İmam Nikahlı Eşin Destekten Yoksun Kalma Tazminat Hakkı

İmam Nikahlı Eş Destekten yoksun kalma tazminatından faydalanabilmketedir. Zira Destek Tazminatına hükmedilebilmesi için resmi bir evlilik bağı ile bağlı olunması gerekmediği gibi, mirasçı olunmasına da gerek yoktur. Yerleşmiş yargı kararları gereğince resmi evlilik bulunmasa bile geleneğe göre destek ile imam nikahı bulunan eşin de ölenin desteğinden yoksun kaldığı ve tazminatı isteyebileceği kabul edilegelmektedir. Bölüm sonunda yer alan Yargıtay 17. HD 25.11.2015 ve 04.07.2018 Tarihli Kararlarında da ilgili husus hükme bağlanmıştır.
Tazminat Hukuku Davaları

Resmi Nikahı Bulunmayanların Tazminat Hakkı Var Mıdır?

Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için resmi bir evlilik bağı ile bağlı olunması gerekmediği gibi, mirasçı olunmasına da gerek yoktur. Kişinin sağ iken devamlı ve düzenli destekte bulunduğu herkesin bu tazminatı talep etme hakkı vardır. Bu noktada herhangi bir akrabalık ilişkisi koşulu yoktur. 

Yerleşmiş yargı kararları gereğince resmi evlilik bulunmasa bile geleneğe göre destek ile imam nikahı bulunan eşin de ölenin desteğinden yoksun kaldığı ve tazminatı isteyebileceği kabul edilegelmektedir. 

Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu‘nun 13.04.2011 Tarih, 2011/173-Esas, 2011/242-Karar sayılı kararında “….Somut uyuşmazlıkta, davacı, müteveffanın boşandığı eşi olduğunu ancak fiili olarak birlikte yaşamaya devam ettiklerini, bu nedenle müteveffanın desteğinden yoksun kaldığını ileri sürmektedir. Dosya kapsamından da, davacının müteveffa ile boşandığı ve yabancı uyrukla bir kadınla evli olduğu ve halen bu evliliğin devam ettiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, destekten yoksun kalma tazminatı istemi için resmi bir evlilik bağı ile bağlı olunması gerekmediği gibi, mirasçı olunmasına da gerek yoktur. Önemli olan, düzenli ve eylemli bir birliktelik ve destek ihtiyacının kanıtlanmasıdır. Hukuk Genel Kurulu’nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında ‘BK.nun 45. maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür….’denmiştir.” Şeklinde destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için resmi bir evlilik bağı olmasının gerekmediği ifade edilmiştir.

Kimler Destekten Yoksun Kalma Tazminatını İsteyebilir?

Kişinin sağ iken devamlı ve düzenli destekte bulunduğu herkesin bu tazminatı talep etme hakkı vardır. Bu noktada herhangi bir akrabalık ilişkisi koşulu yoktur.

Örneğin ölenin kız arkadaşı, nişanlısı, kuzeni veya yeğeni vs. Ancak burada devamlı ve düzenli desteğin varlığı ispatlanmalıdır.

İspat külfetinin istisnası olup aksi ispat edilmedikçe haklarında ölen kişiden destek aldıkları yönünde karine bulunan kişiler ise anne, baba, eş ve çocuktur. Çünkü hayatın olağan akışına göre aralarında bağ bulunan bu kişilerin uygulamada birbirlerine hayat boyu destekte bulundukları kabul edilir.

Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Şartları Nelerdir?

  • Destekten yoksun kalma tazminatı, kişinin hayatta iken yakınlarına sağlamış olduğu veya olacağı yardımdan kendisinin ölmesi halinde artık diğerlerinin bu destekten mahrum kalması sebebi ve yakınlarının maddi kayıp yaşamaması amacıyla düzenlenen maddi tazminattır. Şartları:

  1. Ölenden başka bir kişinin kusuru sonucu ölüm olayı gerçekleşmelidir.
  2. Kişi ölenin destekçisi konumunda olmalıdır.
  3. Kişi ölenin kazadan önce sürekli ve düzenli olarak sağladığı desteğe muhtaç olmalıdır.

