İlgili kanun hükmü Belirsiz alacak davası Hukuk Muhakemeleri Kanunun 107. maddesinde “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Bedensel zararlardan doğan davalarda yapılacak tazminat hesabı, konusu uzmanlık gerektiren bir durum olduğu için dava açılmadan ve konuya ilişkin bilirkişi raporu alınmadan alacağın miktarını belirleyebilmek mümkün değildir. Davaların belirsiz alacak davası olarak açılması sebebiyle tedavi giderleri, geçici ve sürekli iş göremezlik tazminat davalarında alacağın bir kısmı için dava açılmış olsa da alacağın kalan kısmı zamanaşımına uğramayacaktır. Zararın dosya kapsamında tanzim edilen bilirkişi raporlarınca belirli hale gelmesi ile birlikte zarar gören, talep miktarını bir defaya mahsus artırabilecektir.

Manevi Tazminat Davaları

Manevi tazminat kişinin, kişilik değerlerinin ve bedensel bütünlüğünün zarar görmesi sonucunda meydana gelen azalmanın bir miktar para ile giderilmeye çalışılmasıdır. Bu sebeple manevi tazminat davalarında tazminat miktarı, haksız eylemin etkileri ve sonuçları değerlendirilerek belirlenir. Bunun yanında, manevi tazminat taleplerinin tamamı, aynı dava sürecinde ve dosyada ortaya konulmalıdır. Manevi tazminatın bölünerek talep edilemeyecektir, zira bu durum manevi tazminatın doğasına aykırı olup işlevine ters düşecektir.

Konuyla ilgili olarak, Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2014/26303 E., 2015/2554 K. Sayılı kararında manevi tazminatın hukuki niteliğine ilişkin olarak şu şekilde bir değerlendirme yapmıştır: “…davacı, davanın açıldığı tarihte manevi tazminat alacağının miktarını kendisi belirlediğinden, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu söylenemez. O halde manevi tazminat istemi manevi tazminatın bölünemezliği kuralına aykırı bir biçimde kısmi veya belirsiz alacak davası olarak açılamaz ve manevi zararın HMK’nın 107.maddesine göre dava yoluyla tespiti de istenemez. Bu nedenlerle Mahkemece manevi zararın belirsiz alacak davası olarak tahsili için açılan davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekir.” Bu karar uyarınca manevi tazminat davasının davacı tarafından belirlenebildiği hallerde kısmi yahut belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağı anlaşılmaktadır.

Ölüm ve Cismani Zararlar Sebebiyle Doğabilecek Zararların Türü ve Nitelikleri

6098 sayılı Türk Borçlar kanunda belirtilen hükümlerine göre, ölüm yahut bedensel yaralama durumunda tazminat talep edilebilecek hususlar aşağıda belirtilmiştir. İlgili kanunda bu hususlar tahdidi olarak sayılmamış olup aşağıda bu bilgilere detaylıca değinilecektir. Haksız eylem ve hukuka aykırı durumlardan kaynaklanabilecek insan zararları şunlardır:

1- MADDİ TAZMİNAT

ÖLÜM HALİNDE

Türk Borçlar Kanunu madde 53 uyarınca ölüm halinde uğranılan zararlar şu şekildedir:

  1. Cenaze giderleri.
  2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
  3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

BEDENSEL ZARAR HALİNDE

Türk Borçlar Kanunu madde 54 uyarınca bedensel zarar halinde uğranılan zararlar şu şekildedir:

  1. Tedavi giderleri.
  2. Kazanç kaybı.
  3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
  4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

2- MANEVİ TAZMİNAT

MADDİ TAZMİNAT DAVASI KAPSAMINDA HANGİ ZARARLARIN TAZMİNİ İSTENEBİLECEKTİR?

  1. Sürekli iş göremezlik zararının tazmini
  2. Geçici iş göremezlik zararının tazmini
  3. Tedavi masrafları
  4. Kazanç kaybı
  5. Bakıcı giderleri
  6. SGK tarafından karşılanmayan giderler

Hangi Hallerde, Kimler Tazminat İsteyebilir?

