadeler tehdit suçunu oluşturmaz. Bunun yanında tehdidin, mağdurun hayatına, vücut bütünlüğüne, cinsel dokunulmazlığına ya da malvarlığına yönelik olması ve gelecekte yapılacak bir kötülüğü bildirmesi gerekir. “Seni öldüreceğim”, “sana zarar vereceğim”, “evini yakarım” gibi ifadeler bu kapsamdadır.
Tehditten ceza alınabilmesi için failin mağduru korkutma kastıyla hareket etmesi aranır. Ancak failin gerçekten tehdidi gerçekleştirme niyetinde olup olmadığı belirleyici değildir. Yukarıda da izah edildiği üzere Yargıtay uygulamasına göre, tehdidin objektif olarak korku yaratmaya elverişli olması yeterlidir. Bu nedenle “şaka yaptım”, “sinirle söyledim” veya “gerçekleştirme niyetim yoktu” şeklindeki savunmalar, çoğu durumda cezai sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte bazı hâllerde tehditten ceza verilmez. Örneğin söylenen sözler soyut, belirsiz veya gerçekleşmesi mümkün olmayan bir duruma ilişkinse; mağdur üzerinde ciddi bir korku yaratmamışsa; ya da olayın tamamı değerlendirildiğinde tehdidin inandırıcı olmadığı anlaşılırsa, mahkeme beraat kararı verebilir. Ayrıca malvarlığına yönelik tehditlerde mağdur süresi içinde şikâyetçi olmazsa ceza verilmesi mümkün değildir.
Uygulamada sık karşılaşılan bir diğer durum da tartışma veya kavga sırasında söylenen sözlerdir. Yargıtay, ani öfke anında söylenen ve tehdit niteliği tartışmalı olan ifadelerde, olayın bütününü dikkate alarak değerlendirme yapılması gerektiğini kabul etmektedir. Ancak bu durum, her öfke anında söylenen sözün cezasız kalacağı anlamına gelmez. Tehdit açık, net ve mağdur üzerinde ciddi korku yaratmışsa, ceza sorumluluğu doğar.
Sonuç olarak, tehditten ceza alınıp alınmayacağı; söz veya mesajın içeriği, olayın gerçekleşme koşulları, mağdurun durumu ve failin kastı birlikte değerlendirilerek belirlenir. Gerçek ve ciddi bir tehdit söz konusuysa, failin ceza alması kuvvetle muhtemeldir. Aksi hâlde, tehdit suçunun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilebilir.
Tehdit Şikayete Tabi Mi?
Tehdit suçu genel itibariyle şikayete bağlı olmayıp re’sen soruşturulur ancak malvarlığına yönelik tehdit gibi hallerde şikayete bağlıdır, yani mağdurun şikayeti üzerine kamu davası açılır. Güncel düzenlemeye göre:
- Malvarlığına Yönelik Tehdit: TCK 106’da malvarlığına ağır zarar tehdidi açıkça “mağdurun şikayeti üzerine” işlenir denilmiştir. Bu nedenle malvarlığı tehdidi için mağdurun 6 ay içinde şikayetçi olması gerekir. Şikayet yoksa kovuşturma yapılamaz. Örneğin arabasının yakılacağını söyleyen kişi için mağdur şikayet etmelidir.
- Hayata veya Bedene Yönelik Tehdit: İnsan hayatına, bedenine veya cinsel dokunulmazlığa yönelik tehditler ise şikayete tabi değildir. Bu hallerde savcı, mağdur şikayet etmese de resen davayı sürdürebilir. Çünkü bu tür tehditler kamu düzeni suçu olarak kabul edilir. Failin eylemi kamu gücü tarafından zaten cezalandırılabilir.
Pratikte şunu bilmek önemlidir: Şikayet süresi malvarlığı tehdidi için mağdurun suçu ve faili öğrendiği andan itibaren 6 aydır. Bu süre geçince mağdur şikayet hakkını kaybeder. (Tehdit suçu başlı başına kastın meydana gelmesiyle oluştuğundan, failin cezası 8 yıllık zamanaşımı süresi içinde verilir.) Hayat/beden tehditleri için ayrı bir şikayet süresi yoktur; bu suçlar süreye bağlı olmadan savcılık takibine tabiidir. Sonuçta, tehdit suçu şikayete tabi midir sorusuna, “malvarlığı tehdidi için evet, bedensel tehditler için hayır” demek doğru olur.