Erkek Çocuğun Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Hayatın olağan akışına göre çocuklar reşit olana dek anne ve babanın gözetim ve bakımı altında bulunmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatında ise aksi ispat edilmedikçe aile bireylerinden birinin ölmesi durumunda diğerlerinin (anne, baba, eş ve çocuk vs.) ona destek verdiği yönünde karine bulunur.

Bu nedenle erkek çocuğun destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için ölenden destek aldığı yönünde ispatta bulunmasına gerek bulunmamaktadır.

Bu husus Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 03.05.2023 Tarihli, 2022/15522 E., 2023/5868 K. Sayılı kararında “….Destekten yoksun kalma tazminatına esas zararın tespitinde, destekten yoksun kalanlara, ölenin sağlığında sağlamış olduğu/olacağı yardımın miktarı doğru şekilde belirlenmelidir.

1.Dairemizin yerleşik uygulamasına göre; desteğin çocuğu yok ise gelirini eşi ile eşit paylaşacağı kabul edilerek gelirden destek ile eşin %50’şer pay alacağı; desteğin çocuğu var ise destek ile eşin 2’şer, her bir çocuğun 1’er pay alacağı; desteğin eşi, çocuğu, ana ve babası var ise destek ile eşin 2’şer, çocuklar ile ana ve babanın 1’er pay alacağı kabul edilmektedir. Türk aile yapısıyla da uyumlu olan bu sistemde desteğin geliri aile bireyleri tarafından birlikte paylaşılmakta, aile bireyleri (özellikle çocuklar) arttıkça gelirden alınacak pay düşmekte, azaldıkça gelirden alınacak pay artmaktadır.

2.Yine istikrarlı uygulamamız gereğince; çocukların pay dağılımından çıkması durumunda, bu çocuğun payı destek, eş ve diğer çocuklara dağıtılmakta, ana ve babaya verilmemektedir. Ana ve babadan birinin pay dağılımından çıkması hâlinde ise payı diğerine aktarılmakta, ana ve baba ile çocukların tamamının pay dağılımından çıkması durumunda ise desteğin gelirini eşi ile eşit paylaşacağı varsayımı ile gelirden destek ile eşin %50’şer pay alacağı kabul edilerek tazminat hesaplanmaktadır….” denilmek suretiyle çocukların halihazırda kazandıkları tazminattaki paylarına ilişkin yerleşik uygulama açıklanmıştır.

Kız Çocuğun Destekten Yoksun Kalma Tazminatı

Hayatın olağan akışına göre çocuklar reşit olana dek anne ve babanın gözetim ve bakımı altında bulunmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatında ise aksi ispat edilmedikçe aile bireylerinden birinin ölmesi durumunda diğerlerinin (anne, baba, eş ve çocuk vs.) ona destek verdiği yönünde karine bulunur. Bu nedenle kız çocuğun destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için ölenden destek aldığı yönünde ispatta bulunmasına gerek görülmemektedir. Bu tazminatın çocukların yaşına bağlı olarak ne kadar süre ödeneceği hususu ise Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 02.05.2023 Tarihli, 2023/1325 E., 2023/4643 K. Sayılı kararında “…Gerçek zarar hesaplanması yönteminde, hak sahibi eşin kalan ömür süresi daha uzun olsa bile, destek süresi, sigortalının kalan ömrü ile sınırlı olup çocuklardan erkeğin 18, ortaöğretimde 20, yüksek öğretim durumunda 25 yaşını doldurduğu tarih itibarıyla gelirden çıkacağı kabul edilmeli, evlenme tarihine kadar gelire hak kazanacağı belirgin bulunan kızın, aile bağlarına, sosyal ve ekonomik duruma, ülke şartlarına ve yörenin töresel koşullarına göre evlenme yaşı değişkenlik arz ettiğinden bu konuda Türkiye İstatistik Kurumunca bölgelere göre hazırlanan istatistiklerden yararlanılmalıdır….”denilerek bu tazminatın yüksek öğrenim gören çocuklarda 25 yaşına kadar sağlanacağı karara bağlanmıştır.