1- ÖLÜM HALİNDE (TBK.m.53)

Ölenin desteğinden yoksun kalanlar, mirasçı olmasalar dahi, eğer ölen kişinin sağlığında herhangi bir şekilde desteğini görmüşlerse veya gelecekte büyük olasılıkla destek göreceklerse, maddi tazminat isteyebilirler. Buna tazminat türüne “destekten yoksun kalma tazminatı” denilmektedir. Birbirlerinden “destekten yoksun kalma tazminatı” isteyebilecek başlıca kişiler eş, çocuklar, anne ve babadır. Kardeşler genellikle tazminat isteyemezler; bunun için tazminat isteyecek olanın zihinsel veya bedensel olarak özürlü olması, bakıma muhtaç olması; desteğin ise varlık miktarının bunu karşılayabilir büyüklükte olması gerekir.  

Yerleşik içtihada göre, “destekten yoksun kalma tazminatı” çocuklar bakımından genellikle çalışma hayatına başladığı ana kadar devam etmektedir. Bahsedilen tazminatın miktarının ve süresinin belirlenmesinde genel kaideler dışında somut olay da ayrıca değerlendirilmektedir. Örneğin, desteğe ihtiyacı olan kişinin hiç evlenmemiş olması, belli sebeplerden dolayı çalışma hayatına başlayamıyor olması destek tazminatının belirlenmesi aşamasında değerlendirilebilecek hususlardandır.

Bunun yanında, akrabalık bağı mevcut olmayan kişiler birbirlerine maddi destek sağlıyor olabilirler, yahut bir öğrenci maddi durumu iyi olan bir kişiden burs alıyor olabilir. Bu gibi durumlarda  birinin ölümü halinde öteki destekten yoksun kalma tazminatı isteyebilir. Varlıklı bir kimseden burs alan öğrenci, onun ölümüyle bu yardımdan yoksun kalmışsa, okulunu bitireceği güne kadar zarar sorumlularından tazminat ödenmesini isteyebilir. Her zaman için somut olaya bakılarak bu tür destekten yoksunluklar kabul edilebilir. 

2– BEDENSEL ZARAR HALİNDE (TBK.m.54)

Geçici veya sürekli iş gücü kaybına uğrayan kişiler, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, maddi tazminat isteyebilirler. Uzun yıllar önce, bedensel zarara uğrayanların bir işi ve kazancı olup olmadığına bakılıyordu. Ancak günümüzde kalıcı sakatlıklarda, kişinin bir işi ve kazancı olup olmadığına bakılmadığı gibi, kazançlarında bir azalma olmasa bile, aynı işi yaparken sakatlığı oranında zorlanacağından, daha fazla güç (efor) sarf edeceğinden tazminat isteme hakkı bulunduğu kabul edilmektedir.

 Ev kadınlarının ev hizmetlerini yaparken, küçük çocukların okullarına gidip gelirken, yaşlı ve emekli kişilerin günlük yaşamlarını sürdürürlerken sakatlıkları oranında zorluk çekecek olmaları tazminat isteğinin haklı nedenleri kabul edilmekte; buna “güç kaybı tazminatı” denilmektedir. 

Bedensel zarara uğrayan kişinin tedavi masrafları ile iyileşme sürecinde harcamak zorunda kaldığı her türlü giderler ayrı bir zarar türü olarak dava edilebilmektedir.

Bedensel Zararlar Halinde İş Göremezlik Tazminatı ve Kazanç Kaybı

Beden bütünlüğü zarar görmüş olan mağdurun, olay sonrasında tedavi sürecinin sonuna kadar çalışmaktan mahrum kalması ve bu nedenle elde edebileceği geliri elde edememesinden doğan zarardır. Bu dönem tedavi sonucuna kadar devam eder. Bunun yanında, iş göremezlik geçici ve sürekli olmak üzere iki ayrı döneme ayrılmaktadır.

Eğer kişi kalıcı bedensel zarara uğramışsa buna “sürekli iş göremezlik”, sakat kalmamış olup da geçici olarak bir süre çalışamamış veya belli bir süre tedavi görmüş ve iyileşme süreci geçirmişse buna “geçici iş göremezlik” denilmekte, bunun süresine göre tazminat istenebilmektedir.

1- GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK:

Beden bütünlüğü zarar görmüş olan mağdurun, olay sonrasında tedavi sürecinin sonuna kadar çalışmaktan mahrum kalması ve bu nedenle elde edebileceği geliri elde edememesinden doğan zarardır. Bu dönem tedavi sonucuna kadar devam eder.

Beden gücü kaybı tedavi sürecine kadar mevcut olmaktadır. Tedavi süresince geçici iş göremezliğe sebebiyet veren bu tip bedensel eksilmeler halinde de kişinin zararları tazmin edilmelidir.

İyileşme süresi olarak da bilinen geçici iş göremezlik süresinde çalışılamayan her dönem için %100 maluliyet üzerinden tazminat hesaplaması yapılmaktadır.

2- SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK: 

Yargıtay kararlarında kişinin maluliyet yani iş göremezlik derecesinin belirlenebilmesi için Adli Tıp Kurumu tarafından ya da Üniversite hastanelerince Adli Tıp Anabilim Dallarınca Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü veya Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği’nin esas alınarak rapor alınması gerektiği görülmektedir.

İş göremezlik derecesi, her kişi bakımından ayrıca değerlendirilecektir. Şöyle ki; örneğin, parmaklarından birinde kalıcı kısalma yaşayan bir kişinin piyanist olması düşünüldüğünde iş göremezlik derecesi %100’e yaklaşabilecek iken, aynı kişinin futbolcu olması durumunda bu oran göreceli daha düşük oranlara gerileyebilecektir.

Tedavi Giderlerinin Karşılanması

Trafik kazası sonucunda, bedensel zarar gören kişilerin bu zararlara ilişkin olarak yapılan tedavi giderleri Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun trafik kazası sonucunda bedensel zarar gören kişilerin karşıladığı sağlık hizmeti giderlerinden bazıları şu şekildedir:

Hastane masrafları; hekim, hemşire, hastabakıcı, fizyoterapist, psikoterapist gibi tedavi edenlere ve yardımcılarına ödenen ücretler; ilaç, serum, kan, iğne ve çeşitli tahlil giderleri; her türlü ameliyat, yoğun bakım,

ambulans ve ilk yardım giderleri gibi tedavi giderlerinin masrafı SGK’ya aittir. 
Ancak yukarıda tedavi giderlerinin SGK tarafından karşılanmasının yanında tedavinin akabinde yapılan bazı giderlerin kurum tarafından karşılanması mümkün değildir. Örneğin; Zarar görenin belirli bir dönem özel olarak beslenmesi gerekiyorsa bu masraflar yahut zarar görenin tedavisinin sonuçlanmasına rağmen, maluliyeti nedeniyle bir süre toplu taşıma araçlarına binemeyecekse veya kendi otomobilini kullanamayacaksa bu sebeplerle oluşan harcamalar Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmayacaktır. Yukarıda bahsedilen harcamalar nedeniyle bedensel zararlar sonucunda büyük ölçüde maddi zarar uğraya kişiler maddi
tazminat davası açabileceklerdir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Yargıtay’a göre haksız fiil sonucunda bir insanın ölümü hukuki anlamda bir zarar teşkil etmemekle birlikte, bu yüzden bazı zararlar doğmuş yahut doğacak olabilir. Şöyle ki;

Yargıtay içtihadındaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Desteğin ölümünden sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için gerekli olan paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir fiil sonucunda desteğini yitiren kimse TBK’nın 45/II. maddesine dayanarak uğradığı zararın giderilmesini talep edebilir.

Destekten yoksunluk, miras yahut nafaka bağı ile sınırlı değildir. Destekten yoksun kalındığının kabulü için yalnızca desteğin kişiye, eylemli ve sürekli bir destek sağladığının kanıtlanmasının yeterli olmaktadır. Bunun yanında destekten yoksun kalma tazminatı istisnai bir nitelik taşımaktadır. Mezkur tazminatın talep edilebilmesi için, davacının zarara uğraması yeterli olmayıp, ayrıca davacının hayat standardının da düşmüş olması gerekir.