Tehdit Suçu Beraat Kararları
Mahkeme, teşebbüsü veya delili yetersiz bularak tehdit suçunda beraate karar verebilir. Beraat eden durumlar genellikle şunlardır:
- Tehdidin Yeterince Ciddi Olmaması: Failin sözleri veya davranışı mağdura ciddi korku vermiyorsa, tehdit suçunun gerçekleştiği kabul edilmeyebilir. Örneğin gözdağı vermek niyetiyle söylenen laf kalabalığı, somut bir zarar içeriyorsa tehdit sayılabilir. Ancak sıradan küfür veya boş yönlendirme tehditten sayılmaz. Yargıtay, mağdurun korkmadığı durumlarda yerel mahkemenin beraat kararını bozmuş, ciddi korku unsuru olmadığında suç hükmü kurulamıyacağını vurgulamıştır.
- Kastın Yetersizliği: Fail, mağduru korkutma kastı taşımıyorsa cezalandırılamaz. Örneğin haksız bir fiile tepki olarak öfkeyle söylendiği iddia edilen sözlerde tehdit kastı bulunmuyorsa, suç oluşmaz. Aynı şekilde fail şakadan ya da alay amaçlı söylediğini savunursa, somut deliller kast yoksa beraat gerekebilir. Ancak bu savunmalar her zaman kabul görmez; somut deliller etkili olmalıdır.
- İletişim Eksikliği veya Delil Yetersizliği: Tehdit edilen söz veya mesaj mağdura ulaşmamışsa ya da eylem fail tarafından gerçekleşmemişse, suç tamamlanmamış sayılabilir. Örneğin fail kendisini maskeyle gizleyip başka biriyle konuştuysa ya da tehdit sözlerini üçüncü birine ilettiyse, mahkeme tehdit suçunun unsurları oluşmadığına karar verebilir.
- Hukuka Uygunluk Hali: Nadir de olsa, failin kendisini korumak için yaptığı bir eylem söz konusuysa (meşru savunma gibi), tehdit kabul edilmeyebilir. Ancak tehdit fiili özünde kötü niyet taşır ve savunma hakkıyla genellikle bağdaşmaz.
Bu örnekler, Yargıtay’ın hüküm bozduğu durumlar ışığında verilmiştir. Genel olarak, ağır tehdit ettiğine karar verilen her somut olaya cezai müeyyide uygulanmaz; mahkeme her defasında failin kastını, mağdurun korku düzeyini ve iletişimin niteliğini değerlendirerek karar verir. Uygulamada kavga sırasında söylenen sözler üzerinde tartışmalar olabilmekte, bazen ağırlaştırılmış haksız tahrik indirimi uygulanabilmektedir. Ancak şüphe durumunda suçun her türlü oluştuğunu varsayan yaklaşım tercih edilir; yani delil yoksa beraat, delil varsa mahkumiyet yönünde karar verilebilir. Aşağıda bir takım gerekçelerle beraat kararı verilmiş yüksek mahkeme kararları sunulmuştur:
- Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Gereği Nitelikli Tehditte Beraat: “…Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen, … vd: Mal Varlığına Karşı Suçlar, Adalet, Ankara, 2018, s. 74.; Özgenç, İzzet: Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin, Ankara, 2021 17. Baskı, s 168 vd.; Koca, …/Üzülmez, İlhan: Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin, Ankara, 9. Baskı, s. 583)Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; “Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.”Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak,Tüm dosya kapsamından, tarafların akraba oldukları ve aynı yerde yaşadıkları, sanığın ailesi ile katılanlar arasında husumet bulunduğu, sanığın aşamalarda suçlamayı istikrarlı şekilde inkar ettiği, kendisine iftira atıldığını, olay gecesi kendisine benzer birini gördüğünü söyleyerek üzerinde kırmızı tshirt bulunduğunu belirten katılan …’ın akrabası olduğunu ve gün içinde kendisini görmüş olabileceğini belirttiği, sanığın kardeşi ve babasına ait olan pompalı tüfek ile av tüfeğinin bulunduğu ve bunların muhafaza altına alındığı ve alınan uzmanlık raporuna göre suç konusu av tüfeği kartuşlarının kalibresine uygun tek silahtan atıldığı, ancak sanığın evinde ele geçirilen silahlardan atılmadığının bildirildiği, sanığın sağ el, sol el ve omzundan svap örneklerinin alındığı ve bu hususta düzenlenen uzmanlık raporunda ise sanığın sağ el avuç içinden alınan svap örneğinde atış artığının tespit edildiği görülmekle, soruşturma aşamasındaki beyanında eve gelen kolluk görevlilerine babasına ve kardeşine ait tüfekleri kendisinin teslim ettiğini beyan eden sanığın sağ el avuç içinden elde edilen swap izlerinin bu sırada bulaşmış olabileceği ihtimalinin sanığın atılı eylemi işlediği hususunda şüphe yaratmış olması nedeniyle ceza hukukunun evrensel ilkesi olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi uyarınca beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.III. KARAR; Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ye aykırı olarak oybirliğiyle BOZULMASINA,…” (Yargıtay 6. Ceza Dairesi 27.05.2025 T. 2023/15342 E. 2025/5968 K)
- Tehdit Suçunda Zamanaşımı ve Lekelenmeme Hakkına İlişkin Beraat Kararı ; “…Yapılan ön inceleme neticesinde; ilk derece mahkemesince, şikâyetçi sanık …’ın davaya katılmasına karar verilmemiş ise de, katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunan şikâyetçi sanığın, davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkı bulunduğu kabul edilerek yapılan incelemede, sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:Sanığın eylemine uyan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 106 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre, aynı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 67 nci maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen 8 yıllık olağan dava zamanaşımının, zamanaşımını kesen son usuli işlem olan sanığın savunmasının alındığı 03.12.2015 tarihi ile inceleme tarihi arasında gerçekleşmiş olduğu, ancak sanığın lekelenmeme hakkı kapsamında beraat hükmünün onanmasının sanık lehine olduğu gözetilerek yapılan incelemede;Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, kararın dayandığı gerekçeye ve takdire göre, şikâyetçi sanığın temyiz istemi yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun ve takdire dayalı bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak oy birliğiyle ONANMASINA,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,….” (Yargıtay 6. Ceza Dairesi 05.11.2025 T. 2023/20954 E. 2025/9410 K.)
- Nitelikli Tehdit İddiasında Delil Yetersizliği Nedeniyle Beraat; “…..Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz istemi, sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğuna, fakat suçu birden fazla kişiyle işlediğinin anlaşılamadığına, sanık hakkında haksız tahrik ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanık hakkında beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin incelenmesi sonucu, hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.III. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararında, Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve re’sen incelenmesi gereken hususlar yönünden 5271 sayılı Kanun’un 288 inci ve 289/1 inci maddeleri uyarınca yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,…” (Yargıtay 6. Ceza Dairesi 04.11.2025 T. 2023/19641 E. 2025/9340 K)
Tehdit Suçu Uzlaşmaya Tabi Mi?
Evet. Tehdit suçu, ceza muhakemesi hukukunda kural olarak uzlaşmaya tabi suçlar arasında yer almakta, ancak bu durum tehdidin basit veya nitelikli olmasına göre farklılık göstermektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254. maddeleri uyarınca, TCK m.106/1’de düzenlenen basit tehdit halleri, uzlaştırma kapsamında değerlendirilir. Bu kapsamda, mağdur ile şüpheli veya sanık arasında uzlaşma sağlanması hâlinde, soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığı, kovuşturma aşamasında ise davanın düşmesi kararı verilir.