İmam Nikahlı Eşin Manevi Tazminat Hakkı Yargıtay Kararları

Manevi tazminat davası, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddi tazminata ilişkin düzenlemelerinin devamında m.56’da yer almakta olup “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmüne amirdir. Buna göre manevi tazminat davasında, kişinin meydana gelen kayıplar nedeniyle yaşadığı üzüntü ve yıpranmanın bir miktar hafifletilmesi ve aynı zamanda kazaya sebep olanların daha dikkatli ve özenli olmasının teşviki amaçlanır. Yargıtay hukuk Genel Kurulu 23.06.2004 Tarihli ve 13/291-370 sayılı karara göre de “…aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir…”

Yasal mevzuattan görüleceği üzere manevi tazminat talep edebilecek kişiler yönünden bir sınırlamaya gidilmemiş; zarar gören veya yakınları denilerek tazminatın kapsamı geniş tutulmuştur. Dolayısıyla imam nikahlı eşin de Türkiye’nin geleneksel yapısı göz önüne alındığında herhangi bir kaza durumunda manevi tazminat talep edebileceği söylenebilir. Nitekim bu husus aşağıdaki Yargıtay kararlarına da konu olmuştur.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 25.11.2015 Tarihli, 2014/4811 E., 2015/12693 K. Sayılı Kararı

‘‘…meydana gelen kazada, motorsiklette yolcu olarak bulunan davacının imam nikahlı eşi D.Ö.’in vefat ettiğini, kazada davalı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, yolcu olan desteğin kusuru olmadığını, küçük G.’ın kazadan kısa bir süre sonra 20.06.2010 tarihinde doğduğunu ve babasız dünyaya geldiğini belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla; imam nikahlı eş H.ve kızı G. için ayrı ayrı 2.500,00’er TL destekten yoksun kalma tazminatı ile imam nikahlı eş H.için 25.000,00 TL ve küçük G. için 20.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; yargılama sırasında davacı vekili maddi tazminat talebini imam nikahlı eş H.için 103.146,16 TL ve çocuk G. için 42.200,10 TL den toplam 145.346,26 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı vekili, imam nikahlı eşin maddi tazminat talep hakkı olmadığını, manevi tazminat taleplerinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur….Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, maddi tazminat talebinin kısmen kabulüyle davacı imam nikahlı eş Hülya için 80.000,00 TL, davacı küçük G. için 45.200,10 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline; manevi tazminat talebinin kısmen kabulüyle davacı imam nikahlı eş H.için 15.000,00 TL ve küçük çocuk G. için 7.500,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. Ancak her ne kadar Mahkemece davacı H.nın imam nikahlı eş olduğu, resmi nikahı olmadığı gerekçesiyle maddi tazminattan %10 oranında hakkaniyet indirimi yapılması hususu temyiz edenin sıfatına göre bozma nedeni yapılmamıştır….SONUÇ : Yukarıda 1 numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,….hükmün bu şekli ile DÜZELTİLEREK ONAN MASINA,…

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 4.7.2018 Tarihli, 2015/13406 E., 2018/6738 K. Sayılı Kararı

………………….Mahkemece iddia, savunma, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava ve ıslah dilekçesinin kısmen kabulüyle davacı … için kendisinin sürekli işgöremezlik zararından dolayı 84.178,37 TL, gelir kaybından dolayı 4.500,00 TL, tedavi için gereken yol masraflarından dolayı 400,00 TL, imam nikahlı eşinin desteğinden mahrum kalmasından dolayı ise 86.066,22 TL olmak üzere toplam 175.144,59 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp belirtilen davacıya verilmesine, hükmedilen bu bedele davalı -gerçek kişiler yönünden olay tarihi olan 06/03/2011 tarihinden itibaren, davalı … Anonim Şirketi yönünden ise dava tarihi olan 03/08/2011 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine, davacı … için kendisinin yaralanmasından dolayı 15.000,00 TL, imam nikahlı eşini kaybetmesinden dolayı ise 10.000,00 TL olmak üzere toplam 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 06/03/2011 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalı gerçek kişilerden müştereken ve müteselsilen alınıp belirtilen davacıya verilmesine,…..karar verilmiş; hüküm, davalılar … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-)Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve maluliyete dair bilirkişi raporunun hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalılar … ve … vekilinin aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-)Dava Borçlar Kanunu’nun 46. maddesi (6098 Sayılı TBK madde 54) gereğince çalışma gücünün kaybı sebebiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Çalışma gücü kaybı zararının hesabında yaralanan veya malul olanın gelirinin belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır. Somut olayda mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, dosyada mevcut sosyal ve ekonomik durum araştırmasına göre davacının lokanta işlettiği ve aylık gelirinin 2.000,00 TL olduğu, … 1. Aile Mahkemesi dosyasında mevcut tutanakta da aylık gelirinin 1.000,00 TL olduğu, davacı …’in tespit edilen bu iki miktarın ortalaması olan 1.500,00 TL aylık geliri olduğu değerlendirilerek bu miktar üzerinden tazminat hesabı yapılmış ise de, davacının gelirinin belirlenmesinde yapılan araştırma yeterli olmamıştır. Davacı gibi aylık net sabit geliri olmayan serbest olarak mesleki çalışma yapan, ticari işletmesi bulunan veya tarımsal faaliyet … eden kişiler yönünden işletmesine dair bilgileri, işletme defteri ve vergi kayıtları toplanarak, yapılan işten sağlanan bir gelirin bulunması halinde bu gelirin elde edilmesinde yaralı ya da malul olan kişinin bedensel ve yönetsel katkısı belirlenip, kişinin yerine başkasının çalıştırılması olanağı gözönüne alınarak ona yapılacak ya da yapılması gereken ücret temel esas alınarak bu miktar üzerinden çalışma gücü zararının hesaplanması gereklidir. Bu bakımdan böyle bir davada gerçek zararın belirlenmesi için, davacının gelirinin daha net kriterlerle ortaya konulması gerekmekte olup, açıklanan hususlar gözönüne alınarak hakkaniyete uygun muhtemel bir gelirin belirlenmesi ile uzman aktüer bilirkişiden yeniden bilirkişi raporu alınması gerekirken, yazılı olduğu şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalılar … ve … vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan sebeplerle davalılar … ve … vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istenmesi halinde temyiz eden davalılar … ve …’a iadesine 04/07/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

İmam Nikahlı Eş Tazminat Davası - Emsal Karar

  TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR

                    T.C.

              ANKARA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2022/893 Esas

KARAR NO : 2023/610

HAKİM : Mutlupınar ŞENGEL  37268

KATİP  : Duygu DEVELİOĞLU  238312

DAVACI : Hxxxx Öxxxxx – T.C. Kimlik No: 2xxxxxxxxxx 

VEKİLİ : Av. RÜŞTÜ UFUK BARANOĞLU – Av. Bilal SAYIN 

DAVALI :TÜRKİYE SİGORTA ANONİM ŞİRKETİ 

VEKİLLERİ : Av. S xxx Sxxxxx

DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)

DAVA TARİHİ: 29/12/2022
KARAR TARİHİ : 17/10/2023
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 26.10.2023
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 11.11.2021 tarihinde Ankara’da meydana gelen trafik kazası neticesinde müvekkili Hxxxx Öxxxxx’in imam nikahlı eşi ve farazi desteği Dxxxxx Kxxxxx’nun vefat ettiğini, müvekkilinin müteveffanın desteğinden yoksun kalarak maddi ve manevi açıdan zarara uğradığını, kazanın oluşumunda davalı sigorta şirketine sigortalı bulunan 06 BJT 946  plakalı araç sürücüsü Umut Cxx Şxxxxx’ün kusurlu ve sorumlu olduğunu, kaza nedeniyle meydana gelen vefat neticesinde destekten yoksun kalma tazminatı taleplerine ilişkin doğrudan doğruya Türkiye Sigorta A.Ş’ye 25.11.2021 tarihinde yazılı başvuruda bulunulduğunu, sigorta şirketinin yaptıkları başvuruya olumlu veya olumsuz herhangi bir cevap vermemesi üzerine taraflarınca arabuluculuğa başvurulduğunu, ancak bir anlaşma sağlanamadığını, kaza tespit tutanağında 06 BJT 946  plakalı araç sürücüsü Uxxxx Cxx Şxxxxx’ün kuralları ihlal ettiğinin belirtildiğini, sigorta şirketine 338575420 No’lu poliçeyle sigortalanan 06 BJT 946 plakalı araç sürücüsünün kusurlu ve sorumlu olduğunu, bu zararın davalı sigorta şirketi tarafından karşılanması gerektiğini, müvekkiline destekten yoksun kalma tazminatı ödenmesi gerektiğini, müvekkili Hxxxx Öxxxxxxxx ve eski eşi Dxxxxx Kxxxxxx’nun Ankara 13. Aile Mahkemesinin 02.09.2020 Tarih, 2020/584-E, 2020/459-K sayılı kararıyla anlaşmalı olarak boşandıklarını, ancak fiili birlikteliklerinin devam ettiğini, müvekkilinin eski resmi nikahlı eşi ve vefat tarihinde imam nikahlı eşi olan müteveffa ve müşterek çocukları ile boşandıktan sonra dahi aynı evde yaşamaya devam ettiklerini, somut olayda müvekkilinin tüm zararlarından davalı şirketin sorumlu olduğunu ileri sürerek, müvekkili Hxxxx Öxxxxxxxx lehine 100,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının kaza tarihi olan 11.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt (avans) faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama gideri ve avukatlık ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş; belirsiz alacak davası olarak ikame edilen davada yargılama sırasında verilen 14.09.2023 tarihli talep artırım dilekçesi ile dava değerini 281.083,68-TL olarak artırmıştır.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 06 BJT 946 plakalı aracın müvekkili şirkete 28/03/2021-28/03/2022 tarihleri arasında geçerli olmak üzere  338575420/0  numaralı Karayolu Zorunlu Mali Mesuliyet Poliçesi ile sigortalı olduğunu, poliçeden dolayı sorumluluklarının sigortalının kusuru oranında olduğunu, bedeni zararlarda şahıs başına azami 430.000,00-TL ile sınırlı olduğunu, trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanların sigortacıya dava açmadan önce yazılı başvurmak zorunda olduklarını, zararın tespiti açısından gerekli belgelerin ibraz edilmesi sureti ile usulüne uygun yazılı başvurusundan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerektiğini, müteveffa  Dxxxxx Kxxxxx’nun vefatı sebebiyle talep edilen tazminata ilişkin belgelerin eksiksiz olarak müvekkili şirkete iletilmediğini, davacının müvekkilin imam nikahlı eşi olduğunu iddia ettiğini, davacı Hxxxx Öxxxxx ile müteveffa arasında resmi bir evlilik bulunmadığını, ölenin yaşarken resmi bir evlilik gibi davacıya maddi desteğinin olduğunun kanıtlanması gerektiğini, davacının sosyo-ekonomik durumunun araştırılmasını, TRH-2010 kadın/erkek tablosu ve %1,8 teknik faiz kullanılarak hesaplama yapılmasını ve Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden kusur raporu alınmasını talep ettiklerini belirterek, davanın reddine, masraf ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, trafik kazası sonucu vefat eden Dxxxx Kxxxxx’nun desteğinden yoksun kaldığını iddia eden davacının, bu nedenle uğradığı destekten yoksun kalma zararının kazaya karışan aracın zorunlu mali sorumluluk (Trafik) sigortasını temin eden davalı sigorta şirketinden poliçesi kapsamında tazmini istemine ilişkindir. 