Davacının herhangi bir sebeple mevcut hayat standardını sürdürebiliyor olması halinde destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilemez. Bu durumda üçüncü kişiler tarafından yapılan ödemelerin sürekli olması ve bu nedenle destek ihtiyacını azaltması halinde, hakimin destekten yoksun kalma tazminatına da hükmetmemesi gerektiğine ilişkin olarak doktrinde çeşitli görüşler de bulunmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2014/5603E. 2016/885K. Sayılı kararına göre; Destekten yoksun kalma zararının hesabında, destekten yoksun kalanlara müteveffanın sağlığında sağlamış olduğu yardımın miktarı tespit edilmelidir ve tazminat bu kapsamda belirlenmelidir.

Desteğin küçük olması durumunda, desteklik yaşının 18 yaşında başlayacağı da Yargıtay’ın kabulündedir. Erkek çocuklarında 1 yıl askerlik süresinin düşümüyle bu süre erkek çocuklar için 19 yaşını bulabilmektedir. Bunun yanında, çocuk ölümlerinde anne ve babaya verilecek destekten yoksun kalma tazminatından çocuk için yapılabilecek yetiştirme giderleri hesaplanarak tazminattan mahsup edilmesi yoluna gidilmektedir. (17. Hukuk Dairesi 2014/13819E. , 2016/11838K.)

Yetiştirme giderleri uygulamada bilirkişi raporu doğrultusunda bir nevi sembolik olarak hesaplanıp tazminattan düşüldüğü görülmektedir.

Haksız eylem sonucu mağdur olan çocuk ise, zarar hesaplaması için 18 yaşını bekleme gereği bulunmamaktadır. Efor kaybında çocuklar yaşıtlarına göre daha fazla çaba sarf etmek zorunda kalacaklarından kazanın olduğu ve maluliyetin doğduğu tarihten itibaren iş göremezlik zararının hesaplanması gerekeceği Yargıtay kararlarında kökleşmiştir. (Yargıtay 7. HD. 2014/25215E., 2016/734K.)

PMF 1931 YAŞAM TABLOSU DESTEKTEN YOKSUN KALMA DURUMUNDA, DESTEKTEN YOKSUN KALINAN SÜRENİN HESAPLANMASI AŞAMASINDA DA KULLANILMAKTADIR.

Desteklik Sürelerinin de P.M.F. 1931 yaşam tablosuna göre belirleneceği, çocukların destekliğinde, erkek çocukların 18 yaşına, ortaöğrenim halinde 20 yüksek öğrenim durumunda ise 25 yaşına kadar desteklik alacağı varsayılmaktadır. Kız çocuklarının destekliği 22 yaşına kadar olup yükseköğrenim halinde 25 yaşa kadar desteklik süresi hesap edilecektir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/9850E. , 2016/11484K.)

Engelli çocuklar ile belirli bir yaşa gelip de evlenmemiş kız çocuklarının da ölen desteğin PMF tablosundaki bakiye ömürle sınırlı olarak desteklik tazminatı alabileceklerine dair Yargıtay uygulamaları da söz konusudur: (Yargıtay 17. H D 2013/11965E. , 2014/16069K.)

Ancak Yargıtay yine yer verdiğimiz çok yeni kararlarından birinde 22 yaşını geçmiş kız çocuğunun herhangi bir sağlık sorunun bulunmaması durumunda salt ailesiyle birlikte yaşıyor olmasını desteklik için yeterli görmemiştir. (Yargıtay 17. HD. 2014/13858E. , 2016/11121K.)

Desteğin ölümünden sonra yeniden evlenen kişi için desteklik süresi desteğin ölümüyle, yeniden evlendiği zaman aralığı kadardır. Kadının ikinci eşten boşanması da bu sonucu değiştirmeyecektir. (17. Hukuk Dairesi 2013/6045E. , 2014/6926K.)