Uygulamada uzlaştırma, mağdurun yalnızca şikâyetinden vazgeçmesi anlamına gelmez; tarafların, çoğunlukla maddi veya manevi zararın giderilmesine ilişkin bir edim üzerinde anlaşmaları suretiyle uyuşmazlığı sona erdirmelerini ifade eder. Örneğin failin özür dilemesi, belli bir miktar ödeme yapması ya da mağdurun zararını telafi etmesi karşılığında uzlaşma sağlanabilir. Bu durumda ceza yargılaması sona erer ve sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmaz. Buna karşılık, silahla tehdit, birden fazla kişiyle tehdit, kimliği gizleyerek tehdit veya suç örgütünün korkutucu gücünden yararlanılarak tehdit gibi nitelikli tehdit halleri, uzlaştırmaya tabi değildir. Bu tür fiiller, mağdurun rızasına bakılmaksızın kamu düzenini doğrudan ilgilendiren ağır suçlar olarak kabul edilmekte ve resen soruşturulmaktadır. Dolayısıyla nitelikli tehdit suçlarında taraflar uzlaşmış olsa dahi, ceza davası devam eder ve uzlaştırma hükümleri uygulanmaz.
Sonuç olarak, basit tehdit suçlarında uzlaşma mümkündür ve süreci sona erdiren etkili bir mekanizmadır; ancak tehdidin niteliği ağırlaştıkça uzlaştırma yolu kapanmakta ve ceza yargılaması klasik usulde sürdürülmektedir.
Tehdit Suçu Zamanaşımı (Şikayet Süresi)
Tehdit suçunda hem şikayet süresi hem de ceza zamanaşımı önemlidir:
- Şikayet Süresi: Malvarlığına yönelik tehdit suçu, mağdurun şikayetine bağlıdır. Bu durumda şikayet süresi 6 AYDIR. Yani mağdur, tehdit fiilini ve failini öğrendiği andan itibaren 6 ay içinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı şikayet dilekçesi vermelidir. Altı ay geçtikten sonra artık şikayet hakkı ortadan kalkar. (HAYAT VEYA VÜCUT TEHDİDİ İÇİN ŞİKAYET GEREKMEDİĞİNDEN, BU SÜRE ARANMAZ.) Şikayet, hak düşürücü süre olduğundan kaçırılırsa dava açılamaz.
- Dava Zamanaşımı: Tehdit suçu için DAVA ZAMANAŞIMI SÜRESİ 8 YILDIR (TCK m.66/1-e). Bu süre, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Örneğin 2025 yılında işlenen bir tehdit suçu için dava 2033’ün aynı gününde zamanaşımına uğrar. Uzlaşma veya kovuşturma prosedürleri bu süreyi etkilemez. Zamanaşımı tamamlandıktan sonra ceza davası açılamaz, hüküm verilemez.
Sonuç olarak, tehdit suçu bakımından mağdurun zamanında şikayet etmesi (malvarlığı tehdidi için 6 ay) çok önemlidir. Aksi takdirde kovuşturma yapılamaz. Diğer taraftan, failin cezası için zamanaşımı süresi dolduğunda ceza davası düşer. Bu hukuki süreler, kanunun suçla mücadele ile mağdurun hak arama dengesini korumak amacıyla öngördüğü zorunlu düzenlemelerdir.

Hukuk Fakültesi eğitimi tamamladıktan sonra eğitim hayatına Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İşletme Anabilim dalında yüksek lisans çalışmalarında bulunmuştur. Hukuk Eğitimini tamamlamasının ardından Ankara Barosunda staj eğitimini tamamlamış. Staj eğitimin bitişinin ardından Ankara’da Kurucu Ortağı olduğu Minval Hukuk ve Danışmanlık Bürosunu kurmuş ve mesleğini icra etmektedir. Ayrıca Yetkin Yayınlarından yayınlanmış ”Sigorta Hukuku ve Tahkim Uygulamaları” adlı bir kitabı mevcuttur.
0 552 681 94 88
info@minvalhukuk.com
Kızılırmak Mahallesi Dumlupınar Bulvarı YDA Center Kat:10 Daire:417 Çukurambar Çankaya/ANKARA