İncelenen tüm dosya ve evrak kapsamı itibari ile; Davada çözümü gereken yön, meydana gelen trafik kazasında kazaya karışanların kusur durumu, ölen Dxxxx Kxxxx’nun davacının fiili desteği olup olmadığı, davacının söz konusu ölüm olayı nedeniyle destekten yoksun kalma zararına uğrayıp uğramadığı, uğramış olduğunun belirlenmesi halinde bunun miktar ile kapsamının tayin ve tespiti noktasındadır.

Mahkememizce davaya konu uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak gerekli deliller toplanmış, davacı tarafça gösterilen tanıklar duruşma sırasında dinlenmiş, emniyet araştırılması yaptırılarak, bu konuda gelen 10.05.2023 tarihli cevabi yazı dosyaya eklenerek, dosyanın bilirkişilere tevdine karar verilmiş olmakla, bilirkişiler tarafından gerekli incelemeleri içeren 11.09.2023 tarihli raporun düzenlendiği, davacı tarafça talep artırım dilekçesinin sunulduğu, davalı vekilinin rapora ve talep artırımına karşı beyan ve itirazda bulunduğu görülmekle, tahkikat tamamlanmıştır.

Bu durumda; yapılan yargılamaya, toplanan delillere, alınan bilirkişi raporuna ve tüm dosya kapsamına göre; kazanın, 11.11.2021 günü saat 20.30 sıralarında dava dışı Uxxxx Cxxx Şxxxx sevk ve idaresindeki davalı şirkete sigortalı 06 BJT 946 plakalı araç ile Ahi Mesut Bulvarını takiben Sincan Vatan Caddesi istikametine seyir halindeyken, solundan orta refüj üzerinden karşıya geçmek isteyen yaya olan müteveffa Dxxxx Kxxxxx ile kızı İxxxxx Nxx Kxxxxxx’ya aracının sol ön köşe kısmı ile çarpması şeklinde meydana geldiği, kaza sonucunda savrularak park halinde bulunan başka bir aracın arka alt kısmına düşen Dxxxx Kxxxxx’nun vefat ettiği, kazanın meydana gelmesindeki temel nedenin, müteveffa yaya Dxxxx Kxxxx ve mağdure Ixxxxx Nxxx Kxxx’nun olay yerinin yakınında, 73 m geride bulunan yaya üst geçidini kullanmayarak, kendi can güvenliklerini tehlikeye düşürecek şekilde orta refüj üzerinden kontrolsüz biçimde yola girmeleri olduğu, kazanın yan etkenlerinin ise sürücü Uxxx Cxxx Şxxxxx’ün yerleşim yeri içerisindeki seyri sırasında hızını mahal şartlarına göre ayarlamaması olduğu, bu durumda meydana gelen davaya konu kazada müteveffa Dxxxxx Kxxxx ve mağdure dava dışı Ixxxxx Cxxx Kxxx’nun %70 oranında asli kusurlu oldukları, dava dışı sürücü Uxxx Cxxx ‘ün % 30 oranında tali kusurlu olduğu, müteveffa Dxxx Kxxxxx’nun kaza tarihi olan 11.11.2021 tarihinde 51 yıl 6 ay 8 gün yani 52 yaşında olup, TRH 2010 Erkek yaşam tablosuna göre muhtemel yaşam süresinin 24,06 yıl yani, 24 yıl 22 gün olduğu, buna göre müteveffa yaşasaydı muhtemel yaşam süresinin 03.12.2045 tarihine kadar devam edeceğinin varsayıldığı, müteveffanın imam nikahlı eşe desteklilik ilişkisi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; müteveffanın resmi evlilik olmadan hayatlarını birleştirip, eylemli ve düzenli olarak karı-koca gibi birlikte yaşayıp yaşamadıklarının araştırılıp, desteklik olgusunun varlığı halinde destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanılanilabileceği hususunun Yargıtay’ın yerleşmiş görüşü olduğu, desteklik olgusunun kanıtlanması açısından davacı tanıkları dinlenmiş olup, davacı tanıkları müteveffanın kardeşi olan Dxxx Kxxxx ve müteveffanın yaşadığı apartmanda komşusu Axxx Kxx vermiş oldukları beyanlarında özetle; müteveffa ve davacının çocukları ile birlikte destek ilişkisi içerisinde beraber yaşadıklarını, çevrede evli olarak