Sosyal Güvenlik Ödemelerine İlişkin Değerlendirme

Bir kişinin haksız fiil sonucunda ölmesi durumunda bu kişinin desteğinden yoksun kalanlara, sosyal sigortalar kurumlarınca çeşitli şekillerde ödeme yapılabilmektedir. Bu durumda yapılan bu ödemelerin destekten yoksun kalma tazminatının belirlenirken göz önünde bulundurulmalı mı, yapılan ödeme belirlenecek tazminat miktarından mahsup edilmeli soruları gündeme gelebilmektedir. Zira yapılan bu ödemeler neticesinde davacıların hayat şartlarında olumsuz bir gelişme meydana gelmemiş olabilir. Yargıtay, 06.03.1978 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ile bu konuya açıklık getirmiştir. Kararda;

 “Haksız eylem sonucu ölen kişi, yaşamı süresince çalışmış ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar para kesilerek sandığa yatırılmıştır. 

Zarar verenin bu paradan yararlanması söz konusu olamaz. O halde zarar veren, verdiği zararın tamamını açılan davada ödemelidir”.  Şeklinde hüküm kurulmuştur. Yukarıda sunulan karar, yalnızca emekli sandığı ödemelerine ilişkin olsa da Sosyal Sigortalar Kurumunca ödenen dul ve yetim aylıkları konusunda da Yargıtay’ın aynı görüşü benimsediği kararları bulunmaktadır. (Örneğin, Yarg. HGK. 28.11.1979, 4-110/1395; Yarg. 11. HD. 27.4.1982, 1762/1988)

Tazminat Hesabında Kazanç Unsuru

Desteğin ya da iş göremez duruma gelen zarar göreninin kazancı, tazminat hesaplamasında esas alınan temel veridir. Kaza tarihindeki verilerle kazancın açık şekilde tespiti gerekir. Fazla çalışma ücretleri ve ikramiyelerin varlığı halinde bu kalemler de nete çevrilerek kazanca dahil edilebilir.

Kazanç tespitinin nasıl yapılacağı hususu tazminat hukuku bağlamında büyük önem teşkil etmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre desteğin kazancı hesaplanırken, en azından emsallerinin kazandığı ücreti elde edeceğine dair bir karine mevcutsa da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/4457E. , 2016/11451K.) eğer kişi çalışmaktaysa öncelikle işyeri kayıtlarının kazanca ilişkin belgeleri de kazancın tespiti noktasında değerlendirileceği açıktır. Bunun yanında nitelikli işçilerin asgari ücretle çalışmalarının kabul edilemeyeceği Yargıtay kararlarında sıklıkla yer almaktadır.  Bu sebeple kazanç miktarının belirlenmesi hususunda da gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılabilmektedir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/14853E. , 2016/8455K.)

Öte yandan destekten yoksun kalma tazminatı bağlamında da Yargıtayca kazanç unsurunu ve miktarını büyük oranda dikkate almaktadır. Destekten yoksun kalanın, yoksun kaldığı gerçek destek miktarını tespit edebilmek için öncelikle desteğin sağlığında elde ettiği net gelirin doğru saptanması gerekmektedir. Konuyla ilgili olarak Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/14192E., 2016/11616K. Sayılı kararında: “Buna göre, yapılan işten sağlanan bir gelirin bulunması halinde bu gelirin elde edilmesinde yapılan işin özelliği, desteğin tecrübesi gözetilerek bedensel ve yönetsel katkısı belirlenip, desteğin yerine başkasının çalıştırılması olanağı göz önüne alınarak ona yapılacak ya da yapılması gereken ücret esas alınarak bu miktar üzerinden destek zararının hesaplanması gereklidir.” Şeklinde hüküm kurmuştur.

Desteğin ya da iş göremez duruma gelen zarar göreninin kazancı, tazminat hesaplamasında esas alınan temel veridir. Kaza tarihindeki verilerle kazancın açık şekilde tespiti gerekir. Fazla çalışma ücretleri ve ikramiyelerin varlığı halinde bu kalemler de nete çevrilerek kazanca dahil edilebilir.

Kazanç tespitinin nasıl yapılacağı hususu tazminat hukuku bağlamında büyük önem teşkil etmektedir. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre desteğin kazancı hesaplanırken, en azından emsallerinin kazandığı ücreti elde edeceğine dair bir karine mevcutsa da (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/4457E. , 2016/11451K.) eğer kişi çalışmaktaysa öncelikle işyeri kayıtlarının kazanca ilişkin belgeleri de kazancın tespiti noktasında değerlendirileceği açıktır. Bunun yanında nitelikli işçilerin asgari ücretle çalışmalarının kabul edilemeyeceği Yargıtay kararlarında sıklıkla yer almaktadır.  Bu sebeple kazanç miktarının belirlenmesi hususunda da gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılabilmektedir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/14853E. , 2016/8455K.)

Öte yandan destekten yoksun kalma tazminatı bağlamında da Yargıtayca kazanç unsurunu ve miktarını büyük oranda dikkate almaktadır. Destekten yoksun kalanın, yoksun kaldığı gerçek destek miktarını tespit edebilmek için öncelikle desteğin sağlığında elde ettiği net gelirin doğru saptanması gerekmektedir. Konuyla ilgili olarak Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/14192E., 2016/11616K. Sayılı kararında: “Buna göre, yapılan işten sağlanan bir gelirin bulunması halinde bu gelirin elde edilmesinde yapılan işin özelliği, desteğin tecrübesi gözetilerek bedensel ve yönetsel katkısı belirlenip, desteğin yerine başkasının çalıştırılması olanağı göz önüne alınarak ona yapılacak ya da yapılması gereken ücret esas alınarak bu miktar üzerinden destek zararının hesaplanması gereklidir.” Şeklinde hüküm kurmuştur.

Bakıcı Gideri Tazminatı

Haksız fiilden büyük oranda zarar görüldüğü durumlarda zarar görendeki mevcut yaralanma yahut oluşan kalıcı maluliyet dolayısıyla kişi başkasının açık yardımına muhtaç hale gelebilmektedir. Bu hallerde zarar gören tarafından bakıcı giderlerine de hükmedilmesinin talep edilmesi durumunda, mahkemece zarar gören için mahkemece Bakıcı gideri hesaplaması da yapılacaktır.

Ancak bakıcı giderine ilişkin ayrıca ve açıkça bir talebin olmaması durumunda salt maddi tazminat zararları içerisinde bakıcı gideri tazminatına hükmedilemez. Bunun yanında, bakıcı giderinin mevcudiyetine dair ispatın yapılmasına ilişkin olarak mahkemece çeşitli delil araçları aranabilmektedir. Diğer yandan ise, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu aşağıda paylaşılan kararında, tedavi amaçlı yapılan yol giderine ilişkin olarak yol giderinin belgeyle ispatına gerek olmadan takdiren bir miktar yol giderine hükmedileceğini içtihat edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu 2012/1227E. K: 2013/436K:

Ayrıca davacı, tedavi amaçlı yaptığı yol giderini de istemiştir. Bu tür istemin ispatı için mutlaka bir belgenin sunulması gerekmemektedir. Yaralanmanın niteliğine göre ne kadarlık yol gideri yapıldığı belirlenmeli, şayet belirlenemiyorsa yukarıdaki ilkeler ışığında Borçlar Kanunun 42.maddesi gözetilerek takdiren bir miktar yol giderine karar verilmelidir.”

Sigorta Şirketince Yapılan Yetersiz Ödemeler, Zarar Görenin İmzaladığı İbranameler ve Güncelleme Hususu.

Sigorta şirketleri yahut haksız fiilden sorumlu olan diğer kişilerin, dava açılmadan önce birtakım ödemeler yaptığı sıklıkla rastlanan bir durumdur. Bunun yanında, birçok olayda ödemeler yapıldıktan sonra sigorta şirketleri zarara uğrayanlardan ibraname de alındığı görülmektedir.

Bu noktada, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu, Sorumluluğa ilişkin anlaşmalar başlıklı 111. Maddesi hükmü uyarınca; kanunla öngörülen hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmaların geçersiz olacaktır. Yetersiz yahut fahiş oranda yapıldığı açıkça belli olan anlaşmalar ve uzlaşmalar yapıldıkları tarihten itibaren iki yıl içinde iptal edilebilecektir.

Sigorta şirketlerinin yapmış oldukları ödemelerin ibraname alınması durumunda Yargıtay uygulaması gereğince, bahsi geçen uyuşmazlıklarda hakim öncelikle sigorta şirketince ödemenin yapıldığı tarihi göre bir hesaplama yapacaktır, bu hesaplama sonucunda ödemenin yeterli olduğuna kanaat edilmesi halinde talebin reddine karar verecektir. Ödeme ile gerçek zarar arasında fahiş fark bulunduğu konusunda kanaat oluştuğunda ise güncel hükme en yakın tarihte bilinen verilere göre hesaplama yapacak ve sigorta şirketince ödenen tutara kanuni faiz işletip güncelleyerek hesaplanan tazminat tutarından düşecektir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/15366E. 2016/11711K.)

Sorumluluk Kapsamı ve Temerrüt Faizi

Karayolları Trafik Kanunun 99.maddesinde; “….Sigortacılar, hak sahibinin kaza veya zarara ilişkin tespit tutanağını veya bilirkişi raporunu, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadırlar…” ifadesi bulunmaktadır.

Anılan kanun hükmü uyarınca, trafik kazalarında kazaya karışan aracın Zorunlu Trafik sigortası var ise zarar limit dâhilinde olmak üzere davalı Sigorta şirketinin sorumluluğu kapsamında olacaktır. Aracın Zorunlu Trafik Sigortası bulunmamakta ise, kaza gününe ilişkin limit miktarınca bu zarardan Güvence Hesabı sorumlu olacaktır.

Bunun yanında trafik kazalarına ilişkin sigorta şirketlerine açılacak davalarda, tazminata temerrüt faiz işletilmesi talep edilecektir. Bu noktada eğer, davanın öncesinde sigorta şirketine başvurulmamışsa temerrüt faiz dava tarihinden itibaren işletilmeye başlayacakken, sigorta şirketine daha öncesinde tazminatı ödemesine ilişkin başvuru yapılmış ise başvurudan 8 işgünü sonrası için temerrüt faiz işlemeye başlamış sayılacaktır.

Cismani Zarar Sebebiyle Tazminat Davalarında Zamanaşımı

Trafik kazasının kişide cismani zarara neden olması halinde zarar veren failin ve fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl her ihtimalde ise 10 yıl içinde tazminat davası açılmalıdır.

Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat Davalarında Yetkili ve Görevli Mahkeme

Ölüm veya bedensel zararlar nedeniyle açılacak tazminat davalarında genel yetkili mahkeme davalı gerçek ya da tüzel kişinin yerleşim yeri mahkemesidir.(HMK m.6)

Bunun yanında haksız fiilden doğan davalardaki yetki kuralı da geçerli olabilmektedir. Buna göre; Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzun 16. Maddesine göre haksız fiilden doğan davalarda:

  1. Haksız fiilin işlendiği yer,
  2. Zararın meydana geldiği yer,
  3. Zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkili mahkeme olarak kabul edilebilecektir.

Ölüm veya bedensel zararlar nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesi’dir (HMK md.2/1). 

Ancak tazminat davasının trafik sigortasını yapan şirkete açılacak olması ihtimalinde işbu davaya bakmaya görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi’dir. (6102 sayılı TTK md. 4/1-a, md.5/1).

Zira sigorta şirketinin sorumluluğu TTK’nın 4/1-a ve 5/1 maddeleri uyarınca ticari bir işten kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, trafik kazası nedeniyle aracı sigortalayan sigorta şirketine dava açılacaksa bu dava Asliye Ticaret Mahkemesi’nde açılmalıdır.

Cismani zarar sebebiyle trafik kazası tazminat davası zarar gören ve kanuni temsilcileri ve mirasçılar tarafından haksız fiile sebebiyet veren faile ve aracın sahibi, aracın işleteni, aracın sürücüsü veya sigorta şirketine karşı açılabilmektedir.

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir