- Minval Hukuk
- Vergi ve İdare Hukuku
- 22 Eylül 2023
Hukuk Devleti ilkesinin bir gereği olarak, idarenin yaptığı işlem ve eylemler yargısal denetime tabidir. Bu denetim, genel mahkemeler yerine özel olarak kurulan idare mahkemeleri tarafından yapılır. İdarenin yargısal denetimi, idarenin hukuka uygunluğunun sağlanmasını amaçlar. İdarenin işlem ve eylemlerinin hukuka aykırı olması durumunda, idare mahkemeleri tarafından iptal edilebilir. İdarenin yargısal denetimi, hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurlarından biridir. Bu denetim sayesinde, idarenin hukuka aykırı işlem ve eylemleri önlenerek, vatandaşların hak ve özgürlükleri korunur.
İdari İşlem Nedir?
İdari işlem, idarenin kamu gücü kullanarak yaptığı, hukuki sonuç doğuran tek yanlı işlemlerdir. İdare tarafından yapılan işlemler, her zaman ve her halde idari işlem olmayabilir. İdarenin özel hukuk alanında yaptığı işlemler, idari işlem olarak kabul edilmez. Ancak, kamu tüzel kişiliğine yaklaşan özel hukuk kişisi niteliğindeki kuruluşların yaptığı işlemler, bazı durumlarda idari işlem olarak kabul edilebilir.
- İdari işlemler, hukuk düzeninde önemli bir yere sahiptir. İdarenin kamu hizmetlerini yerine getirebilmesi için idari işlemler yapması gerekir.
- İdari işlemlerin hukuka uygun olması önemlidir. Hukuka aykırı idari işlemler, idari yargı tarafından iptal edilebilir.
- İdari işlemlerin türleri, niteliğine göre farklılık gösterir. İdari işlemler, idari işlem türleri ile ilgili hukuki düzenlemelerde tanımlanmıştır.
İdari Eylem Nedir?
İdari eylem, idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı, hukuki sonuç doğurmayan maddi fiillerdir. İdari eylemler, idari işlemlerin uygulanması veya uygulanmamasından kaynaklanabilir. Ayrıca, idarenin herhangi bir işlemi olmaksızın salt idari eylem olarak da gerçekleştirilebilir.
İdari eylemlerin özellikleri:
- İdari eylemler, idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı maddi fiillerdir.
- İdari eylemler, hukuki sonuç doğurmaz.
- İdari eylemler, idari işlemlerin uygulanması veya uygulanmamasından kaynaklanabilir.
- İdari eylemler, idarenin herhangi bir işlemi olmaksızın salt idari eylem olarak da gerçekleştirilebilir. İdari eylemlerin çeşitleri: İdari eylemler, idari işlemlerin uygulanması veya uygulanmamasından kaynaklanmasına göre iki gruba ayrılır:
- İdari işlemlerin uygulanmasından kaynaklanan idari eylemler: Bu tür eylemler, idari işlemlerin uygulanması sonucunda ortaya çıkar. Örneğin, bir idari işlemin icrası için bir fiil gerçekleştirilmesi gerekirse, bu fiil idari eylem olarak kabul edilir. Örneğin, bir belediyenin bir imar izninin iptalini takiben, imarsız yapının yıkılması için harekete geçmesi bir idari eylemdir.
- Salt idari eylemler: Bu tür eylemler, idarenin herhangi bir işlemi olmaksızın doğrudan doğruya yaptığı fiillerdir. Örneğin, bir polis memurunun bir kavgayı ayırması veya bir ambulansın bir kazazedeyi hastaneye götürmesi bir idari eylemdir. İdari eylemlerin hukuki sonuçları: İdari eylemler, hukuki sonuç doğurmaz. Ancak, idari eylemlerin maddi anlamda sonuçları ortaya çıkabilir. Örneğin, bir belediyenin bir imarsız yapının yıkması sonucunda, yapının sahibinin zarara uğraması mümkündür. Bu durumda, yapının sahibinin zararını tazmin etmek için idareye başvurması mümkündür.
İdari İşlemlerin İptali Davası Nedir?
Hukuka aykırı oldukları ileri sürülerek idari işlemin geçmişe etkili biçimde sonuçları ile birlikte ortadan kaldırılması için açılan davaya idari işlemin iptali davası denilmektedir. İdari işlemler yetkili mercilerin kamu yararı amacıyla tek taraflı olarak tesis ettikleri iş ve işlemlerdir. İdari işlemler hukuka uygunluk karinesinden yararlanırlar bu sebeple yargı organlarınca iptaline karar verilinceye dek geçerli kabul edilirler.
İdari yargı alanına özgü bir dava olan idari işlemin iptali davası, yapılan işlemlerin -yetki,
- Şekil,
- Sebep,
- Konu ve amaç yönlerinden biri veya birkaçı ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilen zarar görenler tarafından açılan davalardır.
İdari Yargılama Usulü Kanununa göre 3 tür idari dava çeşidi bulunmaktadır. Bunlar;
İptal davası
Tam yargı davası
İdari sözleşmeden doğan davalar
İptal davaları, İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasının a bendinde: “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar” şeklinde tanımlanmaktadır. İdari işlemin iptal edilmesine yönelik davaların konusunu hukuka aykırı olduğu ileri sürülen idari işlemler oluşturmaktadır.
İdari yargıda, yerindelik denetimi yasağı vardır. Yani İdare Mahkemeleri yerindelik denetimi yapamaz. İdare Mahkemesi bir işlemi iptal edip yerine yeni bir işlem mahkeme kararı eliyle tesis edilemez. İdari yargının buradaki yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdare mahkemeleri yürütme görevini haiz kuruluşların kanunlarda gösterilen şekil ve esaslarına uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari işlem ve eylem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.
İdari işlemin iptali istemiyle açılacak iptal davalarında davalı idare, kesin ve icrai bir işlemi tesis eden makam veya mercidir. Yani idari işleme ilişkin kararı veren makamın tesis ettiği işlemin iptaline yönelik olarak iptal davası açılmalıdır. Örneğin, bir yabancının ülkemizde ikamet izin başvurusunda bulunması hususunda Ankara İl Göç İdaresine başvuru yapılmıştır. Ancak iznin kabul veya reddine ilişkin karar valilik tarafından verilmiştir. Bu sebeple idarenin tesis ettiği işleme karşı dava da Ankara Valiliğine karşı açılacaktır.
İdari işlemlerin amacı kamu yararının gerçekleşmesidir. Kamu hizmetleri etkin ve verimli bir şekilde yürütülmelidir. İdarenin tek taraflı iradesi ilgili kişi ve kurumun hukuki durumları üzerinde hüküm ve sonuç doğuran işlemlerdir. İdare hukuku anlamında idarelerin yapmış oldukları işlemlerde hukuka uygun oldukları varsayılır. Yani bir idare işlem tesis ettiğinde bu işlemin iptaline kadar işlemin hukuka uygun olduğu varsayılır. Bu hususa da hukuka uygunluk karinesi denilmektedir. İdari işlemlerin hemen sonuçlarını doğurması ise icrai özellikte olmalarından kaynaklanmaktadır. Hukuka aykırı olduğu ileri sürülen idari işlemler, menfaati tarafından ihlal edilenler tarafından iptal davası açılarak hüküm ve sonuçları ile birlikte geçmişe dönülerek ortadan kaldırılabilmektedir.
İdari işlemler yetki, şekil, sebep, konu, maksat olmak üzere beş unsuru vardır. İptal davasında ileri sürülecek olan hukuka aykırılık halleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde sayılmaktadır. Buna göre; idari işlemlerin unsurları bakımından bir hukuka aykırılık bulunması halinde iptal davası yoluna gidilir.
Yetki Unsuru: İdari işlemin yetki unsuru, idari işlemi tesis eden kurum veya kuruluşta, her bir kimsenin yapabileceği işlemler yönünden karar verebilecek olanların hukuk kuralları ile belirlenmesi ve sınırlarının çizilmesi, ve bu sınırlara aykırı karar verememeleri anlamına gelmektedir.
Şekil Unsuru: İdarelerin hangi işlemleri hangi şekillerde yapabileceklerine ilişkin usul kurallarını oluşturmaktadır. Buna aykırı yapılmaları tesis edilen idari işlemi sakat hale getirecektir. İdarenin iradesinin dış dünyaya yansımasını, işlemin yapılması sırasında da izlenen usulü gösterir.
Sebep Unsuru:İdari işlemlerin özel hukuk işlemlerinden ayrıldığı noktalardan bir diğeri de işlemin sebebidir. Kural olarak, özel hukuk işlemlerinde işlemin hangi sebebe dayandığı ya da herhangi bir sebebe dayanmaması önem arz etmez. Oysa idari işlemler önceden belirlenmiş, nesnel ve kanıtlanabilir bir sebebe dayanmak zorundadır. İşlemin sebep unsuru, idareyi böyle bir işlem yapmaya iten nedendir. Bu bir yasa değişikliği olabileceği gibi, maddi bir olay da olabilir. İdare bir işlemi tesis ettiği zaman, sebebini maddi hukuk kuralları ile gerekçeli olarak ortaya koymalıdır.
Konu Unsuru: Bir idari işlemin konusu, doğurduğu hukuki sonuç yani hukuk aleminde meydana getirdiği değişikliktir. Yani işlemin içeriğine ilişkin hukuki sonuç işlemin konusunu oluşturmaktadır. İdari işlemlerin de özel hukukta yapılan işlemler gibi konusu imkansız olmamalı, hukuka aykırı olmamalı ve genel ahlaka aykırı olmamalıdır. Özel hukukta bulunan irade serbestisi ilkesi idare hukukunda mevcut değildir. İdareler ancak konusu belirlenmiş işlemi yapıp yapmama ya da belli konuda işlemlerden birini seçme hususunda yetkili olabilir.
Amaç Unsuru: Amaç, gaye idari işlem ile ulaşılmak istenen, işlemden beklenen nihai sonuçtur. Her idari işlemin bir amacı vardır ve bu da kamu yararıdır. Türk hukuk düzeninde kamu yararının ne olduğuna, nasıl somutlaştırıldığına karar verme yetkisi, yasama organındadır.
İptal Davası Açma Süresi
İdari işlemin iptali davası, idare tarafından yapılan bir işlemin hukuka aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi için açılan bir davadır. İptal davaları, idari yargıda görülen bir dava türüdür. Dava Açma Süreleri İptal davalarında, dava açma süresi iki şekilde belirlenir: Genel Dava Açma Süresi: İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göre, genel dava açma süresi idare mahkemelerinde 60 gün, vergi mahkemelerinde ise 30 gündür. Bu süreler, hak düşürücü sürelerdir. Özel Dava Açma Süresi: Bazı yasal düzenlemelerle birlikte genel dava açma süresi dışında özel olarak belirlenen dava açma süreleri bulunmaktadır. Bu durumlarda genel dava açma süreleri geçerli olmaz, özel yasalarda belirlenen süreler dava açma süresi olarak uygulanır. Dava Açma Süresinin Başlangıç Tarihi Dava açma süresi, idari işlemin ilgilisine tebliği veya ilanından itibaren başlar. Tebliğ yapılan durumlarda, dava açma süresi tebliğ yapıldığı tarihten itibaren başlar. İlan yapılan durumlarda, dava açma süresi son ilan tarihini takip eden günden itibaren başlar.
Dava Açma Süresinin Durdurulması İdari işleme karşı üst makamlara başvuru yapılması durumunda iptal davası açma süresi durdurulur. Bu başvuru, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini 30 gün süreyle durdurur. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması durumunda dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvuru tarihine kadar geçen süre de hesaplanır. Dava Açma Süresinin Uzatılması İdari makamlara bir işlem veya eylem yapılması için başvurulması durumunda iptal davası açma süresi 4 ay uzatılabilir. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse, ilgili kişi bu cevabı, isteminin reddi olarak kabul ederek dava açabilir veya kesin cevabı bekleyebilir. Bu durumda dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren 4 ayı geçemez. Dava Açma Süresinin Geçmesi Dava açma süresi geçtikten sonra idari işlemin iptali için dava açılamaz. Ek Bilgiler: İptal davaları, idarenin hukuka aykırı işlemlerini ortadan kaldırmak ve kişilerin haklarını korumak amacıyla açılan önemli bir dava türüdür. İptal davalarının açılabilmesi için, dava açma süresinin geçirilmemesi gerekmektedir. Dava açma süresi geçirilmiş olsa bile, bazı durumlarda dava açılabilir. Örneğin, dava açma süresinin geçirilmesi için geçerli bir neden bulunması veya dava açma süresinin geçmesinden sonra idare tarafından yapılan bir işlemin dava açılmasına uygun hale getirilmesi durumunda, dava açılabilir.
İdari İşlemin İptali Davasını Kimler Açabilir?
İdari işlemin iptali davasını, idarenin hukuka aykırı olarak tesis ettiği işlem dolayısı ile menfaati ihlal edilen “herkes” açabilmektedir. Menfaatin ihlal edilmesi, iptal davasına özgü bir ehliyet şartıdır. Hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesinin en önemli araçlarından olan iptal davasının sübjektif ehliyet koşulu menfaat ihlali olarak ifade edilmektedir. Yargı kararlarına göre, menfaat ihlalinin gerçekleşebilmesi için, söz konusu menfaatin meşru, güncel ve kişisel olması gerekir.
İptal Davası Açma Sebepleri
İdari işlemin iptali davası açabilmek için kanunun veya ilgili düzenlemelerin öngördüğü diğer şartlarla beraber söz konusu idari işlemin hukuka aykırı olarak tesis edilmiş olması gereklidir. İdari işlemlerin hukuka aykırılığının söz konusu olabilmesi ve idare mahkemeleri tarafından incelenmesi ancak; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden olmaktadır. İdari yargı yerlerinden açılacak iptal davalarında, idari işlemin hukuka uygun olup olmadığı ancak bu beş unsur yönünden incelenir. Bu beş unsur yönünden herhangi bir hukuka aykırılık tespit edilmesi halinde bu işlemin iptaline mahkemece karar verilecektir.
İdari İşlem Geri Alınır mı?
İlgili idare tarafından, tesis edilen idari işlemin geri alınması mümkündür. İdare tesis ettiği bir işlemi ortadan kaldırabilir. Bunun yanında idare bir işlemi önce tesis edip sonra kaldırıp sonra benzer bir şekilde ancak daha farklı hususları da barındıran bir şekilde tekrar tesis edebilir. Tesis edilen bir işlem dolayısı ile haklarına halel getirileceği aşikar olan bir talebi kabul etmiş de olabilir. Ancak her ne şart altında olursa olsun idarenin işlem tesis etmekteki amacı kamu yararıdır.
İdari İşlem İptal Edilir İse Ne olur?
İdari işlemlerin iptal edilmesi durumunda ilgili işleme ilişkin, mahkemeden alınan iptal kararı ile idareye başvuru durumundan idare talep gereği gibi işlem yapmakla yükümlüdür. Talep gereği gibi işlem yapılmaması durumunda ise yeni bir işlem tesisi gerçekleştiren idareye karşı yeniden bir dava açılabilmektedir.
İptal Davaları Danıştay Kararları
Danıştay 15. Daire Başkanlığı 2018/2412 E. , 2018/6182 K. “İçtihat Metni”
Davanın Özeti : Yola Elverişlilik Muayenesi ve Muayene Sonucu Belirlenen Eksikliklere İlişkin Kusur Grupları Yönergesinin eki olan 03.07.2017 tarihinden itibaren Uygulanacak Kusurlar Tablosunun 9.3.8 ve 15.8.2 maddelerinin iptali istenilmektedir.
Danıştay Tetkik Hakimi : Düşüncesi : İdari işlem, çeşitli hukuksal etkiler yaratmak amacıyla yapılan irade açıklamaları olarak tanımlanmaktadır. Bu hukuksal etkiler, bireysel anlamda subjektif nitelikli sonuçlar doğuran mahiyette olabileceği gibi hukuk düzeninde soyut ve genel nitelikli normlar ihdas edilmesi şeklinde yani düzenleyici işlem tesisi şeklinde de gerçekleşebilmektedir (… , İdari İşlemin Kimliği, s. 9). Bireysel idari işlemler, yalnızca ilgili kişiyi ilgilendiren subjektif nitelikte ve genellikle işlem tesisi anında etki ve sonuçlarını doğurmakta iken, düzenleyici işlemler soyut, objektif ve genel nitelikli hukuk kuralları olduğundan, ancak ilgililer hakkında bu normatif hukuk kuralı uyarınca işlem tesis edilmekle etkisini göstermektedir.
Bir düzenleyici işlem yürürlüğe konulduğu anda hukuka aykırı olabileceği gibi aradan geçen zaman itibariyle değişen koşullara bağlı olarak hukuka aykırı hale gelme ihtimali de bulunmaktadır. Düzenleyici işlemler ilan veya yayınla yürürlüğe girdikleri için ilgililerin bu işlemlerden haberdar olması her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle kanun koyucu tarafından bireysel işlemler ile düzenleyici işlemlerin dava açma süresi açısından haklı bir ayrıma gidilmiştir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu belirtildiği; 4. fıkrasında ise, “İlânı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilân tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak, bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.” kuralına yer verildiği; bu yasal düzenlemeye göre, düzenleyici işlemlere karşı ilân tarihini izleyen altmış gün içinde doğrudan dava açılabilmesi mümkün olduğu gibi, bu sürenin geçmesinden sonra, düzenleyici işlemin ilgiliye uygulanması üzerine, uygulanan işlemin bildirim tarihinden itibaren düzenleyici işlem, uygulanan işlem veya her ikisi aleyhine birden dava açma süresi içinde dava açılması mümkün kılınmıştır.
Anayasa madde 125 uyarınca idari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim ile başlar. Bu hüküm uyarınca düzenleyici işlemlere karşı uygulanan işlemin tebliğinden itibaren tekrar dava açılabilmesi, aynı zamanda Anayasal bir gerekliliktir. Bu düzenlemenin amacı, düzenleyici işlemlerin, hukuka aykırılık iddialarının mümkün olduğu kadar dava konusu edilip yargısal denetimini sağlayarak, idarenin hukuk kuralları içinde kalmasını sağlamaktır. Uyuşmazlık konusunda önemli olan nokta, düzenleyici işlemin ilan veya yayım tarihinden itibaren dava açma süresi geçtikten sonra yapılan başvuruların 2577 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddesinden hangisinin tatbik edileceğidir.
2577 sayılı Kanun’un 10. maddesinde; ilgililerin, haklarında idarî davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idarî makamlara başvurabileceği, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabileceği, altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin işlemeyeceği, ancak bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği, dava açılmaması veya davanın süreden reddi hâllerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idarî makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceği düzenlenmiştir.
Kanun’un “Üst makamlara başvurma” başlıklı 11. maddesinde ise; ilgililer tarafından idarî dava açılmadan önce, idarî işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idarî dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın, işlemeye başlamış olan idarî dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması hâlinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağının kurala bağlanmıştır.
Düzenleyici işlemin ilan veya yayım tarihinden itibaren, dava açma süresi içinde yapılan ve bu düzenlemenin kaldırılması veya değiştirilmesine yönelik başvuruların 11. madde kapsamında olduğunda bir duraksama bulunmamaktadır. Ancak, bu süre geçtikten sonra hukuka uygunluk karinesinden yararlanarak hukuk aleminde varlığını sürdüren soyut hukuk kuralı niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, kaldırılması veya değiştirilmesine yönelik başvuruların, 11. madde kapsamında değerlendirilmesi hukuken isabetli bir yaklaşım değildir. Zira, düzenleyici işlem, bir kere tesis edilmekle etkisini kaybetmeyen bir niteliktedir. Kişinin hukuki uyuşmazlığa konu talebini idareye sunduğu tarihten çok önce ilan veya yayımla yürürlüğe giren ve hukuka aykırı olduğu değerlendirilen bir düzenleyici işlem açısından 11. madde de öngörülen usulün dava açma süresinin başlangıcına esas alınması, bu günden başlayarak geçmişe yönelik 60 günden önceki tüm düzenleyici işlemlerin dava konusu edilememesi sonucunu doğuracaktır. Bu yaklaşım, düzenleyici işlemleri, itiraz yoluyla anayasaya aykırılığı iddia edilebilen kanunlardan daha korunaklı bir hukuk normuna dönüştürmektedir.
Soyut hukuk kuralı niteliği itibariyle kişilerin herhangi bir kanundan kaynaklı olarak idari davaya konu olabilecek bir işlem tesisi için 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında idareye yaptıkları başvuru ile bir düzenleyici işlem nedeniyle yaptıkları başvuru arasında bir farklılık bulunmamaktadır. Kişiler kanundan kaynaklı bir başvurunun cevabına karşı hem idari işlemin hem de ilgili kanun hükmünün anayasaya aykırılığı iddiasıyla dava açabilme hakkına sahip olduğu gibi, düzenleyici işlemin kaldırılması veya değiştirilmesi talebiyle idareye yapılan başvurunun reddinin de bu kapsamda değerlendirilmesi Anayasanın 125. maddesi, 2577 sayılı Kanun’un 7. ve 10. maddeleri ve hukuk devletinin bir gereğidir. Görüldüğü üzere, 2577 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre idareye yapılacak başvuru, kural olarak, ilgilisinin Anayasa’nın 74. maddesinde tanınan dilekçe hakkına dayanarak, hakkında bir işlem tesis edilmesi talebiyle yapmış olduğu bir “ilk” başvurudur.
Ortada henüz idarece tesis edilmiş bir işlem bulunmamaktadır ve madde hükmü, ilgilinin belirtildiği şekilde idari makama başvurusuna yanıt alamaması veya olumsuz yanıt alması üzerine dava açma süresini belirlemektedir. Bilindiği üzere hukuk devleti idarenin tüm eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına uygunluğunun ödün verilmez bir ilke olarak benimsendiği bir devlet türüdür. İdarenin, özellikle işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesi ise asıl olarak idari yargıda açılan iptal davaları aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Yönetimin tesis ettiği işlemler yönünden hukuka bağlılığının sağlanmasına işlerlik kazandıran iptal davaları ise, temelde kendisi de hem bir Anayasal hak ve özgürlük, hem de diğer temel hak ve özgürlüklerin sağlanmasında etkin bir güvence olan hak arama özgürlüğünün kullanımı olan dava açma hakkı ile de ilgilidir. Dolayısıyla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun aynı zamanda idari dava açma süresiyle ilgili düzenlemeler getiren 10. maddesinin hem hak arama özgürlüğü ve hukuk devleti ilkesi ile yakından ilgili olması, hem de anayasal düzeyde bir hak olan dilekçe hakkının kullanımı ile ilgili olması nedeniyle, Kanun’da açıkça aksi öngörülmediği sürece geniş yorumlanması, idarenin yargısal denetimini, kısıtlayıcı, daraltıcı ve en genel anlamda hak arama özgürlüğünü sınırlandırmayacak şekilde yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir.
2577 sayılı Kanun’un 11. maddesinde öngörülen usul, bireysel nitelikte ve ilgiliye tebliği zorunlu olan idari işlemlere yöneliktir. Kişilerin, idari dava açma süresi geçtikten sonra soyut hukuk kuralı niteliğinde olan düzenleyici işlemlerin kaldırılması veya değiştirilmesine yönelik başvurular Kanun’un 10. maddesi kapsamında olup, 03.07.2017 tarihinden itibaren uygulanacak dava konusu kusur gruplarının değiştirilmesi istemiyle 21.12.2017 tarihinde kayda giren dilekçeyle idareye yapılan başvurunun, zımnen reddi üzerine açılan davada, idarenin zımni ret işlemi düzenleyici işleme bağlı “uygulanan işlem” niteliğinde olduğundan süresi içinde açılan davanın esasına girilerek karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 87. maddesi uyarınca karar veren Danıştay Nöbetçi Dairesince işin gereği görüşüldü: Dava, Yola Elverişlilik Muayenesi ve Muayene Sonucu Belirlenen Eksikliklere İlişkin Kusur Grupları Yönergesinin eki olan 03.01.2017 tarihinden itibaren Uygulanacak Kusurlar Tablosunun 9.3.8 ve 15.8.2 maddelerinin iptali istemiyle açılmıştır. Davacı tarafından 18.12.2017 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurularak, dava konusu edilen maddeler açısından belirlenen “Hafif Kusur” grubunun, “Ağır Kusur” olarak değiştirilmesi talep edilmiştir. Dilekçe davalı idareye 21.12.2017 tarihinde davalı idareye tebliğ edilmiştir. Talebin zımnen reddi üzerine, düzenlemenin iptali istemiyle 17.04.2018 tarihinde… İdare Mahkemesinde dava açılmış, davanın Danıştay görevinde olduğu yönündeki … tarih ve E: …, K: … sayılı kararla dava dosyası Danıştay’a gönderilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 4 üncü fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı; ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine, ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulama işlemi yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri hükme bağlanmış; aynı Yasanın 11 inci maddesinde de, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa, işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş olan sürenin de hesaba katılacağı hüküm altına alınmıştır. Uyuşmazlıkta, Yola Elverişlilik Muayenesi ve Muayene Sonucu Belirlenen Eksikliklere İlişkin Kusur Grupları Yönergesinin eki olan 03.07.2017 tarihinden itibaren Uygulanacak Kusurlar Tablosunun 9.3.8 ve 15.8.2 maddelerinin iptali istenilmekte olup, yukarıda da belirtildiği üzere, ilan tarihinden itibaren işlemeye başlayan dava açma süresi içerisinde idari davaya konu edilmeyen düzenleyici işlemin, bu tarihten sonra davaya konu edilebilmesi, ilgililer hakkında uygulama işlemi yapılmış olmasına bağlıdır. Olayda, 03.07.2017 tarihinde yürürlüğe giren dava konusu kusur gruplarının karayolu can ve mal güvenliğini tehlikeye attığından bahisle ağır kusur olarak değiştirilmesi için 18.12.2017 tarihinde yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine, bu başvuru ilgi tutularak, 03.01.2017 tarihinden itibaren Uygulanacak Kusurlar Tablosunun 9.3.8 ve 15.8.2 maddelerinin iptali istemiyle dava açılmış ise de; dava konusu maddelerin değiştirilmesine ilişkin yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlem, uygulama işlemi niteliği taşımadığından, 17.04.2018 tarihinde … İdare Mahkemesinin kaydına giren dilekçeyle açılan davanın süre aşımı sebebiyle esasının incelenmesi olanaklı değildir.
Açıklanan nedenlerle, DAVANIN REDDİNE, aşağıda dökümü yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin istemi halinde davacıya iadesine, bu kararın tebliğ tarihinden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 02/08/2018 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Dava Açma Süresi” başlıklı 7. maddesinin 4. fıkrasında, “İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler… ” kuralına yer verilmiştir. Anılan maddede açıkça ifade edildiği üzere bir düzenleyici işlemin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlemi veya uygulama işlemini ya da her ikisini birlikte iptal davasına konu yapabileceği kuşkusuzdur. Dava konusu edilen Yönerge eki kusur gruplarının karayolu emniyetini, can ve mal güvenliğini tehlikeye attığından bahisle kusur gruplarının değiştirilmesine yönelik davalı idareye yapılan 18/12/2017 tarihli başvurunun zımnen reddedilmesi üzerine, 17/04/2018 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Düzenlemenin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, Araçların İmal, Tadil ve Montajları Hakkında Yönetmelik hükümleri kapsamında faaliyette bulunan davacının, dava konusu düzenlemeyle ilgili kurallardan sürekli etkilendiği sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, dava konusu düzenleme, davacıyı sürekli etkiler nitelikte bir düzenleme olduğundan, davacının söz konusu düzenlemenin değiştirilmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine açmış olduğu davanın süresinde olduğu, bunun haricinde bir uygulama işlemi aranmasının dava açma hakkının engellenmesi sonucunu doğurabileceği açıktır. Belirtilen nedenlerle, davanın süresi içinde açıldığı anlaşıldığından, davanın esasının incelenmesi gerektiği oyuyla karara katılmıyorum.

Minval Hukuk & Danışmanlık Bürosu Sigorta Hukuku(Trafik ve İş Kazaları), İş Hukuku, Kamulaştırma ve İstimlak, Tazminat Hukuku, Ölüm ve Yaralamalı Trafik Kazalarından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat Davaları, Yangın Sigortaları, Dask Sigortası, İşveren Mali Sorumluluk Sigortaları, Araç Değer Kaybı ve Araç Hasar Bedeli Davaları ile Vatandaşlık Hukuku ve Nüfus Davaları, Göç Davaları, SGK’nın karşılamadığı akıllı ilaç bedellerinin ödenmesi ve ücretsiz temin edilmesi ile ilgili davalar üzerine yoğunlaşmış ve bu alanların her birinde yüzlerce danışanın haklarını ilgili kişi ve kurumlar nezdinde çözüme kavuşturmuştur. Minval Hukuk Bürosunun Kurucu ortaklarının çeşitli site ve dergilerde yayınladığı onlarca makalenin yanında basılan “Sigorta Hukuku ve Tahkim Uygulamaları” adlı bir kitabı da bulunmaktadır.