bilindiklerini, davacının geçiminin birlikte yaşadığı eski eşi müteveffa Dxxx Kxxxxx tarafından sağlandığını bildirdikleri, yaptırılan emniyet araştırmasında müteveffanın yaşadığı apartman yöneticisinin beyanına göre, müteveffa ve imam nikahlı davacı eşin beraber yaşadıklarının belirtildiği, bu durumda dinlenen tanık beyanlarına, yaptırılan emniyet araştırması sonucuna ve dosyaya sunulan davacı ve ölen Dxxxx Kxxxxx’nun birlikteliğini gösteren fotoğraflara göre, müteveffa Dxxxxx Kxxxxx’nun davacı Hxxxxx Öxxxxxx’in desteği olduğunun kabulü sonucuna varıldığı, kusur durumu da dikkate alınarak Yargı içtihatlarına uygun olarak yapılan hesaplama sonucu davacı Hxxxxx Öxxxxxxx’in destekten yoksun kalma zararının toplam 377.456,86-TL olarak belirlendiği, ancak kaza tarihi olan 2021 yılı itibariyle ZMSS poliçeleri sigorta teminat limitinin 430.000,00-TL olup, bu tutarın garamaten paylaşımı sonucu davacının talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminat tutarının 281.083,68-TL olarak belirlenmiş olup, davacının bu tutarı davalı sigorta şirketinin temerrüde düştüğü tarih olan 07.12.2021’den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep hakkının bulunduğu, davalı sigorta şirketinin yaptığı itirazların yerinde görülmediği, mahkememize sunulan bilirkişi raporunda belirlenen kusur oranları ile davaya konu kazaya ilişkin olarak yapılan ceza yargılaması sonucu verilen kararda kabul edilen kusur durumunun birbiri ile örtüştüğü, kazaya ilişkin olarak Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.02.2023 tarihli kararda özetle, “Ankara Adil Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin 29.12.2021 tarihli raporuna göre; sürücü Uxxxx Cxx Şxxxx’ün sevk ve idaresindeki 06 BJT 946 plakalı otomobili ile seyri sırasında seyir yönüne hitap eden levhaları dikkate almadığı, yerleşim yeri içerisindeki seyri sırasında hızını mahal şartlarına göre ayarlamadığı, geldiği olay yerinde seyrine göre solundan orta refüj üzerinden yola giren yayalara hızı nedeniyle etkin önlem alamadığı, aracıyla çarpmasıyla meydana gelen olayda dikkatsizliği, tedbirsizliği ve kurallara aykırı hareketiyle tali kusurlu olduğunun, müteveffa yaya Dxxxx Kxxx ile mağdur Ixxxx Nxx Kxxxx’nun karşıdan karşıya geçmek istedikleri sırada olay yerine 73 metre uzaklıkta bulunan yaya üst geçidini kullanmadıkları, kendi can güvenliklerini tehlikeye düşürecek şekilde, taşıt yolu üzerinde seyir halinde olan araçlara rağmen orta refüj üzerinden kontrolsüz biçimde yola girdikleri, bu haliyle bölünmüş yol üzerinde ilk geçiş hakkına sahip biçimde gelen sürücü Uxxxx Cxx Şxxxxxx’ün sevk ve idaresindeki 06 BJT 946 plakalı otomobilin seyir yoluna girip, çarpmaya maruz kaldıklarının belirtildiği olayda; dikkatsiz, tedbirsiz ve kurallara aykırı hareketleri nedeniyle her biri kendi yaralanma ve ölüm olayında asli kusurlu olduklarının belirtildiği, tanık anlatımlarının da Adli Tıp Kurumunun rapor içeriği ile uyumlu olduğu” belirtilmekle, ceza yargılamasında belirlenen ve kabul edilen kusur durumu ile mahkememize sunulan bilirkişi raporunda belirlenen kusur durumunun birbirini teyit ettiği, davalıya sigortalı araç sürücüsünün tali kusuru ile karıştığı trafik kazası sonucu davacı Hxxxxx Öxxxxx’in fiili desteği olan Dxxxx Kxxxxx’nun vefatı nedeniyle, davacının uğradığı destekten yoksun kalma zararından davalı sigorta şirketinin sorumluluğuna isabet eden tutarın yapılan hesaplamalar sonucu 281.083,68-TL olup, davacının dava değerini bu tutar üzerinden talep artırımı suretiyle artırdığı, davalı sigorta şirketinin bu tutardan kendisine yapılan başvurunun tebliğ tarihi olan 25.11.2021 tarihinden 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 99. Maddesinde belirtilen yasal süre olan 8 iş günü sonrasına isabet eden 07.12.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya karşı sorumlu olduğu, sigorta şirketlerinin sorumluluğunun başlayabilmesi ve temerrüde düşebilmeleri için başvuruda bulunmanın yasal bir şart olması nedeniyle, davacının kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesine ilişkin talebi ile davaya konu kazanın ticari bir işlem ve eylem niteliğinde olmadığından avans faizi hükmedilmesine ilişkin feri nitelikteki taleplerinin yerinde görülmemesi nedeniyle reddine, reddine karar verilen hususların feri nitelik taşımasından dolayı, davalı taraf yararına bu nedenle yargılama gideri ve vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, davanın talep artırımı sonucu artırılan miktar üzerinden kabul edilmiş olması nedeniyle tüm yargılama giderleri ile vekalet ücreti ve arabuluculuk giderinin davalı tarafa yüklenmesine karar vermek gerekmekle, açıklanan esaslara ve varılan hukuki sonuca uygun olarak aşağıdaki şekilde hüküm fıkrası oluşturulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın, talep artırım dilekçesindeki miktar üzerinden KABULÜ ile,  281.083,68 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan 07/12/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile DAVACIYA ÖDENMESİNE, 2-Davacının yerinde görülmeyen kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesi ve avans faizi hükmedilmesine ilişkin feri nitelikteki taleplerinin REDDİNE,  3-Hüküm altına alınan 281.083,68-TL üzerinden hesaplanan 19.200,82-TL harçtan, davacı tarafından peşin harç olarak yatırılan 80,70-TL ile yargılama sırasında yapılan ıslah sonucu yatırılan 959,69-TL harcın mahsubu sonucu kalan 18.160,43‬-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,  4- Davacı tarafından yapılan 80,70-TL başvuru harcı, 80,70-TL peşin harç, 37,1‬0-TL vekalet harcı, 959,69-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 1.158,19‬-TL harç giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,  5-Davacı tarafça tüm yargılama sürecinde yargılama gideri olarak yapılan bilirkişi ücreti karşılığı 3.000,0‬0-TL, dosya kapak masrafı 10,00-TL, tebligat posta giderleri karşılığı 50,25‬-TL olmak üzere toplam 3.060,25‬-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 6-Davalı tarafça yapılan 11,50-TL vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına, 7-Davacı davasını bir vekil vasıtası ile takip ettiğinden AAÜT hükümleri uyarınca belirlenen  44.162,55-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, 8-Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A (13). Maddesi uyarınca karar tarihinde yürürlükte bulunan Arabuluculuk Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00-TL arabuluculuk giderinin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 9-Taraflarca yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgilisine iadesine,  Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Ankara BAM’da İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/10/2023

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir